Ekonomide yeni bir dönem başladığında hepimizin yaptığı doğal bir hata var:
Takvimin değişmesini, davranışların da değişmesi sanıyoruz.
Yeni bir faiz kararı geliyor.
Yeni bir enflasyon verisi açıklanıyor.
Kur farklı bir seviyeye geliyor.
Borsa yeni bir denge arıyor.
Fonların getirileri değişiyor.
Ve bir anda bütün piyasanın geçmişi geride bıraktığını düşünüyoruz.
Oysa piyasalar takvim yaprakları gibi çalışmaz.
Bir tarih değiştiğinde yatırımcının hafızası değişmez.
Şirketin maliyeti değişir ama geçmişte yaşadığı kur şoku hafızasından silinmez.
Tüketicinin fiyat algısı değişir ama yıllarca yaşadığı enflasyon deneyimi bir gecede ortadan kalkmaz.
Yatırımcı yeni bir faiz oranını görür ama daha önce hangi faiz ortamında ne yaşadığını unutmaz.
Basiretli yönetilen, şeffaflığı ve hakkaniyeti gözeten, risk yönetimini işinin merkezine koyan fonlar ve portföy yönetimi şirketleri yalnızca yatırımcı için değil, bütün finansal ekosistem için büyük önem taşır. Çünkü sermaye piyasalarında güvenin oluşması ve sürdürülebilmesi, tek tek ürünlerin performansından çok daha büyük bir meseledir.
Güven, finansal piyasaların çimentosudur; bu güveni inşa eden ve koruyan kurumlar ise piyasanın sağlıklı gelişmesi açısından kıymetli birer yapı taşıdır.
Ancak finansal piyasalarda güvenin oluşması kadar, yaşanan olumsuzlukların ardından yeniden tesis edilmesi de zaman alır.
Çünkü yatırımcı yalnızca bugünkü tabloya değil, daha önce yaşadıklarına da bakar.
Piyasa rakamları hızlı değiştirebilir; yatırımcının hafızasını aynı hızda değiştiremez.
Ekonomi sadece rakamlardan oluşmaz
Ekonomiye baktığımızda çoğu zaman rakamları görüyoruz.
Enflasyon yüzde kaç?
Faiz kaç?
Döviz kuru ne kadar?
Borsa nerede?
Fonlar ne kazandırdı?
Oysa piyasanın önemli bir bölümü rakamlardan önce beklentilerle hareket eder.
Yatırımcı bugünkü enflasyondan çok yarın ne olacağını düşünür.
Şirket bugünkü maliyetinden çok birkaç ay sonra maliyetinin ne olacağını hesaplamaya çalışır.
Tüketici ise yarın daha pahalı olacağını düşündüğü ürünü bugün almak isteyebilir.
Bu nedenle ekonomi yalnızca gerçekleşmiş verilerin toplamı değildir.
Ekonomi aynı zamanda insanların geleceğe ilişkin düşüncelerinin ve beklentilerinin de bir yansımasıdır.
Bu düşünceler bazen çok küçük bir fiyat üzerinden bile kendisini gösterir.
Sokakta bir adet süt mısırın 150 liraya satılması elbette yalnızca mısırın fiyatıyla ilgili değildir.
Asıl mesele, toplumun hangi noktada yüksek fiyatları sorgulamayı bırakıp onları “normal” kabul etmeye başladığıdır.
“Her şey zaten pahalı” cümlesi, bazen tek başına bir ekonomik veriden daha fazla şey anlatır.
Enflasyonun en dikkat edilmesi gereken sonuçlarından biri, fiyatların yükselmesi kadar yüksek fiyatların zaman içerisinde normalleşmesidir.
Piyasa geçmişi taşır
Bir ülkede uzun süre yüksek enflasyon yaşandığında bunun etkisi yalnızca fiyat endeksinde görülmez.
Davranışlara yerleşir.
Esnaf fiyatını belirlerken geçmişi hatırlar.
Çalışan ücret görüşmesi yaparken geçmiş enflasyonu hatırlar.
Şirket yatırım kararı verirken geçmiş kur hareketlerini hatırlar.
