Türkiye’de reklam ve pazarlama dünyası, 2026 Nisan ayında yaşanan okul saldırılarının ardından önemli bir kırılma noktasına girdi. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta meydana gelen olayların ardından, sürecin ilk adımını atan Yapı Kredi, şiddeti normalleştiren veya özendiren içeriklere reklam vermeme kararıyla sektörde yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Banka, kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddeti normalleştiren ya da teşvik eden dizi, film ve dijital içeriklere reklam vermeyeceğini açıklarken, bu kararı “etik sınır” ve “kamusal sorumluluk” olarak tanımladı. Yapı Kredi ayrıca sektördeki diğer kurumlara da benzer bir duruş sergilemeleri yönünde çağrıda bulundu.
Bu çıkışın ardından Vestel, şiddeti özendiren veya normalleştiren hiçbir içeriğin iletişim planlarında yer almayacağını duyurdu. Şirketin bu kararı, pazarlama yönetimi tarafından kamuoyuna açıklandı.
Finans tarafında ise Aktif Bank ve ekosistemi (N Kolay, Passo, Uption, Sigortayeri, Paynkolay, Aktif Portföy) benzer bir adım atarak, hem online hem offline tüm mecralarda şiddet içerikli yayınlara reklam vermeme kararı aldı.
“Şiddet varsa reklam yok” sloganıyla yayılan bu yaklaşım, resmi bir kampanyadan ziyade şirketlerin bireysel ve gönüllü adımlarıyla şekilleniyor. Sektörel yayınlarda geniş yer bulan girişim, henüz başlangıç aşamasında olsa da reklam dünyasında yeni bir standart oluşabileceğine işaret ediyor.
Kampanyanın temelinde ise özellikle dizi ve dijital içeriklerde şiddetin bir güç, statü ya da prestij unsuru gibi sunulmasına yönelik eleştiriler yer alıyor. Markalar, bu tür içeriklerin finansmanına dolaylı katkı sağlamamak için reklam stratejilerini yeniden kurguluyor.
Mevcut tabloda sınırlı sayıda marka açık pozisyon almış olsa da sektör temsilcileri, önümüzdeki dönemde daha fazla reklamverenin bu çizgiye yaklaşabileceğini değerlendiriyor. Bu sürecin kalıcı bir sektör normuna dönüşüp dönüşmeyeceği ise yeni katılımlarla netleşecek.