Sermayenin Güvenlik İmtihanı: İş Dünyasına Yönelen Suç Ağları

Farklı kentlerde ve sektörlerde ortaya çıkan haraç ve silahlı saldırı iddiaları, ekonomik güvenliğin önemini yeniden gündeme taşıyor. Çünkü sermaye yalnızca kazanç değil, can ve mal güvenliği de arıyor.

Dr.Ayhan Bülent Toptaş

Dr.Ayhan Bülent Toptaş

Türkiye’de iş dünyasına yönelik haraç talepleri, silahlı tehditler ve iş yeri saldırıları son dönemde dikkat çekici örneklerle gündeme geliyor. Ekim ayının son günlerinde İstanbul ve İzmir’de yürütülen soruşturmalar, meselenin yalnızca bireysel suçlardan ibaret olmadığını, işletmelerin güvenliği ve ekonomik faaliyetlerin sürekliliği açısından da değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor.

İstanbul’da 26 Ekim’de Beşiktaş, Tuzla ve Pendik’teki iş yerlerini kurşunlayarak işletme sahiplerinden 5 ila 10 milyon TL arasında haraç istedikleri iddia edilen 13 kişi gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında yaklaşık iki ay boyunca teknik ve fiziki takip yapıldığı, mağdurların yurt dışı kaynaklı telefon numaralarından aranarak ölümle tehdit edildiği bildirildi.

İstanbul’da aynı günlerde yürütülen bir başka soruşturmada ise Arnavutköy, Başakşehir, Güngören, Bayrampaşa ve Esenyurt’ta meydana gelen yedi ayrı kurşunlama ve kundaklama olayı incelendi. Çirkinler ve Casperlar olarak bilinen suç örgütleriyle bağlantılı oldukları öne sürülen dokuz şüpheli gözaltına alındı

Yemeksepeti’nin eski sahibi Nevzat Aydın da 28 Ekim’de aldığı bir telefonla tehdit edildiğini açıklayarak şikâyetçi oldu. Yunanistan ülke kodunu taşıyan bir numaradan arayan ve kendisini Çirkinler adlı suç örgütünden K.A. olarak tanıtan kişinin, Aydın’ın oğlunu öldürme tehdidinde bulunarak 1 milyon avro istediği bildirildi. Soruşturma kapsamında 31 Ekim itibarıyla gözaltına alınan şüpheli sayısı sekize yükseldi.

İzmir’de ise Çiğli’deki Ekol Baz Hastane Grubu’ndan 5 milyon dolar haraç istendiği iddiasıyla yürütülen soruşturma gündeme geldi. Talebin kabul ettirilmesi amacıyla hastanenin Maltepe’deki tesisine silahlı saldırı düzenlendiği öne sürüldü. Olayla ilgili gözaltına alınan yedi şüphelinin tamamı tutuklandı.

Bu tür olaylar yalnızca İstanbul ve İzmir’le sınırlı değil.  Bu ay içinde Batman’da bir iş yeri sahibinden, işletmesine düzenlenen silahlı saldırının ardından 15 milyon TL haraç istendiği iddiasıyla yürütülen soruşturmada altı şüpheliden ikisi tutuklandı, dördü hakkında adli kontrol kararı verildi. Geçtiğimiz ağustos ayında ise Diyarbakır’da Kuyumcular ve Sarraflar Odası Başkanı’nın iş yerine düzenlenen silahlı saldırıyı protesto etmek amacıyla 425 kuyumcu kepenk kapattı.

Elbette bu örnekler tek başına Türkiye genelinde iş dünyasına yönelik tehdit olaylarının arttığı anlamına gelmez. Bunun için karşılaştırılabilir, düzenli ve güvenilir istatistiklere ihtiyaç var. Ancak farklı kentlerde, farklı sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin benzer tehditlerle karşı karşıya kalması, ekonomik güvenlik açısından üzerinde durulması gereken ciddi bir soruna işaret ediyor.

Mesele yalnızca saldırıya uğrayan işletmenin zarara uğramasından ibaret değil

Bir iş yerine silahlı saldırı düzenlendiğinde can kaybı veya yaralanmadan sonra ilk akla gelen zarar, binada veya iş yerindeki mallarda meydana gelen maddi hasar oluyor. Oysa ekonomik maliyet bunun çok ötesinde.

İşletmeler güvenlik personeli, kamera sistemleri ve sigorta için daha fazla harcama yapmak zorunda kalabilir. Saldırı nedeniyle faaliyetlerin durması, müşterilerin uzaklaşması ve çalışanların güvenlik kaygısı yaşaması da üretim ve satışları etkiler. Haraç taleplerinin kabul edilmesi durumunda işletmenin maliyetlerine kayıt dışı ve zorlayıcı yeni bir yük eklenir. Bu yük fiyatlara yansıyabilir, yatırımları erteletebilir veya işletmenin faaliyetini sürdürmesini güçleştirebilir.

