Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı nisan ayı konut verileri piyasada dikkat çekici bir kırılmaya işaret etti. Toplam konut satışları 126 bin 808 adetle yılın en yüksek seviyesine çıkarken, asıl dikkat çeken kalem ipotekli satışlar oldu. Kredili konut satışları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 40,5 artarak 25 bin 771 adede yükseldi.
İlk bakışta bu artış “faiz indirimi beklentisi” olarak yorumlansa da piyasadaki gerçek motivasyon çok farklı. Konut alıcısı artık düşük faiz beklediği için değil, yüksek enflasyonun borcu eritme gücüne güvendiği için kredi kullanıyor.
Ekonomide yerleşen “enflasyonist beklenti”, vatandaşın davranışını da değiştiriyor. Aylık faiz yüksek olsa bile, birkaç yıl sonra aynı kredi taksidinin reel olarak çok daha düşük bir yük haline geleceği düşünülüyor. Özellikle maaş ve kira artışlarının enflasyona paralel devam edeceğine inanan kesim için uzun vadeli kredi, aslında geleceğe düşük maliyetli borçlanma anlamına geliyor.
Piyasada sıkça dile getirilen yaklaşım şu:
“Bugün yüksek görünen kredi taksidi, iki yıl sonra bir kira bedeline dönüşebilir.”
Bu nedenle birçok yatırımcı mevduatta beklemek yerine borçlanarak gayrimenkule yöneliyor. Çünkü yüksek enflasyon ortamında sabit faizli TL kredisi, borç alan lehine çalışan bir finansman aracına dönüşüyor.
Veriler aynı zamanda konutun Türkiye’de hâlâ en güçlü “enflasyondan korunma aracı” olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Döviz ve altındaki oynaklık karşısında taşınmazın güvenli liman algısı korunurken, vatandaş bir anlamda gelecekte eriyeceğini düşündüğü TL ile bugünden reel varlık satın alıyor.
Bu tablo, konut piyasasındaki hareketliliğin faiz düşüşü beklentisinden çok, ekonomideki kalıcı enflasyon algısından beslendiğini gösteriyor.