Borsada fiyatları yasaklarla yönetmeye çalışmak, termometreyi kırıp ateşi düşürdüğünü sanmaktır.
Türkiye’de haftalardır devam eden açığa satış yasakları artık geçici bir “piyasa tedbiri” olmaktan çıktı, piyasanın çalışma biçimine dönüşmeye başladı. İşte tam da sorun burada başlıyor.
Çünkü borsa dediğiniz yer sadece yükseliş makinesi değildir.
Borsa;
alıcının da satıcının da olduğu,
iyimserin de kötümserin de işlem yapabildiği,
fiyatın doğal şekilde oluştuğu bir mekanizmadır.
Açığa satış ise bu mekanizmanın doğal parçalarından biridir.
Bugün gelişmiş piyasalarda açığa satış tamamen serbest bırakılmıyor olabilir. Manipülasyon varsa ceza veriliyor, aşırı oynaklık varsa devre kesici uygulanıyor, kriz dönemlerinde kısa süreli sınırlamalar getiriliyor. Ama kimse aylar süren bir yasak rejimini “sağlıklı piyasa modeli” olarak sunmuyor.
Çünkü dünya şunu öğrendi:
Fiyatı baskılamak başka şeydir,
güveni sağlamak başka şey.
Bir hisse düşecekse düşer.
Siz düşüşü yasaklayınca risk ortadan kalkmıyor. Sadece görünmez hale geliyor.
Hatta çoğu zaman daha tehlikeli hale geliyor.
Neden?
Çünkü piyasada sadece alıcı bırakırsanız fiyat gerçek değerinden kopmaya başlar.
Kötü bilanço açıklayan şirket de yükselir,
borç batağındaki şirket de “taşınır”,
hacimsiz hisseler de suni şekilde yukarıda tutulur.
Sonra bir gün gerçeklerle yüzleşme geldiğinde düşüş çok daha sert olur.
Bugün Türkiye piyasasının en büyük sorunlarından biri tam da budur:
Fiyatlara güven kalmaması.
Yabancı yatırımcı neden gelmiyor sanıyorsunuz?
Sadece faiz nedeniyle mi?
Hayır.
Kurumsal yatırımcı öngörülebilir piyasa ister.
Kuralları sürekli değişen değil.
Bugün dünyanın büyük fonları hedge mekanizması olmayan piyasaya mesafeli duruyor. Çünkü risk yönetemiyorlar.
Açığa satışın olmadığı yerde büyük para uzun süre kalmaz.
Bu kadar net.
Üstelik işin ironik tarafı şu:
Açığa satış yasağı çoğu zaman volatiliteyi bile azaltmıyor.
2008 krizinde ABD’de finans hisselerine getirilen yasak sonrası yapılan akademik çalışmalar, işlem hacimlerinin düştüğünü ve fiyat oluşumunun bozulduğunu gösterdi. Avrupa’da COVID dönemindeki yasaklarda da benzer sonuçlar görüldü.
Yani yasak “sorunu çözen ilaç” olmadı.
Sadece paniği kısa süre erteledi.
Türkiye’de ise artık geçici tedbir ile piyasa mühendisliği arasındaki çizgi tartışılıyor.
Çünkü piyasada şu soru büyüyor:
“Endeks gerçekten piyasa koşullarıyla mı oluşuyor, yoksa kurallarla mı şekilleniyor?”
Bir gün bütün büyük bankalar düşerken endeksin yükseldiği bir piyasada bu soru doğal olarak sorulur.
Kimse şunu unutmasın:
Borsa güven işidir.
Güven ise fiyatın özgür oluştuğu yerde vardır.
Fiyatın yönünü yasaklarla belirlemeye çalışırsanız bir süre tabloyu kontrol edebilirsiniz ama sermayeyi ikna edemezsiniz.
Ve sermaye ikna olmadığı yerde kalıcı piyasa olmaz.