Özellikle küçük işletmeler bu baskılara karşı daha savunmasızdır. Büyük şirketlerin güvenlik ve hukuk hizmetleri için ayırabilecekleri kaynaklar, küçük esnafın çoğu zaman sahip olmadığı imkânlardır. Böylece organize suç, işletmelerin kârlılığını azaltmanın yanı sıra piyasaya giriş ve piyasada kalma koşullarını da bozabilir.

Dünyadaki örnekler ekonomik maliyeti gösteriyor

Tabii ki, bu sorun Türkiye’ye özgü değil. Ancak farklı ülkelerde yaşananlar, organize suçun ekonomik mekanizmaları nasıl etkileyebildiğini anlamak açısından önemli. Örneğin; İtalya’da mafyanın küçük işletmelerden haraç alması, işletmelerin kârlılığını azaltmanın ötesinde rekabet koşullarını da bozabildiğine dair bulgular elde edilmiş. Ekonomi literatüründeki çalışmalar, mafya baskısının küçük işletmeler üzerinde büyük işletmelere kıyasla daha ağır bir yük oluşturabildiğine işaret ediyor. Böyle bir ortamda girişimcinin başarısını belirleyen unsur yalnızca verimlilik, kalite veya yenilikçilik olmaktan çıkıyor; suç örgütleriyle karşı karşıya kalmamak da önemli bir koşula dönüşüyor.

Meksika’da kartellerin işletmelerden haraç alması, tarımdan imalata kadar çeşitli sektörlerde maliyetleri yükseltebiliyor. Reuters’ın 2024 yılında yayımladığı bir araştırma, suç örgütlerinin üreticiler üzerindeki baskısının bazı ürünlerin maliyet ve fiyatlarına yansıyabildiğini ortaya koymuştu.

Kolombiya’da şirket yöneticilerinin kaçırılması ve tehdit edilmesi üzerine yapılan akademik araştırmalar da fiziksel güvenlik riskinin şirketlerin yatırım harcamalarını azaltabildiğini gösteriyor. Bu etki, firmaların uzun vadeli kararlarını da etkileyebiliyor.

Bu örnekler Türkiye’nin söz konusu ülkelerle aynı koşullarda olduğunu göstermiyor. Ancak organize suçun yaygınlaşmasının ekonomik sonuçlarının hangi kanallardan ortaya çıkabileceğini ortaya koyuyor.

Ekonomik güvenlik de istikrarın parçasıdır

Bir ülkede yatırım ortamı değerlendirilirken enflasyon, faiz, döviz kuru ve vergi politikaları kadar güvenlik de önem taşır. Girişimci yatırım kararı verirken yalnızca talebi, maliyeti ve beklenen getiriyi değil, kendisinin, ailesinin, işletmesinin ve çalışanlarının güvenliğini de hesaba katmak zorunda kalıyorsa ekonomik kararların zemini değişiyor demektir.

Kısa vadede güvenlik harcamaları ve faaliyetlerde ortaya çıkan duraklamalar işletmelerin maliyetlerini artırır. Orta vadede yatırım ve istihdam kararları ertelenebilir. Uzun vadede ise sermaye birikimi, rekabet ve yeni girişimlerin ortaya çıkması zarar görebilir. Yabancı yatırımcı açısından da mülkiyet hakkının, sözleşmelerin ve fiziksel güvenliğin korunması önemlidir. Organize suçun ticari hayat üzerinde baskı oluşturduğu bir ortam, ülkenin yatırım çekme kapasitesini olumsuz etkileyebilir.

Bu nedenle haraç ve silahlı tehdit olayları yalnızca güvenlik birimlerinin müdahale edeceği adli vakalar olarak görülmemeli; ekonomik maliyetleri de ölçülmeli. Güvenlik birimlerinin haraç taleplerini münferit olaylar olarak değil, bağlantıları ve finansman kaynaklarıyla birlikte organize suç çerçevesinde ele alması gerekiyor. Suç gelirlerinin izlenmesi, tehdit altındaki işletmelerin korunması ve yargı süreçlerinin etkin biçimde yürütülmesi bu mücadelenin temel unsurları olmalı. Ticaret ve sanayi odaları ile esnaf kuruluşları da üyelerinin güvenli biçimde başvurabileceği bildirim mekanizmaları oluşturabilir.

Bir girişimci yatırım kararı verirken rakiplerini, maliyetlerini ve pazar koşullarını hesaplamak yerine kendisinden ne zaman ve ne kadar haraç isteneceğini düşünmeye başlarsa orada piyasa ekonomisinin işleyişi zarar görüyor demektir. Çünkü sermaye yalnızca yüksek getiri aramaz; aynı zamanda güvende olmak ister.

Mobil sürümden çık