VİTRİNLER SÜSLÜ, PEKİ YA MUTFAK!!!? BANKACILIKTA “”DEĞER”” İLLÜZYONU…
Ulusal, hatta uluslararası lansmanlar, 7 yıldızlı otellerde düzenlenen vizyon toplantıları,afili sunumlar ve kürsülerden yükselen o sihirli cümle: “Çalışanlarımız en büyük varlığımızdır, biz dev bir aileyiz!”
Sonra? Bayram değil seyran değilken masalara bırakılan, üzerinde GM imzalı janjanlı notlar olan o küçük teselli hediyeleri.
Sektörde 26 yılını devirmiş, mutfağın her kokusunu içine çekmiş eski bir bankacı ve şube müdürü olarak sormak istiyorum: GERÇEKTEN öyle miyiz?
İlk kitabım “AşKBANK,Bankacılığın Kalbinde Bir Kariyer” sayfalarında bu sektörün hem tutkusunu hem de o halının altına süpürülen gerçeklerini yazdım çünkü deneyimlerim bana vitrinle mutfağın hiç uyuşmadığını öğretti.
Hadi gelin,o cafcaflı kelimelerin arkasındaki gerçek DEĞER tanımına bakalım:
-Değer; üst yönetimler 6 haneli dünyaları yaşarken, CANIMIZ dediğiniz çalışanları 5 haneli maaşlara mahkûm etmek değildir. Kabul edilebilir ücrettir, primdir, jestiyondur, o övündüğünüz yüksek kârdan adil bir paydır.
-Değer; terfilerde ahbap-çavuş ilişkisiyle değil, liyakat ve adaletle yürümektir.
-Değer; Hedef tutmadı, rakipten geri kaldık stresiyle insanların kazanılmış izinlerini iptal etmek değildir.
-Değer; iki dönem düşük sicil aldı diye yılların emeğini tek kalemde kapının önüne koymak değil; o çalışanı kazanmak için samimiyetle çaba harcamaktır.
-Değer; toplantılarda açık arayıp ego tatmin etmek değil; yol göstermek, yalandan tebessümlerle değil, kalben o önemi hissettirmektir.
-Değer; mesai saati bittikten sonra ACİL başlığıyla atılan e-postalarla çalışanların evine, ailesine, özel hayatına fütursuzca ipotek koymak değildir.
-Değer, o insanların da iş kimliklerinin ötesinde anne, baba, eş veya sadece dinlenmeye hakkı olan birer İNSAN olduğunu idrak edebilmektir.
-Değer; şatafatlı yıl sonu balolarında sahnede kadeh kaldırıp kârlılık rekorları kutlarken, o kârı sırtında taşıyan personelin “Acaba önümüzdeki ay kiramı ödeyebilir miyim?” kaygısına gözünü ve kulağını kapatmak değildir.
-Değer, lüksün gölgesinde bıraktığınız mutfağın feryadını duyabilmektir.
-Değer; mobbingi, baskıyı ve bitmek bilmeyen performans anksiyetesini “Gelişim odaklı dinamizm” gibi modern ambalajlarla meşrulaştırmak değildir.
-Değer, çalışanın hatasını bir infaz gerekçesi yapmak değil; o hatadan bir başarı hikayesi çıkarabilecek liderlik olgunluğunu gösterebilmektir.
Yıllarca şubeler yönettim, ekipler büyüttüm. Gördüm ki insan, ambalajı süslü kutularla değil; adaleti, emeğinin karşılığını ve saygıyı gördüğünde “değerli” hissediyor.
Kurumsal sahnelerde kurulan o büyük cümleleri bir kenara bırakalım. Yıllarca bu koridorların tozunu yutmuş, her kademesine şahitlik etmiş bir bankacı olarak biliyorum ki; insanı sadece bir “rakam” ve “maliyet kalemi” olarak gören bu soğuk ve vicdansız çarklar döndükçe, o sahnelerdeki alkışlar sadece kendi yalanlarını bastırmaya çalışanların sahte gürültüsünden ibaret kalacaktır.