Son günlerde Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) halka arzlara verdiği izinler üzerinden ciddi bir tartışma yürütülüyor.
SPK bültenlerine bakıyoruz; neredeyse her hafta iki, üç, hatta dört halka arz kararı görüyoruz.
Sonra ne oluyor?
Bazı şirketler yeterli talep oluşmadığı için halka arzdan vazgeçiyor. Bazıları halka arzın önemli bölümünü kendi iştiraklerine veya ilişkili taraflara satıyor. Bazılarının hisseleri ise borsada işlem görmeye başladıktan sadece birkaç gün sonra yüzde 20’lere varan kayıplar yaşayabiliyor.
Bunun üzerine de dönüp SPK eleştiriliyor.
Ben bu eleştiriye katılmıyorum.
Hatta açık söyleyeyim: SPK’yı, halka arz edilen şirkete yatırımcı bulamadığı için eleştirmek serbest piyasa mantığıyla bağdaşmaz.
Çünkü SPK’nın görevi ortak bulmak değildir.
SPK’nın görevi, bir şirketin halka arz edilip edilemeyeceğini, ilgili mevzuat ve sermaye piyasası düzenlemeleri çerçevesinde denetlemektir.
Şirketin bilançosuna bakar.
Finansal yapısını inceler.
Halka arz koşullarını taşıyıp taşımadığına bakar.
İzahnameyi ve yatırımcıya sunulan bilgileri denetler.
Mevzuata uygunluk açısından gerekli incelemeleri yapar.
Ama yatırımcıya dönüp,
“Bu şirketin hissesini alın.”
demez.
Dememelidir de.
Çünkü böyle bir noktaya geldiğiniz anda artık düzenleyici kurum olmaktan çıkar, piyasadaki yatırım kararının tarafı haline gelirsiniz.
SPK yatırımcıya garanti mi verecek?
Şimdi meseleyi biraz daha ileri götürelim.
Türkiye’de halka arz için SPK’ya yaklaşık 140 şirketin başvurduğu konuşuluyor.
Bu şirketlerin tamamı halka arz edilmek istiyor.
Peki ne yapacağız?
SPK bütün bu şirketlere yatırımcı mı bulacak?
“Senin şirketine şu kadar talep garanti ederim” mi diyecek?
“Bu hafta piyasa uygun değil, gelecek ay halka arz ol” diye şirketlerin yatırımcı takvimini mi belirleyecek?
Hatta daha da ileri gidip halka arzın başarısını garanti mi edecek?
Böyle bir şey olabilir mi?
Elbette olamaz.
Çünkü halka arzın temelinde serbest piyasa vardır.
Bir şirket halka açılmak istiyorsa, yatırımcıya şirketini anlatır.
Projesini anlatır.
Finansal yapısını anlatır.
Gelecek hedeflerini anlatır.
Ne kadar para istediğini söyler.
Toplanan parayı nerede kullanacağını açıklar.
Sonra yatırımcı kararını verir.
Talep varsa halka arz gerçekleşir.
Talep yoksa gerçekleşmez.
Bunun adı piyasa mekanizmasıdır.
“SPK neden izin verdi?” sorusu yanlış yerde
Burada kritik ayrımı yapmak gerekiyor.
Bir halka arzın gerçekleşmesiyle o hissenin borsada değer kazanması aynı şey değildir.
SPK bir şirkete halka arz izni verdi diye o şirketin hissesi yükselecek anlamına gelmez.
SPK’nın onayı, yatırımcıya “bu hisse değerlenecek” mesajı değildir.
Daha açık söyleyelim:
SPK’nın halka arz onayı bir yatırım tavsiyesi değildir.
Bir şirket halka arz edildikten sonra yüzde 20 düşebilir.
Yüzde 30 düşebilir.
Hatta çok daha fazla değer kaybedebilir.
Bu durum tek başına SPK’nın yanlış karar verdiğini göstermez.
Çünkü hisse fiyatını SPK belirlemiyor.
Hisseyi SPK almıyor.
Hisseyi SPK satmıyor.
Şirketin gelecekteki performansını SPK garanti etmiyor.
Fiyatı piyasa belirliyor.
Şirketine güveniyorsan yatırımcıyı ikna et
Asıl bakılması gereken yer burası.
Bir şirket halka açılmak istiyorsa önce kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben neden halka açılıyorum ve yatırımcı neden benim ortağım olsun?”
Bu sorunun cevabı güçlü ise yatırımcı gelir.
Cevabı zayıfsa yatırımcı gelmez.
Bir şirket “Benim çok güzel bir projem var” diyebilir.
Ama yatırımcı da “Ben buna inanmıyorum” deme hakkına sahiptir.
Bir şirket “Büyüyeceğim” diyebilir.
Yatırımcı “Nasıl büyüyeceksin?” diye sorabilir.
Bir şirket “Bu parayı yatırımlarda kullanacağım” diyebilir.
Yatırımcı “Yatırımın getirisi ne olacak?” diye sorabilir.
İşte sermaye piyasası budur.
Şirket kendisini anlatır, yatırımcı kararını verir.
Halka arzdan vazgeçmek de piyasanın parçasıdır
Bazı şirketlerin yeterli talep görmeyince halka arzdan vazgeçmesi de bana göre piyasanın başarısızlığı değil, tam tersine piyasanın çalıştığının göstergesidir.