Yatırımcı portföy oluştururken daha önce yaşadığı kazançları ve kayıpları hatırlar.
Bu nedenle ekonomide yeni bir dönem başladığında, eski davranışların hemen ortadan kalkmasını beklemek gerçekçi değildir.
Özellikle finansal piyasalarda güvenin yeniden oluşması, fiyatların yeniden oluşmasından daha uzun sürebilir.
Bir yatırımcı kötü bir deneyim yaşadıysa, piyasa koşulları daha sonra değişmiş olsa bile aynı riski eskisi kadar kolay almak istemeyebilir.
Bu irrasyonellik değildir.
İnsan, parasına ilişkin karar verirken geçmiş deneyimlerini de hesaba katar.
Fonlarda güvenin yeniden kurulması zaman alır
Finansal piyasalarda yaşanan sorunları konuşurken bütün fonları veya bütün portföy yönetim şirketlerini aynı kefeye koymak doğru değildir.
Basiretli yönetilen, şeffaflığı ve hakkaniyeti gözeten, risk yönetimini işinin merkezine koyan kurumlar finansal sistemin sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşır.
Çünkü finansal piyasalarda güven yalnızca bir ürünün performansıyla değil, şeffaflık, öngörülebilirlik, risk yönetimi ve zaman içinde oluşan kurumsal itibarla da ilişkilidir.
Ancak yatırımcının yaşadığı bir olumsuz deneyimin etkisinin, piyasa koşullarındaki değişimle aynı hızda ortadan kalkması beklenmemelidir.
Yatırımcı önce bakar.
İnceler.
Sorar.
Bekler.
Çünkü güven, yalnızca iyi sonuçlarla değil, zaman içerisinde tutarlı ve şeffaf uygulamalarla oluşur.
Piyasa koşullarının değişmesiyle fonların performansı da zaman içerisinde farklılaşabilir. Ancak bunun yatırımcı nezdindeki güveni aynı hızda yeniden oluşturacağını varsaymak doğru olmaz.
Çünkü yatırımcı için kayıp yalnızca ekrandaki yüzde değildir.
O para emeklilik planıdır, çocuğunun eğitimidir, ev alma hayalidir veya yıllarca biriktirilmiş sermayedir.
Bu nedenle finansal sistemde güveni korumak, getiriyi korumak kadar önemlidir.
Getiri yatırımcıyı çeker; güven yatırımcıyı tutar.
Dün doğru olan, bugün doğru olmak zorunda değil
Yüksek enflasyon dönemlerinde insanların parasını korumaya çalışması son derece anlaşılabilir.
Gayrimenkul.
Altın.
Döviz.
Hisse senedi.
Fon.
Mevduat.
Her dönemde bunlardan biri veya birkaçı yatırımcının gündeminde daha fazla yer aldı.
Fakat yatırımın temel kurallarından biri değişmiyor:
Bir yatırım aracının geçmişte iyi performans göstermesi, gelecekte aynı performansı göstereceği anlamına gelmez.
Faiz değişir.
Enflasyon değişir.
Likidite değişir.
Risk iştahı değişir.
Şirket kârlılıkları değişir.
Beklentiler değişir.
Bu nedenle yatırımcı için en tehlikeli cümlelerden biri:
“Bu hep kazandırdı.”
Hiçbir yatırım aracı “hep” kelimesini hak edecek kadar basit değildir.
Geçmiş performans yatırım tezinin kendisi değil, yatırım tezini sorgulamak için kullanılan verilerden yalnızca biridir.
Enflasyonu yenmek başka, parayı korumak başka
Türkiye’de yatırım davranışını anlamak için bu ayrımı yapmak gerekiyor.
İnsanlar neden yatırım yapıyor?
Daha fazla kazanmak için mi?
Yoksa yalnızca parasının değerini kaybetmemesi için mi?
Bu ikisi aynı şey değildir.
Bir yatırımcı yüzde 40 getiri elde etmiş olabilir.
Ama aynı dönemde satın alma gücü daha fazla düşmüşse, ekrandaki kazanç ile gerçek hayattaki kazanç aynı olmayabilir.
