Fon Faciasının Perde Arkası: SPK’nın Yetkisi Var, Peki Neden Müdahale Edemedi?

Sermaye Piyasası Kurulu’nun fon krizine müdahalesini mercek altına alan değerlendirme, yıllardır süren denetim zafiyetlerine, bağımsızlık sorununa ve liyakat tartışmalarına dikkat çekti.

Dr.Mustafa Gümüş

Üç Farklı Yazı/Bilgi Çerçevesinde Sermaye Piyasası Kurulunun Kurumsal Kapasitesine İlişkin Değerlendirme

Bu yazı yatırım fonlarına ilişkin rehberin güncellenmesi ile başlayan ve 131 adet fonun tasfiye kapsamına alınmasıyla sonuçlanan süreçteki gelişmeler ve Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun 18 Eylül 2026 tarihli basın açıklaması çerçevesinde, SPK’nın kurumsal kapasitesine ve bu süreçte yaşadıklarımızın bu kurumsal kapasite ile ilişkisine yönelik olarak ilerleyen dönemde benzer durumların yaşanmaması açısından üzerinde durulmasının gerekliliğine inandığım değerlendirmelerimi içermektedir.

SPK tarafından fonların tasfiye kararı alınması sonrası 18 Eylül tarihli bir basın açıklaması yapılmıştır. Söz konusu basın açıklamasında

ifade edilmiştir.

Sermaye Piyasası Kanunu (SPKn.)’nun 117’nci maddesinden ilgili kısımlarını aşağıya yazıyorum.

Madde 117- Kuruluş ve Bağımsızlık

Mülga 2499 sayılı SPKn.’da “Kurul” olan madde başlığı “Kuruluş ve Bağımsızlık” olarak değiştirilerek SPK’nın bağımsız yapısı özellikle vurgulanmıştır. Emir ve talimat almama, görevlerini yerine getirmek üzere mali özerkliğe sahip olma hususları ayrıca düzenlenmiştir.

SPK’ya FİK tarafından tavsiye verildiği, Bakanlığın düzenlemenin nasıl yapılması gerektiği konusunda SPK’yı bilgilendirdiği bilgileri ile yukardaki Kanun’da yazılanlar birlikte değerlendirildiğinde, açıklamayı yapanların SPK’nın yetki ve sorumlulukları, düzenleme yapma yetkinliği konusundaki farkındalıkları hususunda bizleri şüpheye düşürmektedir.

En önemlisi açıklamanın sürecin 10 ayda tamamlanmasının normal olduğuna inanılarak yapılması, açıklama yapılan kitlenin de buna inanacağı beklentisidir. Bu hususu özellikle açmak isterim.

6362 sayılı Kanun 30/12/2012 tarih ve 28513 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. SPK tarafından takip eden 18 ayda Borsa İstanbul, Takasbank ve Merkezi Kayıt Kuruluşu’nun yönetmelikleri de dahil olmak üzere tüm sermaye piyasası mevzuatı yeniden yazılmıştır. Ne demek istediğimi daha iyi anlatabilmek için 2013 yılında kurumsal yatırımcılar ile ilgili olarak çıkarılan düzenlemelere ilişkin bilgileri aşağıda veriyorum. Tablodan da görüleceği üzere 1 yıl içerisinde 9 adet ana düzenleme yapılarak yürürlüğe girmiştir. Yine 2013 yılı içerisinde yapılan toplam düzenleme sayısı da 40’ın üzerindedir.

Sıra NoDüzenleme AdıResmi Gazete Tarih ve Sayısı
1.Gayrimenkul Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği03.01.2014 tarih ve 28871 sayılı Resmi Gazete
2.Emeklilik Yatırım Fonlarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Hakkında Yönetmelik13/03/2013 tarih ve 28586 sayılı  Resmi Gazete
3.Portföy Yönetim Şirketlerine ve Bu Şirketlerin Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Tebliği02.07.2013 tarih ve 28695 sayılı Resmi Gazete
4.Portföy Saklama Hizmetine ve Bu Hizmette Bulunacak Kuruluşlara İlişkin Esaslar Tebliği02.07.2013 tarih ve 28695 sayılı Resmi Gazete
5.Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliğ09.07.2013 tarih ve 28702 sayılı Resmi Gazete
6.Menkul Kıymet Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği29/08/2013 tarih ve 28750 sayılı Resmi Gazete
7.Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği09.10.2013 tarih ve 28790 sayılı Resmi Gazete
8.Borsa Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği27.11.2013 tarih ve 28834 sayılı Resmi Gazete
9.Bireysel Portföylerin ve Kolektif Yatırım Kuruluşlarının Faaliyetlerine İlişkin Esaslar Hakkında Tebliğ 17.12.20213 tarih ve 28854 sayılı Resmi Gazete17.12.20213 tarih ve 28854 sayılı Resmi Gazete