Çünkü yatırımcı talep etmiyorsa zorla yatırımcı yaratamazsınız.
Şirket halka arz olmak istiyor ama yatırımcı almak istemiyor.
Ne yapacağız?
SPK yatırımcıları kapı kapı dolaşıp “Şu şirketin hissesini alın” mı diyecek?
Olmaz.
Olmamalı.
Çünkü halka arzın amacı şirketlere ne pahasına olursa olsun para bulmak değildir.
Amaç, şirketlerin sermaye piyasası yoluyla finansmana erişebilmesini sağlamaktır.
Finansmana erişimin olup olmayacağına ise piyasa karar verir.
Bir haftada yüzde 20 düşüşün sorumlusu kim?
Bir başka tartışma da burada çıkıyor.
Halka arz oluyor, hisse birkaç gün içinde yüzde 20 düşüyor.
Hemen soru geliyor:
“SPK buna nasıl izin verdi?”
Peki hisse yüzde 20 yükselseydi SPK mı başarılı olmuş olacaktı?
Hisse yüzde 50 yükselseydi SPK mı değer yaratmış olacaktı?
O zaman düşüşte SPK’yı suçlamak, yükselişte de SPK’ya başarı madalyası vermek gerekir.
Bu mantığın hiçbir tarafı yok.
Borsada fiyat düşebilir.
Halka arz fiyatının yanlış belirlendiği düşünülebilir.
Yatırımcı şirketin değerlemesini pahalı bulabilir.
Şirketin beklentileri karşılanmayabilir.
Piyasa koşulları bozulabilir.
Bunların tamamı piyasanın kendi dinamikleridir.
Elbette halka arz sürecinde mevzuata aykırılık, yanıltıcı bilgi, manipülasyon veya yatırımcıyı yanlış yönlendiren uygulamalar varsa SPK bunların üzerine gitmelidir.
Burada zaten kimsenin itirazı olamaz.
Ama “Hisse düştü, SPK neden izin verdi?” demek başka bir şeydir.
Bu, düzenleyici kurumdan piyasa garantisi istemektir.
Peki iştirakler neden alıyor?
Burada başka bir mesele var.
Bazı halka arzlarda yeterli dış talep oluşmayınca şirketin kendi iştiraklerinin veya ilişkili tarafların pay alması tartışılıyor.
Bu konu ayrıca ve somut örnekler üzerinden incelenebilir.
Eğer mevzuata aykırı bir durum varsa elbette soruşturulmalı.
Yatırımcı yanıltılmışsa gereği yapılmalı.
Ama mevzuata uygun bir işlem sırf “talep azdı, içeriden aldılar” denilerek otomatik olarak suç haline getirilemez.
Önemli olan işlemin niteliği, tarafların ilişkisi, açıklamaların doğruluğu ve yatırımcının yanıltılıp yanıltılmadığıdır.
Bunlar somut verilerle tartışılmalıdır.
SPK’nın görevi şirketlere ortak bulmak değil
Bence tartışmanın özeti şu:
SPK, halka arz edilen şirketin ortağı değildir.
SPK, halka arzın satış ekibi değildir.
SPK, yatırım bankası değildir.
SPK, halka arz garantörü değildir.
SPK’nın görevi sermaye piyasasının düzenli, şeffaf, adil ve güvenilir şekilde işlemesini sağlamaktır.
Şirketin görevi ise yatırımcıyı ikna etmektir.
Aracı kurumların görevi halka arz sürecini yürütmektir.
Yatırımcının görevi ise parasını nereye koyacağına karar vermektir.
Herkes kendi görevini yaparsa sistem çalışır.
Ama şirket yeterli talep bulamadığında faturayı SPK’ya kesmeye başlarsak, ortaya çok garip bir düzen çıkar.
Hatta biraz daha ileri gidelim:
Ne yani? SPK kaynak arayan her şirkete garantili halka arz mı yaptıracak?
“Merak etmeyin, yatırımcı bulamazsanız ben bulurum” mu diyecek?
Böyle bir sermaye piyasası olmaz.
Böyle bir piyasa zaten serbest piyasa olmaktan çıkar.
Şirketine güveniyorsan çık piyasaya
Halka açılmak isteyen şirketlere benim söyleyeceğim çok basit:
Şirketinize güveniyorsanız, projenize güveniyorsanız, geleceğinize güveniyorsanız çıkın piyasaya.
Yatırımcıya kendinizi anlatın.
Bilanço ortaya koyun.
Projelerinizi anlatın.
Parayı nerede kullanacağınızı açıklayın.
Değerlemenizi savunun.
Sonra kararı yatırımcı versin.
Talep gelirse ne ala.
Talep gelmezse de dönüp “Neden yatırımcı bulamadık?” diye kendinize sorun.
Ama bunun cevabını SPK’dan beklemeyin.
Çünkü SPK’nın işi şirketlere ortak bulmak değil.
SPK’nın işi, oyunun kurallarını koymak ve o kurallara uyulup uyulmadığını denetlemek.
Oyunu ise piyasa oynar.
Ve serbest piyasanın en temel kuralı şudur:
Alıcı yoksa, satıcı istediği kadar iyi bir hikâye anlatsın, satış gerçekleşmez.
Bunun sorumlusu da düzenleyici kurum değil, piyasanın kendisidir.