Bu nedenle yatırımın başarısını yalnızca nominal getiriyle ölçmek yanıltıcıdır.
Reel getiri vardır.
Risk vardır.
Likidite vardır.
Vade vardır.
Maliyet vardır.
Fırsat maliyeti vardır.
Ve bütün bunların üzerinde yatırımcının kendi amacı vardır.
İyi yatırım, her zaman en yüksek getiriyi bulan yatırım değildir.
Bazen önemli olan, yatırımcının üstlenebileceği riski bilmesi ve yatırım kararını kendi finansal amacıyla birlikte değerlendirmesidir.
Paranın miktarını artırmak başka, satın alma gücünü korumak başkadır.
Borsa ekonominin aynası mı?
Bazen şu cümleyi duyuyoruz:
“Ekonomi henüz düzelmedi ama borsa yükseliyor.”
Bazen de bunun tam tersini:
“Ekonomi büyüyor ama borsa neden düşüyor?”
Çünkü borsa ekonominin fotoğrafını çekmez.
Borsa geleceğe ilişkin beklentileri fiyatlamaya çalışır.
Bugün bir şirketin görünümü farklı olabilir, ancak gelecekteki kârlılığına ilişkin beklentiler değiştiğinde piyasa değeri de buna göre hareket edebilir.
Tersine, bugün olumlu görünen bir gelişmenin gelecekteki beklentilerin altında kalacağı düşünülüyorsa fiyat üzerinde farklı bir etki ortaya çıkabilir.
Bu nedenle piyasalarda bazen iyi haber fiyatları düşürebilir, kötü haberler fiyatları yükseltebilir.
Çünkü önemli olan yalnızca haberin iyi veya kötü olması değildir.
Önemli olan, gerçekleşenin beklentiden ne kadar farklı olduğudur.
Piyasanın sorduğu soru çoğu zaman “Ne oldu?” değil, “Ne olması bekleniyordu?” sorusudur.
Piyasanın en büyük rakibi aşırı kesinliktir
Yatırım dünyasında insanın bilmediğini bilmesi büyük bir avantajdır.
Çünkü piyasalar kesinlik üzerine değil, olasılıklar üzerine kuruludur.
Bir hisse yükselebilir.
Düşebilir.
Bir fon beklentinin üzerinde getiri sağlayabilir.
Sağlamayabilir.
Enflasyon düşebilir.
Beklenenden daha uzun süre yüksek kalabilir.
Faiz indirilebilir.
Piyasa bunu çoktan fiyatlamış olabilir.
Bu nedenle “kesin yükselecek”, “kesin düşecek”, “buradan sonrası belli” gibi cümleler yatırım dünyasında dikkatle yaklaşılması gereken ifadelerdir.
Sokrates’in yüzyıllar önce işaret ettiği bir mesele burada hâlâ geçerlidir:
İnsan bazen bilmediğini bilmediği için yanılır.
Piyasalarda bunun karşılığı nettir:
Tahmin ile bilgi aynı şey değildir.
Güçlü bir görüşünüz olabilir.
Ama güçlü görüş, kesin sonuç demek değildir.
Yeni dönem ne zaman başlar?
Ekonomide yeni dönem, yalnızca rakamlar değiştiğinde başlamaz.
Davranışlar değiştiğinde başlar.
Enflasyon düşmeye başladığında tüketici bunun kalıcı olduğuna inanmaya başladığında başka bir davranış ortaya çıkar.
Şirketler maliyetlerini daha öngörülebilir gördüğünde yatırım kararları değişir.
Yatırımcı risk ile getiri arasındaki ilişkiyi daha sağlıklı kurduğunda portföy davranışı değişir.
Fon yatırımcısı yalnızca son getiriyi değil, fonun stratejisini ve riskini okumaya başladığında finansal kültür gelişir.
Ve yatırımcı kötü bir deneyim yaşadığında bütün finansal sistemi aynı şekilde değerlendirmek yerine, farklı ürünlerin özelliklerini ve risklerini ayırt edebilecek bilgiye sahip olduğunda piyasa daha sağlıklı hale gelir.