Mesele tabiki düzenleme sayısı değildir. Ancak düzenleme yapmak için öncelikle kendi mevzuatının dününe ve bugününe, sonrasında da piyasanın işleyişine ve uluslararası gelişmelere hâkim olmak gerekmektedir. Bu niteliklere sahip olmadan tam ve doğru düzenleme yapılması, piyasanın düzenlemeler yoluyla yönlendirilmesi veya yapılan düzenlemelerin sonuçlarının öngörülmesi mümkün değildir. Aslında düzenleyici bir kurum açısından bu kurumsal kapasite olarak ifade edilebilir. Fon krizi öncesinde gerekli müdahalelerin yapılmamış olması, 131 fonun tasfiye kapsamına alınması sonrasında yaşanabileceklere ilişkin yeterli öngörüde bulunulamaması ve olası senaryoların tam olarak çalışılmaması kurumsal kapasite sorununa işaret etmektedir.

Bu yazının yazılmasına neden olan diğer 2 yazı ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından SPK’ya yazıldığı belirtilen ve kamuya yansıyan 2 yazıdır. Söz konusu yazılardan

Aşağıya SPKn’da yer alan 2 maddeyi yazıyorum. Aslında benzer başka maddeler de bulunabilir. Ancak en önemlileri olduğunu düşündüğüm bu iki maddeden çıkan basit sonuçları yazayım.

  1. Piyasada olağandışı bir işlem ya da fiyat olduğunda, SPK’nın 101’inci madde uyarınca maddede sıralanan tedbirler ve ilave olarak her türlü tedbiri alma yetki ve görevi vardır.
  2. Sermaye piyasalarında bir suç işlendiğinde, soruşturmalar SPK’nın yapacağı suç duyurusu ile başlar.

SPKn. Madde 101

Kurul, 104 üncü,5 106 ncı ve 107 nci maddelerde sayılan fiilleri işlediğine dair makul şüphe bulunan gerçek veya tüzel kişiler ile tüzel kişilerin yetkilileri ile ilgili sermaye piyasası araçlarına ilişkin olarak;

a) Borsalarda geçici veya sürekli olarak işlem yapılmasının yasaklanması,

b) Takas yöntemlerinin değiştirilmesi,

c) Kredili alım, açığa satış, ödünç alma ve verme işlemlerine ilişkin sınırlamalar getirilmesi,

ç) Teminat yükümlülüğü getirilmesi veya yükümlülüğün değiştirilmesi,

d) Farklı pazar veya piyasalarda işlem görmesi veya farklı işlem esaslarının belirlenmesi,

e) Piyasa verilerinin dağıtım kapsamının sınırlanması,

f) İşlem veya pozisyon limiti getirilmesi,

dâhil piyasanın etkin ve sağlıklı işleyişini teminen gerekli her türlü tedbiri almaya yetkilidir.

SPKn. Madde 115

(1) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurul tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir.

(2) Başvuru üzerine kamu davası açılması hâlinde iddianamenin kabulü ile birlikte, bir örneği Kurula tebliğ edilir ve Kurul aynı zamanda katılan sıfatını kazanır.

(3) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yapılan soruşturmada Cumhuriyet savcısı, Kurul meslek personelinden yararlanabilir. Bu suçlardan dolayı şüpheli veya tanık sıfatıyla kişilerin ifadesinin alınması sırasında Kurul meslek personelinin de hazır bulunması sağlanabilir.

(4) Bu Kanunda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı yapılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığı kararının verilmesi hâlinde, Kurul bu karara karşı itiraza yetkilidir.

