Garanti BBVA, sürdürülebilir finansman vizyonu kapsamında şirketlerin sürdürülebilirlik taahhütlerini somut yatırım ve finansman planlarına dönüştürmelerine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. BBVA ile birlikte üstlendiği COP31 Küresel Bankacılık Partnerliği kapsamında farklı platformlarda bu yaklaşımı gündeme taşıyan banka, Sustainable Brands Türkiye 2026’da düzenlenen Road to COP31 sahnesinde Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ile yer aldı.
Edige, şirketlerin sürdürülebilirlik hedeflerini yalnızca birer taahhüt olarak açıklamalarının yeterli olmadığını belirterek, hedeflerin ölçülebilir ve finanse edilebilir dönüşüm planlarına dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Şirketlerin mevcut durumunu, ulaşmak istediği noktayı, bu dönüşüm için yapılacak yatırımları ve ilerlemenin nasıl ölçüleceğini ortaya koyan planların finansmana erişimde önem kazandığını ifade etti.
Güvenilir veri ve performans göstergelerinin de sürdürülebilirlik raporlamasının ötesinde bir anlam taşıdığını belirten Edige, bu verilerin doğru finansman yapısının oluşturulabilmesi açısından kritik olduğunu vurguladı.
“Dönüşmemenin maliyetini de konuşmalıyız”
Sürdürülebilirlik hedeflerinin yalnızca sürdürülebilirlik ekiplerinin sorumluluğunda kalmaması gerektiğini belirten Edige, CFO’lar, yatırım ekipleri ve üst yönetimin sermaye tahsisi kararlarında dönüşüm hedeflerinin doğrudan dikkate alınması gerektiğini söyledi.
Edige, dönüşümün ertelenmesinin şirketler açısından giderek daha somut maliyetler oluşturduğuna dikkat çekerek, “Hep dönüşmenin maliyetini konuşuyoruz. Bence artık dönüşmemenin maliyetini de konuşmamız gerekiyor. Çünkü geciktikçe bazı yatırımların maliyeti artıyor, teknoloji seçenekleri azalıyor, müşterilerinizin beklentileri değişiyor ve hareket alanınız daralabiliyor” dedi.
İyi tanımlanmış hedef, güvenilir veri ve güçlü bir dönüşüm planının sürdürülebilir finansmana erişimde giderek daha önemli hale geldiğini belirten Edige, asıl kritik noktanın bu unsurların şirketlerin gerçek yatırım planlarına dönüşmesi olduğunu ifade etti.
Garanti BBVA’nın sürdürülebilir finansman yaklaşımının yalnızca kredi ürünleriyle sınırlı kalmadığını belirten Edige, farklı yatırım ve risk ihtiyaçlarına yönelik finansman modellerinden örnekler de paylaştı.
Aksa Enerji yatırımına 124 milyon dolarlık finansman
BBVA Grubu, Aksa Enerji’nin Mersin’deki depolamalı rüzgâr enerjisi yatırımı için Sinosure garantisiyle 124 milyon dolar tutarında, 12 yıl vadeli finansman yapılandırdı. Depolama teknolojisinin enerji dönüşümündeki rolüne dikkat çekilen işlemde, banka ile ihracat kredi kuruluşunun oluşturduğu risk paylaşımı yatırımın finansmanında kullanıldı.
Kınalı–Malkara Otoyolu finansmanında ise sürdürülebilirlik kriterleri kredi koşullarının ötesine taşındı. Garanti BBVA’nın sürdürülebilirlik koordinasyonunu üstlendiği projede 400 milyon euroluk sürdürülebilirlikle bağlantılı krediye ek olarak 575 milyon euroluk faiz riskinden korunma işlemi de sürdürülebilirlik performans hedefleriyle ilişkilendirildi.
Böylece sürdürülebilirlik kriterleri yalnızca kredi maliyetinin belirlenmesinde değil, finansal risk yönetiminde de kullanılan bir unsur haline geldi.
SKDM maliyetine karşı türev çözümü
Garanti BBVA, Avrupa Birliği ile ticaret yapan ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) kapsamına giren şirketlerin karşı karşıya kalabileceği karbon maliyeti riskine yönelik bir hazine çözümü de geliştirdi.
Çözümün ilk uygulaması Medcem Çimento Grubu ile gerçekleştirildi. İşlem kapsamında 2027 yılında teslim edilecek SKDM sertifikalarının işleme konu edilen bölümünün fiyatı bugünden sabitlenerek şirketin gelecekteki karbon maliyetinin daha öngörülebilir hale getirilmesi amaçlandı.
Bu örnekler, sürdürülebilir finansmanın yalnızca ayrı bir “yeşil ürün” başlığı altında değerlendirilmekten çıkarak kredi, sermaye piyasaları ve risk yönetimini birlikte kapsayan daha bütüncül bir finansman yapısına doğru ilerlediğine işaret ediyor.
COP31’in Türkiye açısından farklı sermaye kaynaklarının ve risk paylaşımı mekanizmalarının daha geniş ölçekte devreye alınması için fırsat oluşturabileceğini belirten Edige, sürdürülebilirlik hedefleri ile yatırım bütçelerinin aynı çerçevede ele alınması gerektiğini söyledi.
Edige, “Dönüşüm, hedef açıkladığınız anda değil; ‘Hangi tesise, hangi teknolojiye, ne kadar yatırım yapacağım ve bunu hangi takvimde gerçekleştireceğim?’ dediğiniz anda başlıyor. Bu netleştiğinde bizim de finans sektörü olarak işimiz kolaylaşıyor. Doğru krediyi, doğru sermaye piyasası aracını, doğru risk paylaşımı mekanizmasını kurabiliyoruz. O nedenle COP31’in Türkiye açısından en önemli çıktısının hedefleri yatırım kararına dönüştürmek olması gerekiyor” ifadelerini kullandı.