Fonlar suçlu. Hem de ciddi biçimde sorgulanması gereken bir tablo var ortada. Bir liralık hisseyi yüzlere, hatta binlere taşıyan fonlar, bu fiyatlardan yatırımcıya umut satanlar ve sonunda yatırımcının elinde değersizleşen hisseler bırakanlar elbette hesap vermeli.
Ama bir dakika…
Bu hikâyede gerçekten sadece fon yöneticileri mi suçlu?
Fonların yüzde 4 bin, yüzde 5 bin prim yaptırdığı şirketlerin patronlarının hiç mi sorumluluğu yok?
Bir şirketin hissesi 30 liradan 3 bin 500 liraya çıkıyorsa, şirketin patronu bunun farkında değil miydi? Hisse 47 liradan 150 liraya gidiyorsa yönetim bunu sadece seyrediyor muydu? Bir şirketin piyasa değeri, patronunun yıllardır iş yaptığı dev şirketlerin değerini aşacak noktaya geliyorsa, patronun hiç mi kafasında soru işareti oluşmaz?
İşte bence asıl sorulması gereken sorulardan biri bu.
Çünkü borsa yalnızca fon yöneticilerinin oynadığı bir oyun değil. Hissenin sahibi olan şirketin patronu da piyasa değerini, şirketinin büyüklüğünü, kârlılığını ve gelecekte yaratabileceği değeri en iyi bilen kişilerden biri.
Dolayısıyla SPK’nın ve gerektiğinde savcıların sadece “Bu fon bu hisseyi neden aldı?” diye değil, “Bu şirketin patronu bu fiyatları gördüğünde ne yaptı?” diye de sorması gerekiyor.
Düşünün…
Bir hisse 30 liradan 3 bin 500 liraya yükseliyor. Şirketin piyasa değeri olağanüstü seviyelere ulaşıyor. Böyle bir fiyat oluşumunun şirketin gerçek ekonomik büyüklüğüyle ne ölçüde örtüştüğü konusunda patronun hiç mi fikri yok?
Tamam, patron hisse satmak zorunda değil.
Elbette değil.
Ancak mesele burada yalnızca satış yapmak değil. Mesele, yatırımcıya karşı sorumluluk.
Şirketinin piyasa değeri gerçekçi olmayan seviyelere ulaşmış olabileceğini gören bir patronun, yatırımcıyı olağandışı fiyat hareketleri konusunda uyarması gerekip gerekmediği tartışılmalı.
Çünkü patron şirketin içini biliyor. Bilançosunu biliyor. Siparişlerini biliyor. Borcunu biliyor. Yatırımlarını biliyor. Şirketin gelecekte yaratabileceği nakdi biliyor.
Piyasa ise bunların önemli bölümünü patron kadar bilmiyor.
Tam da burada geçmişten bir hikâye geliyor aklıma.
Merhum borsa oyuncusu Mecnur Çolak’ın anlattığı rivayet edilen Şeker Piliç hikâyesi…
Çolak bir gün şirketin patronlarıyla yemekte oturuyor. Sohbet sırasında hisse fiyatından söz açılıyor. Mecnur patrona, “Hisseyi 10 liraya çıkarsam borsada satış yapar mısınız?” diye soruyor.
Patronun cevabı net:
“Ben o fiyata neden vereyim? Bedava fiyat.”
Mecnur soruyor:
“20 lira yapsam?”
Cevap yine aynı:
“Benim tabela fiyatım o.”
Bu kez fiyat 50 liraya kadar çıkıyor.
Patronun cevabı ise tarihe geçecek kadar net:
“Ceketimi alır giderim.”
İşte patron ile hisse fiyatı arasındaki ilişkinin en çarpıcı örneklerinden biri budur.
Patron şirketinin değerini biliyor.
Peki bugün yaşananlarda neden aynı soruyu sormuyoruz?
Hisse fiyatı gerçeklikten kopacak kadar yükselen şirketlerin patronları neden hisse satmadı? Satmadılarsa neden yatırımcılarına “Şirketimizin piyasa değeri ile temel göstergeleri arasındaki farkı dikkatle değerlendirin” demediler?
Bunlar elbette “patron suçludur” demek için yeterli değil.
Bir patronun hissesini satmaması tek başına suç değildir. Aynı şekilde hisse fiyatının yükselmesi de patronun manipülasyon yaptığı anlamına gelmez.
Ancak ortada olağanüstü fiyat hareketleri varsa, soru sormak da gazetecinin ve düzenleyicinin görevidir.
Örneğin Odine…
Hisse 30 liralardan 3 bin 500 liralara kadar gidiyor. Şirketin piyasa değeri öyle bir noktaya geliyor ki, şirketin önemli iş ilişkilerinin bulunduğu dev şirketlerle kıyaslanabilecek bir büyüklük ortaya çıkıyor.
KAP’taki güncel verilere göre Odine’nin fiili dolaşımdaki pay oranı yüzde 22,59 seviyesinde. Şirket sermayesinin önemli bir bölümü de borsada işlem görmeyen paylardan oluşuyor.
