Son birkaç aydır aklıma takılan bir fıkra var. İki boksör ringde mücadele halindeler. Boksörlerden biri diğer boksörün atakları karşısında çok zorlanıyor ve bunalıyor. Bununla birlikte, her raundun sonunda köşesine gittiğinde antrenöründen son derece olumlu geri bildirimler alıyor: “Rakibini düşürmek üzeresin. Neredeyse düştü düşecek. İhtiyatlı duruşunu koru. Sıkı duruşundan taviz verme. Gerekirse gardını daha da yükselt!”. Sonra boksör ringe dönüyor ve bir yumruk sağanağı ile karşılaşıyor. Bu her birkaç raundda tekrarlanıyor. Nihayet, bir raundun sonunda yine köşesine döndüğünde antrenörün cesaret verici sözlerine ve övgülerine karşı şu cevabı veriyor: “Sayın Hocam, değerlendirmeniz için çok teşekkür ederim ama sanırım birisi beni çok fena dövüyor” diyor ve ekliyor. “Acaba beni kim dövüyor”.
Temmuz ayı enflasyonu yine yüksek geldi. Yüzde 1,78 lik bir enflasyon oranı pek çok gelişmiş ülkenin enflasyon oranına eşit ya da daha yüksek. Yani bir raund daha kaybetmiş durumdayız. Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetimini devraldığı Haziran 2023’te enflasyonu yüzde 38,2 idi. Sonra bu seviye 2024 yılının Mayısında yüzde 75’lere kadar yükseldi, sonra düşmeye başladı, Şubat 2025’ten bu yana yüzde 30’lu seviyelerde seyrediyor ve son bir yıldır da yüzde 30-33 civarında sıkışmış durumda. Fakat konu daha da ilginç bir hale geliyor.
Ekonomi çevreleri yıl sonunda enflasyonun yüzde 30’un altına düşemeyebileceğini dile getiriyorlar. Bu da enflasyonun neredeyse iki yıl süre ile yüzde 40-30 bandına hapsolması anlamına geliyor.
Tek haneli enflasyon ne zaman?
Aslında ekonomi yönetimi de enflasyonla mücadelenin zaman alacağını başından beri söylüyordu. Ancak geçen üç yılda yapılan açıklamalara bakıldığında, hem hedeflerin hem de sonuçlara ulaşılması için öngörülen zamanın değiştiği görülüyor. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, göreve başladığı 7 Haziran 2023’te, “Biraz sabır ve zamana ihtiyacımız var” demişti.
Birkaç ay sonra, 11 Eylül 2023’te, hedef çok daha net biçimde ortaya kondu: “Hedefimiz, enflasyonu 2026 sonunda tekrar tek haneye düşürebilmek. Bu zor bir süreç ama mümkün, geçmişte başardık, yine başaracağız.”
11 Temmuz 2024’te ise Şimşek, uygulanan programın üç yıllık olduğuna dikkat çekerek, dünyadaki 100 enflasyon şokunun incelendiği çalışmalarda enflasyonun şok öncesi seviyesine dönmesinin ortalama 3 veya 4 yıl sürdüğünü söyledi. Ardından, “Bu program çalışıyor ve bu programı başaracağız” dedi.
Aynı yılın 27 Eylül’ünde ise beklenti daha da iddialıydı. Şimşek, 2025’in sonunda enflasyonu yüzde 20’nin altına indirebileceklerini söyledi; ayrıca 2026 sonunda tek haneli enflasyon hedefinin sürdüğünü belirtti.
2025 yılına gelindiğinde hedeflerde önemli bir ara aşama ortaya çıktı. 9 Şubat 2025’te Şimşek, enflasyonu o yıl içinde yüzde 42’den yüzde 24 civarına düşüreceklerini söyledi.
Ancak 5 Mayıs 2025’te artık “yüzde 24” kesin bir sonuç beklentisi olmaktan çıkmış, Merkez Bankası’nın yüzde 19-29 tahmin aralığı içinde gerçekleşmesi beklenen bir sonuç haline gelmişti. Şimşek, “Hâlâ hedeflerimize inanıyoruz” diyerek bu aralığın gerçekleşme ihtimalini yüksek gördüklerini belirtti.
2026’nın başında ise yeni hedef açıklandı. 9 Ocak 2026’da Şimşek, “Hedefimiz, enflasyonu 2026’da yüzde 20’nin altına indirmek” dedi. Aynı konuşmada 2025 enflasyonunun yaklaşık yüzde 31’e gerilediğini belirterek, 2026’da dezenflasyonun devam edeceğini vurguladı.