45 yıllık düzenleme ve denetim tecrübesi ve yüzlerce yetişmiş uzmanı ile Başsavcılıktan bir yazının alınmış olması en hafif tabirle düşündürücüdür. Onca yıllık piyasa gözetim tecrübesi, teknik altyapısı ve mevzuatla tanınmış geniş yetkileri olan bir kurumun Savcılık tarafından dışardan basit gözlemlerle tespit edilmiş aykırılıkların başlangıç aşamalarında hiçbir işlem yapmamış olması, sonrasında gelen fırtınayı tespit edememesi, etmişse de bununla ilgili gerekli tedbir ve yaptırımları uygulayamamış olması ancak Kurumun kapasitesi ve Kurum yönetiminin işi ele alış şekli nedeniyle olabilir.

Fon krizi SPK açısından değerlendirildiğinde, bütüncül bir başarısızlıktan bahsedilebilir. Öncelikle fon aşaması öncesinde şirketlerin ilk halka arzı sorunlarla başlamaktadır. Bu aşamada SPK’nın en önemli Dairesi olan Ortaklıklar Finansmanı Dairesi’nin sorumluluğu bulunmaktadır. Halka açılma sonrasında Borsa’da pay senetlerinde yaşanan olağandışı fiyat ve miktar hareketlerine yeterli müdahale edilememiş olması Piyasa Gözetim Dairesi açısından başarısızlıktır. Şirketlerin halka açılma sonrası yatırımcılar aleyhine yaptıkları işlemler yine Ortaklıklar Finansmanı Dairesi ve Denetleme Dairesi açısından başarısızlıktır. Fon aşamasına geçildiğinde kapalı fonların halka satışına izin verilmesi ve yeterli düzeyde takip edilmemesi Kurumsal Yatırımcılar Dairesi açısından başarısızlıktır. Aracı kurumlar tarafından halka açılma sürecinin kötü yönetilmesi ve sonrasında pay piyasasında yapılan işlemlerde aracı kurumlara adeta dokunulmaz birer yapı gibi davranılması Aracılık Faaliyetleri Dairesi’nin başarısızlığıdır. Tabi en tepede bu başarısızlığın ana sorumlusu SPK Başkanı ve Sermaye Piyasası Kurulunu oluşturan diğer 6 üyedir.

Son 5 yılda onlarca hisse senedinde yaşanan fiyat hareketlerinin oluşmasını engel olamayan ve sonrasında artan fiyatlara talep oluşturmak üzere fon yapısının oluşturulduğunu kavrayamayan Kurul, son 1 aydaki süreçte de geçerli bir sınav verememiştir. Fonlarda kabaca 10 milyar doları bulacak olan kaybın 10 katından fazlası, bireysel hisse senedi portföyüne sahip müşterilerde yaşanmıştır. 455 bin kişiyi ilgilendirdiği düşünülen sorun, 6 milyon kişinin sorunu haline gelmiştir.

Aslında bu sorunun tüm hisse senedi piyasasını etkileyeceği, aşırı yükselen fiyatlar sonucunda oluşan endeksin gerçeği yansıtmadığı biliniyordu. Süreci engelleyemen Kurul, son 1 ayda haftada birkaç defa bu hisselerde manipülasyon yapanlarla ilgili suç duyurusu yaparak kendini affettirmeye çalışmaktadır. Son 5 yılda olan olay ise şudur. Bir takım kişi ve kurumlar, olağandışı yüksek fiyatlara çıkardıkları ellerindeki payları, gerek bireysel gerek kurumsal yatırımcılara günün sonunda satmışlar ve geniş kitlelerin tasarruflarını profesyonel şekilde ellerinden almışlardır. Bu olurken de maalesef Kurul kendisinden beklenen fonksiyonu icra edememiştir.

SPK’nın kurumsal örgütlenme yapısı incelendiğinde aşağıdaki tespitler yapılabilir.

2011 yılına kadar gerek girişi gerek çalışması ayrı bir prestij vesilesi olan SPK Uzmanlığı mesleği 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile başlayan eşit işe eşit ücret sloganıyla (halbuki her eşitlik adalet değildir) içi boşaltılmaya, sıradanlaştırılmaya başlanmıştır (Bu da Sayın Ali BABACAN döneminin uygulamasıdır). Yurtdışı görevlendirmeler, lojman ve sağlık hakları ve Kurul’da uzun süre kalınmasını sağlayan yurtdışı master ve doktora hakları da SPK Uzmanlarının ellerinden büyük ölçüde alınmıştır. Dolayısıyla SPK gibi kurumlarda uzun süre çalışmak mantıksız hale gelmiştir. 3-4 yıllık başarılı SPK Uzmanları çok daha iyi şartlarda özel sektörde görev almaya başlamıştır. Çok nitelikli mezunlar ise direk özel sektörde işe başlar hale gelmiştir. Milyarlarca doların denetim, gözetim ve düzenlemesinden sorumlu uzmanlar yoksulluk sınırının biraz üzerinde maaşla çalışır duruma getirilmiştir.

