Türkiye yaklaşık sekiz buçuk yıldır ekonomik krizin içinde.
Dikkat edin; resesyondan, kısa süreli durgunluktan ya da geçici bir enflasyon dalgasından söz etmiyorum. Tam sekiz buçuk yıldır milyonlarca insanın sürekli fakirleştiği bir dönemden bahsediyorum.
Dünyanın hangi ülkesinde ekonomi bu kadar uzun süre nefes alamaz?
Kriz olur.
Enflasyon yükselir.
İşsizlik artar.
Sonra ekonomi yönetimi devreye girer. Acı reçete uygulanır, reform yapılır ve ekonomi iki, bilemediniz üç yıl içinde yeniden ayağa kalkar.
Türkiye’de ise kriz bitmiyor.
Çünkü bitirilemiyor mu?
Yoksa bitirilmek mi istenmiyor?
İşte herkesin kendisine sorması gereken soru budur.
Bugün insanlar sadece markette et alamıyor diye fakir değildir.
Gençler evlenemediği için fakirdir.
Evlenenler çocuk yapamadığı için fakirdir.
Üniversite mezunu gençler ailelerinden ayrı bir ev tutamadığı için fakirdir.
İnsanlar 1+1 daireleri bile lüks görmeye başladığı için fakirdir.
Bugün Türkiye’de yaşanan asıl kriz enflasyon değil, umut krizidir.
Bunun sonucu da TÜİK verilerinde açıkça görülüyor.
Doğurganlık hızı nüfusun kendini yenileme seviyesi olan 2,1’in çok altına düştü ve 1,51’e geriledi. TÜİK’in nüfus projeksiyonlarına göre bu eğilim devam ederse Türkiye’nin nüfus artış hızı 2050’li yılların ortasında negatife dönecek. Yani doğanlardan çok ölenlerin olduğu bir ülkeye dönüşeceğiz.
Demografi, ekonominin en acı bilançosudur.
Çünkü para sonradan kazanılır.
Kaybedilen nesiller geri gelmez.
Benim asıl itirazım da burada başlıyor.
Sekiz buçuk yıldır süren bu yoksullaşma tesadüf müdür?
Yoksa toplumun geleceğini de değiştiren bir sürecin sonucu mudur?
Kesin cevabını bilmiyorum.
Elimde bunun bilinçli olarak yapıldığını gösterecek bir kanıt da yok.
Ama bildiğim bir gerçek var.
Bu kadar uzun süren ekonomik yıkım, sadece insanların cebini boşaltmıyor.
Milletlerin geleceğini de boşaltıyor.
Bir tarafta ekonomik nedenlerle evlenemeyen, çocuk sahibi olamayan, geleceğe umutla bakamayan milyonlarca Türk genci…
Diğer tarafta Türkiye’nin yıllardır tartıştığı düzensiz göç gerçeği ve yüksek doğurganlık oranlarına sahip bazı göçmen nüfus…
Bu iki tabloyu yan yana koyduğunuzda insanların soru sorması kadar doğal bir şey olamaz.
Kimse bu soruları “komplo teorisi” diyerek geçiştiremez.
Çünkü ortada tartışılmaz gerçekler var.
Gençler evlenemiyor.
Doğum sayısı düşüyor.
Yoksulluk kalıcı hale geliyor.
Nüfus yaşlanıyor.
Ve Türkiye, tarihinin en büyük demografik kırılmasına doğru ilerliyor.
Belki bazıları buna sadece kötü ekonomi diyecek.
Ben ise bunun çok daha büyük bir tehlike olduğunu düşünüyorum.
Çünkü ekonomik krizler gelirleri azaltır.
Ama sekiz buçuk yıl süren ekonomik çöküşler, milletlerin geleceğini değiştirir.
Bugün kaybettiğimiz sadece alım gücü değildir.
Belki de kaybettiğimiz şey, henüz dünyaya gelmemiş milyonlarca Türk çocuğudur.