Çünkü ekonomik dönüşüm yalnızca göstergelerin yön değiştirmesi değildir.
Gerçek dönüşüm, insanların aynı veriye bakarak daha sağlıklı kararlar vermeye başlamasıdır.
Bugün yatırımcı yüksek getiriyi gördüğünde yalnızca:
“Ne kadar kazanırım?”
demiyorsa;
“Bu getirinin kaynağı ne?”
“Bu risk nereden geliyor?”
“Bu performans hangi koşullarda oluştu?”
“Benim finansal hedefimle uyumlu mu?”
diye soruyorsa yatırım kültürü gelişmeye başlamıştır.
Tüketici yalnızca fiyatın artıp artmayacağına değil, fiyatın neden oluştuğuna bakıyorsa ekonomik davranış değişmeye başlamıştır.
Yatırımcı kötü bir deneyim yaşadığında bütün finansal sistemi reddetmek yerine, farklı ürünlerin risklerini ve özelliklerini değerlendirebilecek bilgiye sahip oluyorsa finansal kültür güçlenmeye başlamıştır.
Çünkü sonunda mesele yeni bir dönemin başlayıp başlamaması değildir.
Mesele, eski alışkanlıklarla yeni bir döneme girip girmediğimizdir.
Takvim değişir.
Faiz değişir.
Kur değişir.
Fiyatlar değişir.
Fonlar değişir.
Hisseler değişir.
Ama yatırımcının bakış açısı değişmiyorsa, piyasa yalnızca rakamlarını değiştirmiş olur.
Gerçek dönüşüm ise rakamlardan önce davranışlarda başlar.
Piyasa geçmişi unutmaz; yatırımcı geçmişten ne öğrendiğine göre geleceğini değerlendirir.
Yüksek getiri bir sonuçtur; yatırım disiplini o sonuca giden süreçtir.
Risk bilinmiyorsa, yüksek getiri fırsat değil belirsizliktir.
Güven bir günde kurulmaz, ama bir günde kaybedilebilir.
Ekonomide yeni dönem, takvim değiştiğinde değil; insanların geleceğe bakış biçimi değiştiğinde başlar.
Belki de önümüzdeki dönemde hepimizin ortak temennisi bu olmalı:
Daha fazla kazanan değil, ne kazandığını bilen yatırımcıların çoğaldığı;
yalnızca büyüyen değil, güven veren finansal piyasaların güçlendiği;
sadece yeni ürünlerin değil, daha şeffaf ve anlaşılır ürünlerin ortaya çıktığı;
yatırım kararlarının söylentilerden değil, bilgiden, analizden ve basiretli bir bakış açısından beslendiği bir piyasa.
Yatırımcının yüksek getiri ararken aldığı riski de bildiği, şirketlerin uzun vadeli düşünebildiği, finansal kurumların güveni bir maliyet değil, bir sermaye olarak gördüğü bir ekosistem…
Çünkü güçlü bir finansal piyasa yalnızca içinde çok para bulunan piyasa değildir.
Güçlü finansal piyasa, o paranın nasıl hareket ettiğini bilen insanların çoğunlukta olduğu piyasadır.
Ve belki de gerçek ekonomik normalleşme tam olarak burada başlayacaktır:
Fiyatların yalnızca yükselmediği, beklentilerin de daha sağlıklı oluştuğu;
yatırımcının yalnızca getiriyi değil riski de gördüğü;
piyasanın yalnızca büyüklüğüyle değil güveniyle de değer kazandığı bir dönemde…
Temennimiz; geçmişin tecrübelerini unutmadan, geleceğin fırsatlarına korkuyla değil bilinçle bakabilen daha olgun bir yatırım kültürünün hep birlikte güçlenmesidir.
Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değildir.
Ekonomi, rakamların arkasında oluşan beklentilerin, tercihlerin ve ekonomik davranışların bütünüdür.
İyi bir gelecek, yalnızca daha yüksek rakamlara ulaşmakla değil, o rakamların arkasındaki dinamikleri doğru anlayabilmekle mümkündür.
Piyasayı anlamak, yalnızca fiyatı görmek değil; fiyatın bize ne anlattığını okuyabilmektir.