Dolayısıyla “biraz sabır ve zamana ihtiyacımız var” denilen Haziran 2023’ten bu yana üç yıldan fazla zaman geçti. Başlangıçta 2026 sonunda tek haneli enflasyon hedeflenirken, bugün % 30’un altına inmek bile pek kolay gözükmüyor. Bu nedenle artık programın neden beklenen sonuçları vermediğini açıkça sorgulamanın zamanı geldi.
Beceri eksikliği mi, isteksizlik mi?
Hane halkları hayat pahalılığının yarattığı güçlükler karşısında sabrını korumaya çalışırken, firmalar da yüksek finansman maliyetleri ve zayıflayan talep karşısında ayakta kalmaya çalışıyor. Buna rağmen enflasyon hâlâ yüzde 30’ların üzerinde. Üstelik bu geçici bir sapma değil. Türkiye ekonomisi uzun zamandır yüzde 30-40 bandında seyreden kronik bir enflasyon sorunuyla karşı karşıya.
Burada artık daha temel bir soru sormamız gerekiyor: Enflasyon neden düşmüyor? Türkiye’nin yapısal özelliklerine baktığımızda bu soru daha da anlamlı hale geliyor. Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişme noktasında bulunan, Orta Doğu’ya komşu, güçlü bir devlet geleneğine sahip, verimli tarım alanları, önemli bir turizm potansiyeli, gelişmiş bir sanayi altyapısı, geniş ve nitelikli bir insan kaynağı bulunan Türkiye’nin enflasyonla mücadelede yıllardır kalıcı başarı sağlayamaması gerçekten düşündürücü.
Üstelik ekonomik ve sosyal göstergeleri Türkiye’nin oldukça gerisinde bulunan bazı ülkelerin enflasyon oranlarının Türkiye’den düşük olması, sorunun daha da acil cevaplanması gereğini ortaya koyuyor (2025 yılı enflasyon oranları: Arnavutluk % 2,1 ; Cezayir % 1,4 ; Benin %1,1 Kaynak: Dünya Bankası).
Bu noktada iki ihtimal üzerinde düşünmek gerekiyor:
Birinci ihtimal, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadelede yeterince başarılı olamamasıdır. Para politikası ne ölçüde yeterince sıkı? Maliye politikası dezenflasyonu ne kadar destekliyor? Kamu harcamaları, ücret ve vergi politikaları enflasyon beklentilerini aşağı çekiyor mu? Ekonomi yönetimi fiyatlama davranışlarını değiştirecek kadar güçlü ve güvenilir bir politika bileşimi oluşturabildi mi?
İkinci ihtimal ise daha rahatsız edici: Acaba enflasyonla mücadelede gerçekten gerekli olan maliyetlere katlanılmak istenmiyor mu? Çünkü gerçek anlamda dezenflasyon; talebin yavaşlamasını, kredi büyümesinin sınırlandırılmasını, kamu harcamalarının kontrol edilmesini ve bazı kesimlerin kısa vadede ekonomik maliyet üstlenmesini gerektirir. Tabii bir de üstlenilmesi gereken siyasi maliyet var. Hiçbir ekonomi yönetimi “enflasyonu düşürmek istemiyoruz” demez. Bu çerçevede ekonomi yönetiminin niyetlerini açıklamalardan çok sonuçlar üzerinden okumak ihtiyacı da doğuyor maalesef.
Mehmet Şimşek’in 2023’te “biraz sabır ve zamana ihtiyacımız var” demesinin üzerinden üç yıldan fazla zaman geçti. 2023 ve 2024 yıllarında 2026 için tek haneli enflasyon hedeflenirken, daha sonra bu hedef 2027’ye ötelenmiş durumda. Bugün 2026 yılı sonunda yüzde 30 enflasyon oranını tutturup tutturamayacağımız konuşuluyor. Elbette yüksek enflasyonu düşürmek zaman alabilir. Fakat zamanın kendisi bir politika değildir. Zaman ancak doğru politikalarla birleştiğinde sonuç üretir.
Üç yılın sonunda hâlâ yüzde 30’ların üzerinde bir enflasyonla karşı karşıyaysak, artık “biraz daha sabır” demekten önce programın hangi noktalarında sonuç alınamadığını tartışmamız gerekiyor. Yoksa baştaki boksör gibi bizim de aynı soruyu sormamız gerekmiyor mu: “Sayın Bakan, programın çalıştığını söylüyorsunuz; ama bizi kim dövüyor?”






