“Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur.” Türkiye’deki enflasyona ünlü iktisatçı Friedman’ın iktisat tarihine geçmiş sözlerinin ışığında bakıldığında da enflasyon ve parasal genişlemenin el ele yürüdüğü görülmekte. Zaman zaman Türkiye’deki enflasyon- para arzı ilişkisini bu köşede dile getirdik. Belli dönemleri inceleyerek bu ilişkiyi grafiklerle ortaya koyduk. Bu günlerde sıkı para politikasının özellikle reel sektörün işleyişini bozma noktasına getirdiğine, piyasada ciddi nakit sıkışıklığı olduğuna yönelik görüşlerin yoğun bir şekilde dile getirildiği bir noktadayız. Peki piyasada nakit sıkışıklığı var mı? Bu sorunun cevabını bulmanın en iyi yolu para arzının artış hızının nereden nereye geldiğine bakmak olabilir.
Bu noktada para arzı tanımlarından M1’in yıllık yüzde artış oranı ile yıllık enflasyon (TÜFE) oranını birlikte değerlendirelim. Bu arada, yeniden M1’in para arzı tanımları içinde en sık kullanılanlardan biri olduğunu hatırlayalım. M1=Dolaşımdaki para + Vadesiz Mevduat eşitliği ile ifade edilmekte.
Grafik 1’de para politikasının yaklaşık dört yıllık geçmişi ile ilgili gelişmeler ortaya konulmakta. Burada, 2021 Eylül ayında yıllık enflasyon ve yıllık para arzı (M1) artış hızının yüzde 19 civarında olduğu, o ayda başlayan simultane politika faizi indirimleri ile birlikte para arzı ve enflasyonun yıllık artışının yükselişe geçtiği görülüyor. Ekim 2022’ye gelindiğinde ise bu değerlerin yüzde 85 civarına geldiği görülüyor. Sonrasında, politika faizindeki indirimlerin yavaşlaması ve durması, liralaşma stratejisi, aynı yılın ağustos ayında açıklanan kredi büyümesini sınırlayan makro ihtiyati tedbirlerin devreye girmesi ile para arzı artış hızı ve enflasyon düşmeye başlıyor ve şimdiki ekonomi yönetiminin görevi devraldığı Haziran 2023’de bu oranlar yüzde 40 civarına geriliyor. Yeni ekonomi yönetiminin aşamalı olarak gerçekleştirdiği politika faizi artışlarına rağmen para arzı bir süre yıllık yüzde 60 civarında büyüyor. 2024 Mart yerel seçimlerinden sonra ise para arzında keskin bir düşüş meydana geliyor. Yıllık M1 artışı bir ara yüzde 25’e kadar geriliyor. Geçtiğimiz Nisan ayında enflasyon

ve para arzı yıllık artışı yüzde 37 civarında buluştu. Para arzının yılda yüzde 40 civarında arttığı bir ülkede nakit sıkışıklığı nasıl olabilir? Hızla artan fiyatlar, kredi büyümesini sınırlayan makro ihtiyati tedbirler, politik belirsizlik veya ekonomik belirsizlik nedeniyle nakit tutma ihtiyacında artış nedeniyle paranın dolaşım hızının düşmesi bu sonucu yaratıyor olabilir.
Grafikten de anlıyoruz ki daha düşük ve hatta tek hanede enflasyon rakamlarına ulaşabilmek için para arzının yıllık artış hızının düşmeye devam etmesi gerekiyor. Peki bu mümkün mü? Tabii ki mümkün. Örneğin; Mayıs 2001 güçlü ekonomiye geçiş programı çerçevesinde ve bağımsız bir şekilde çalışan TCMB ile M1’in yıllık artış hızının neredeyse sıfıra çok yaklaştığı durumlar yaşandı. Örneğin Nisan – Mayıs 2007 aylarında M1’in yıllık artışı yüzde 2,5 ila 3 arasındaydı. Tahmin edilebileceği gibi enflasyon da tek haneli rakamlardaydı. Ama o zamanki ortam bugünkünden çok farklıydı. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı, uluslararası kuruluşların (IMF) desteğiyle ve güçlü bir siyasi iradeyle uygulanmıştı. Bu durum, piyasalarda ve toplumda programın başarıya ulaşacağına dair bir güven ve beklenti oluşmasına katkı sağlamıştı. Her ne kadar ilk başta zorlu olsa da, hedeflere ulaşılacağına dair inanç mevcuttu. Şimdilerde ise böyle bir ortamın tesis edilebilmesi mümkün gözükmüyor. Dolayısıyla, para arzının büyüme hızının düşürülmesi ve enflasyonun tek hanelere çekilmesi şimdilik gerçekleşmesi zor bir ihtimal gibi gözüküyor. Bununla birlikte, para arzı ve enflasyon arasındaki ilişkileri izlemeye ve gözlemlerimizi paylaşmaya devam edeceğiz.