Bana Bir Şey Olmaz A.Ş!

Türkiye’de tasarruf sahiplerinin önemli bölümü geleceğe ve kötü günlere hazırlanırken, hayat sigortasının milli gelire oranı yalnızca yüzde 0,22’de kalıyor.

Eser Karaismailoğlu

Eser Karaismailoğlu

Türkiye’de vatandaşların geleceğe karşı güçlü bir tasarruf refleksi bulunmasına rağmen, aynı refleksin sigorta tarafında yeterince karşılık bulmadığı ortaya çıktı. NAVIO kurucusu Eser Karaismailoğlu, LinkedIn’de yayımladığı “Bana Bir Şey Olmaz A.Ş.” başlıklı yazısında Türkiye’nin tasarruf alışkanlıkları ile hayat sigortası kullanımındaki çarpıcı farkı gündeme taşıdı.

Karaismailoğlu, yazısında ING Türkiye’nin 2026 ikinci çeyrek Tasarruf Eğilimleri Araştırması ile Türkiye Sigorta Birliği’nin Hayat Sigortacılığı Pozisyon Belgesi’ndeki verileri birlikte değerlendirerek, Türkiye’de insanların aslında risklerin farkında olduğunu ancak bu riskleri yönetme yönteminin büyük ölçüde geleneksel tasarruf araçlarına dayandığını belirtti.

ING Türkiye araştırmasına göre Türkiye’de tasarrufu bulunanların oranı yaklaşık yüzde 54. Tasarruf edenlerin yüzde 34’ü geleceğe yatırım yapmak, yüzde 26’sı beklenmedik durumlara karşı güvence oluşturmak amacıyla birikim yapıyor. Ekonomik bağımsızlığını korumak isteyenlerin oranı ise yüzde 56 seviyesinde bulunuyor.

Türk vatandaşlarının risklere karşı en güçlü reflekslerinden biri ise altın. Karaismailoğlu’nun aktardığı araştırma verilerine göre yastık altında tutulan altın ve diğer değerli madenler, dört puanlık gerilemeye rağmen yüzde 40 ile en fazla tercih edilen tasarruf aracı olmayı sürdürüyor.

Yazıda özellikle gençlerin tasarruf alışkanlıklarındaki değişime de dikkat çekiliyor. 18-24 yaş grubunda fiziki altın kullanımı 6 puan gerilerken, altın hesabı kullanımının 7 puan artması, geleneksel yatırım alışkanlığının tamamen terk edilmediğini, yalnızca dijital kanallara taşındığını gösteriyor.

Ancak tasarruf kültürünün güçlü olması, finansal güvence konusunda aynı tablonun ortaya çıktığı anlamına gelmiyor.

Türkiye Sigorta Birliği verilerine göre hayat sigortası primlerinin milli gelire oranı dünya genelinde yaklaşık yüzde 3, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 1,02 seviyesindeyken Türkiye’de bu oran yalnızca yüzde 0,22.

Karaismailoğlu ayrıca Türkiye’deki 15,4 milyon hayat sigortalısının 8,2 milyonunun yalnızca kredi bağlantılı hayat sigortasına sahip olduğuna dikkat çekiyor. Bu durum, hayat sigortasının önemli bir bölümünün kapsamlı bir finansal planlamanın parçası olarak değil, kredi kullanımı sırasında devreye giren bir ürün olarak kaldığını ortaya koyuyor.

Karaismailoğlu’na göre Türkiye’de temel sorun insanların geleceği veya riskleri düşünmemesi değil. Aksine vatandaş sağlık, işsizlik, emeklilik ve çocuklarının geleceği gibi riskleri düşünüyor ve buna karşı tasarruf yapıyor. Ancak risk yönetiminde sigorta yerine altın, konut, nakit birikim ve aile dayanışması gibi geleneksel yöntemler daha fazla öne çıkıyor.

Yazıda tasarruf ile sigortanın birbirinin alternatifi olmadığı vurgulanırken, finansal planlamanın tek bir yatırım aracına dayanmaması gerektiği ifade ediliyor. Karaismailoğlu, hayat sigortasının yalnızca ölüm riskine karşı bir ürün olarak değil, geride kalanların finansal hayatını sürdürebilmesini sağlayan bir güvence mekanizması olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekiyor.

Karaismailoğlu yazısını, Türkiye’deki “ne olur ne olmaz” anlayışının terk edilmesi değil, geliştirilmesi gerektiği görüşüyle tamamlıyor. Asıl sorunun ise “Bir şey olursa ne olacak?” sorusuna önceden yanıt verebilmek olduğunu belirtiyor.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLA!

Exit mobile version