Uzun yıllardır bankacılık sektörünü ve bankacıların çalışma koşullarını yakından takip eden bir platform hâline gelen Paramedya Instagram hesabında son günlerde gündem, “kırmızı alarm” veren bir bankanın sınırları zorlayan, sabırları taşıran “seferberlik” ilanı. Planlanmış izinlerin iptali ve günlük mesailerin artırılması yönündeki talimatlar, bankacıların canını fena hâlde sıkmış. Uzun zamandır “fırtına öncesi sessizlik” yaşayan bankacılar, bu ifadeler sonrası infial hâlinde Paramedya’yı adeta mesaj bombardımanına tuttu. Kırmızı çizgiler aşıldı, isyan bayrakları çekildi.
(Yapay zekâdan alınan bilgilere göre:
“Kırmızı çizgi” deyimi, bir konuda “asla aşılmaması gereken sınır” anlamında kullanılır. Kökeni tam olarak tek bir olaya dayanmasa da birkaç tarihsel kaynaktan gelişmiştir.
Antik dönemden beri kırmızı renk; tehlike, yasak ve uyarı anlamı taşır. Bu yüzden sınır belirtmek için doğal bir sembol hâline gelmiştir.
Bir başka önemli kaynak ise İngiliz İmparatorluğu dönemindeki “Red Line Agreement” gibi siyasi ve teritoryal anlaşmalardır. Diplomasi dilinde “kırmızı çizgi”, taviz verilmeyecek sınırı ifade etmeye başladı. Günümüzde ise siyaset, hukuk, ilişkiler ve günlük dilde mecaz anlam kazanmıştır: “Bu benim kırmızı çizgim”, “Ülkenin kırmızı çizgileri var.”
Yani deyimin özü, kırmızı rengin “uyarı ve tehlike” çağrışımı ile çizginin “sınır” anlamının birleşmesinden doğuyor.)
Ülkelerin kırmızı çizgileri var, siyasi partilerin kırmızı çizgileri var; dinlerin, sanatçıların, sporcuların, kendi hâlinde bir köyde yaşayan insanların bile kırmızı çizgileri var. Aşamazsınız, aşırtmazlar. “Orada dur” derler.
Peki, yüz binlerce insanı istihdam eden, aileleriyle birlikte milyonlarca insanın geçimini sağlayan bir sektör olan finans sektöründe, bankacılıkta “kırmızı çizgiler” yok mu? Yönetenlerin, yönettikleri üzerindeki hakları ve yetkileri sınırsız mı? “Gel” deyince gel, “git” deyince git… Sadece itaat et, sorma, sorgulama, şikâyet etme…” formatındaki çalışma hayatı, bu sektör çalışanlarını çok uzun zamandır bezdiriyor. Çalışanlar uzun zamandır “kırmızı alarm” veriyor ama Paramedya dışında gören, duyan, duyuran yok deniyor. En kurumsal bankalarda dahi çalışma koşulları “kölelik” çağrışımı yapıyorsa, ülkenin diğer sektörlerini düşünmek bile istemiyor insan.
Bu koşullarda tüm çalışanların “kendi kırmızı çizgileri” üzerine biraz düşünmesi gerekiyor bence. Çalışma hayatının sınırları nerede başlayıp nerede bitmeli? İşverenlerin, “ütopik hayalleri”ne hizmet edecek genişlikte bir çalışan profili aradıkları bir gerçek. Onlar; haklarını sormayan, ücret pazarlığı yapmayan, gece gündüz şirket için çalışacak, şirketle evli (!) çalışanlar arıyorlar, istiyorlar. Bizim X kuşağının gençliğinde böyle “romantik” bir adanmışlık duygusu vardı doğrusu kurumlara karşı. Peki, yeni kuşaklar bu evliliğe sıcak bakıyor mu? Hiç sanmıyorum. Onlar, özgürlüğünü üç kuruşa satacak saflıkta görünmüyorlar pek.
Yıllık izinlerin iptali ve ertelenmesi, 10 yıllar önce benim çalışma hayatımda da başımıza gelmişti. Sessizce itaat etmiştik; itiraz etme kültürü yoktu. Peki şimdi? Paramedya, bankacıların iç sesini tüm sektöre duyuruyor. Bu sese kulaklarını tıkayanlar, sonuçları bilançolarda görüyorlar. Bu sesi duyduklarına dair olumlu sinyaller vermezlerse daha da görmeye devam edecekler. Çünkü zorla güzellik olmaz… Saha gece yarısına kadar mesai de yapsa, mutlu çalışma koşulları ve verimlilik yoksa bilançolar sizleri üzmeye devam edecek. İnanmazsanız deneyin. Haziran sonunda tekrar görüşelim.