SPK açısından bakıldığında bu başarısızlık ancak kapasite sorunu ile açıklanabilir. Zira fon rehberi öncesi ve sonrasında piyasada yaşananlar, Tera Yatırım’ın Katılımevim ve Pusula Portföyü satın alma açıklamaları sırasında yapılan satışlar, bu satışların hala inceleme kapsamına alınmamış olması, 131 fonun tasfiyesine yönelik yapılan açıklamalar ve krize müdahale şekli, sonuçların öngörülemediğinin açık göstergesidir. Cumhurbaşkanı yardımcısı düzeyinde bir kurul oluşturulması, SPK’nın çekingen ve güven vermeyen açıklamaları ve Başsavcılığın süreçteki en azından şimdiye kadarki etkin rolü de bunun diğer göstergeleridir. Özellikle adli tarafta yaşananlar maalesef bir filin züccaciye dükkânına girmesinden farksızdır.

Finans ve sermaye piyasaları güven üzerine inşa edilen yapılardır. Mülkiyet hakkının korunması güvenin en temel unsurudur. Güven kaybı ve mülkiyet hakkı ihlalleri orta ve uzun vadede piyasaya şu an vermiş olduğundan çok daha büyük zararlar verecektir. Nitekim 15 milyar dolarların konuşulduğu günlerden çok yakında 150 milyar doların geçici bir dönemde olsa buharlaştığı günlere doğru hızlı adımlarla ilerlemekteyiz. 455 bin mağdurdan, 6 milyon mağdurlu günlere ulaşmış durumdayız. Son 2 haftadır verilen idari para cezaları ve suç duyuruları, SPK’nın ben bu suçları önleyemedim açıklamalarıdır. Ayrıca bunlar sorunun bir yetki sorunu olmadığını da göstermektedir. SPK’nın isteyince ne kadar hızlı çalışabildiğini de göstermektedir.

Elbette kurumsal kapasite Sayın Mehmet ŞİMŞEK’in önerdiği gibi insan kaynağı kapasitesini artırmak amacıyla 100 deneyimli vergi müfettişinin SPK’ya transfer edilmesi şeklinde olamaz. Bu satarım bir 10 milyar, bir 10 milyar daha satarım deyip, sonunda ekonomiyi Kur Korumalı Mevduat uygulamasına mecbur bırakan yönetim anlayışının farklı bir tezahürüdür. Sayın Bakan’ın çok daha iyi çözümler bulacağına eminim. Bir SPK Uzmanının yetişmesi en iyi ihtimalle 5 yıllık bir süreyi alır. Yönetici düzeyinde bu süre 10 yıldır. Bu tür basit öneriler sorunun hala anlanmadığını göstermektedir. Belki piyasa tecrübesi olan eski SPK Uzmanları göreve davet edilebilir. Bu şekilde sermaye piyasası alanında kamu ve özel sektör tecrübesini birleştirmiş kişilerden faydalanılabilir.

SPK gibi kurumların bağımsız idari ve mali yapısı tekrar sağlanmadan, “tamam efendimci” yöneticiler yerine liyakatli, işinin uzmanı ve en önemlisi bağımsız hareket edebilen yöneticilerden oluşan bir yapı tesis edilmeden, maalesef ileriye güvenle bakmak mümkün görünmemektedir.

Umarım Kurul Karar Organı oluşumundan başlanarak uzun süredir devam eden hatalı uygulamalardan, bu acı tecrübeler sonrası dönülebilir.


[1] https://www.takvim.com.tr/guncel/2026/09/21/muhammet-yariz-icin-2025te-spkye-ivedi-arastirma-yazisi-gonderildi#4. Erişim Tarihi: 22.10.2026.

[2] https://www.borsaningundemi.com/haber/fon-sorusturmasini-baslatan-savcilik-yazisi-ortaya-cikti-1909047. Erişim Tarihi: 22.10.2026.

Mobil sürümden çık