Türkiye’de yatırım fonlarında yaşanan kriz ve 131 fonun tasfiye süreci yeni bir tartışmayı beraberinde getirdi. Ekonomist Kerim Rota, Medium’da yayımladığı “Kırmızı Pazartesi” başlıklı yazısında, tasfiye sürecinin yalnızca bugün fonda kalan yatırımcıların zararları üzerinden ele alınmaması gerektiğini savundu.
Rota, Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanındaki, herkesin yaklaşan cinayeti bilmesine rağmen kimsenin müdahale etmemesi hikâyesinden yola çıkarak fon krizini değerlendirdi. Yazısında, SPK’nın 2025’in son çeyreğinde bazı serbest ve para piyasası fonlarında, düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde şirketlerin ekonomik gerçekleriyle açıklanamayacak fiyat hareketleri gözlemlediğini hatırlattı.
Rota’ya göre asıl tartışılması gereken konulardan biri, sorun daha önce tespit edilmişken yapay fiyat hareketlerinin görüldüğü hisseleri taşıyan fonların büyümesine nasıl izin verildiği. Yazara göre başlangıçta yüksek riskli serbest fonlarla sınırlı görünen sorun daha sonra bazı para piyasası fonlarına da yayıldı.
Tasfiye yöntemine ilişkin de eleştiriler yönelten Rota, fondan çıkış talimatını daha erken veren yatırımcılarla fonda kalanlar arasında ciddi bir fark oluşabileceğine dikkat çekti. Portföydeki varlıkların satılmasıyla yaratılabilecek nakdin önce çıkış talimatı veren yatırımcıların alacaklarını karşılaması halinde, fonda kalan yatırımcıların ekonomik değerinin daha da azalabileceğini belirtti.
Yazının en dikkat çekici önerilerinden biri ise fonların geçmiş performanslarının ve yatırımcı hareketlerinin geriye dönük incelenmesi. Rota, özellikle Tera Portföy’ün TLY fonu üzerinden, fon TEFAS’a açılmadan önce içeride bulunan yatırımcıların kimler olduğu, ne kadar yatırım yaptıkları, olağanüstü değer artışından ne ölçüde yararlandıkları ve daha sonra fondan ne zaman ve ne kadar para çektiklerinin MKK kayıtları üzerinden ortaya çıkarılabileceğini savundu.
Rota, “Mesele sadece 131 fonu tasfiye etmek değildir” diyerek, gerçek zararın kimde kaldığının, sisteme kimin ne zaman ne kadar para koyduğunun ve kimlerin ne kadar para çıkardığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti.
Yazıda ayrıca ABD’deki Bernie Madoff vakasının tasfiye sürecine de dikkat çekildi. Rota, Madoff tasfiyesinde yatırımcıların hesaplarındaki kâğıt üzerindeki değerler yerine sisteme yatırılan ve sistemden çekilen gerçek paranın dikkate alındığını, ayrıca hukuki koşullarda geçmişte sistemden çıkarılan paraların geri alınmasına yönelik “clawback” davalarının açıldığını aktardı.
Rota’nın önerisi, mevcut tasfiye mekanizmasının ötesinde, geçmişte elde edilen olağanüstü kazançların ve fonlardan yapılan çıkışların da incelenmesi üzerine kuruluyor. Yazara göre, eğer bazı kazançların gerçek ekonomik değer yaratılmasından değil, fiktif fiyatlamalardan veya daha sonra sisteme giren yatırımcıların parasından kaynaklandığı hukuken ortaya konulursa, net kazananlardan net kaybedenlere doğru bir düzeltme mekanizması tartışılabilir.
Fon krizinin yalnızca yatırımcı zararları açısından değil, denetim, gözetim ve tasfiye mekanizmasının nasıl işletileceği açısından da önemli bir sınav olduğu görüşünü dile getiren Rota, geçmişte yaşanan banker tasfiyelerini hatırlatarak, benzer bir tablonun yeniden ortaya çıkmaması için gerçek para hareketlerinin ve geçmiş kazançların da araştırılması gerektiğini savundu.
Kaynak: Kerim Rota, “Kırmızı Pazartesi”, Medium. Kerim Rota’nın yazısının tamamı