Böyle bir fiyat hareketinde soru sadece “Bu hisseyi kim aldı?” olmamalı.
“Bu fiyatı gören şirketin hâkim ortağı ne düşündü?” sorusu da sorulmalı.
Aynı soru Kiler için de geçerli. Destek Finans için de, Sümer Varlık için de, Vişne Madencilik için de…
Hisseyi binlerce puan yukarı taşıyan fonlar varsa elbette fonların işlemleri incelensin. Kim, hangi fiyattan aldı? Hangi tarihte aldı? Hangi yatırımcıya sattı? Fonun portföyündeki fiyatlama nasıl oluştu? Fon yöneticisinin çıkar çatışması var mıydı?
Ama bunun yanında şirket tarafına da bakılsın.
Şirketin yöneticileri ve hâkim ortakları bu fiyat hareketlerini nasıl değerlendirdi?
Şirketin gerçek değeriyle borsa değeri arasında olağanüstü bir makas oluştuğunda herhangi bir açıklama yapıldı mı?
Hâkim ortakların hisse satışları oldu mu?
Olmadıysa neden olmadı?
Olduysa hangi fiyatlardan oldu?
Fonlarla, patronlarla, ilişkili taraflarla veya şirket yöneticileriyle doğrudan ya da dolaylı bir bağlantı var mıydı?
Bunlar sorulmadan sadece fon yöneticilerini sanık sandalyesine oturtmak eksik bir soruşturma olur.
Üstelik Türkiye’de bunun farklı bir örneğini de gördük.
SASA’nın ana ortağı Erdemoğlu Holding, yıllar içerisinde çeşitli tarihlerde SASA paylarında satış ve finansman amaçlı işlemler gerçekleştirdi. Örneğin 2025’te yaklaşık yüzde 3,9’luk payın 3,46 TL fiyatla nitelikli yatırımcılara satışı açıklandı. İşlemden yaklaşık 5,9 milyar TL brüt gelir elde edildiği ve satış sonrasında Erdemoğlu’nun doğrudan payının yaklaşık yüzde 56,5’e indiği KAP’a bildirildi.
Bu örnek bize şunu gösteriyor: Hâkim ortakların yüksek piyasa değerlerinde hisse satması tek başına “suç” değildir. Önemli olan işlemin şeffaf, mevzuata uygun ve yatırımcıyı yanıltmayacak biçimde gerçekleştirilmesidir.
Hatta Erdemoğlu’nun 2025 ve 2026’da yaptığı farklı işlemler KAP üzerinden kamuya açıklandı; 2026 Ağustos’unda ise SASA’da 121,5 milyon TL nominal tutarlı alış işlemi bildirildi.
O halde mesele “Patron neden hisse sattı?” da değil.
Asıl mesele şu:
Patron, şirketinin hissesi gerçekçi olmadığı düşünülebilecek seviyelere geldiğinde ne yaptı?
Çünkü patronun elindeki bilgiyle sıradan yatırımcının elindeki bilgi aynı değil.
Fon yöneticisinin görevi yatırımcının parasını yönetmek.
Patronun görevi ise şirketini yönetmek.
Ama ikisinin üzerinde ortak bir sorumluluk daha var: Sermaye piyasasının güvenilirliğine zarar vermemek.
Bir hisse 30 liradan 3 bin 500 liraya çıkıyorsa ve ardından yatırımcı mağdur oluyorsa, yalnızca “fonlar yaptı” demek kolaycılıktır.
Belki fonlar yaptı.
Belki bazı fon yöneticileri fiyatı sürdü.
Belki bazı yatırımcılar da bu oyunun parçası oldu.
Bütün bunlar araştırılsın.
Ama şirketin patronu da aynı masaya otursun.
Ve kendisine şu soru sorulsun:
“Şirketinizin hissesi bu seviyelere çıkarken siz ne düşündünüz?”
İkinci soru daha da önemli:
“Şirketinizin piyasa değeri ekonomik gerçekliğinden bu kadar uzaklaştıysa, neden yatırımcılarınızı uyarmadınız?”
Üçüncü soru ise belki bütün dosyanın kilidini açabilir:
“Madem bu fiyatlar size göre normaldi, neden hisse satmadınız; normal değil idiyse neden bunu yatırımcıya söylemediniz?”
İşte SPK’nın ve savcıların bakması gereken yer tam burası.
Çünkü borsada sadece hisseyi alanın değil, o hissenin arkasındaki şirketin de bir hikâyesi vardır.
Ve bazen hikâyenin en önemli kahramanı fondaki portföy yöneticisi değil, şirketin patronudur.
Fonlar elbette hesap vermeli.
Ama patronların da vereceği cevaplar varsa, onları da duymalıyız.
Çünkü 1 lirayı 1.000 liraya çıkaran sadece alıcı değildir; o 1.000 liralık fiyatın arkasında bir şirket, bir yönetim ve bir patron da vardır.