• Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar
3 Haziran 2026 Çarşamba
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
  • Bankacılık
  • Borsa
  • Döviz
  • Kripto
  • Altın
  • Eko Dünya
  • Sigorta
  • Şirket Haberleri
  • Yazarlar
ParaMedya
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editöryal Politikalar ve Şeffaflık
  • Yazarlar
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
Ana Sayfa Yazarlar Dr.Ayhan Bülent TOPTAŞ

Türkiye’de Risk Dönüşümü: Şoklardan Kalıcı Krizlere Geçiş

Türkiye'nin bu risk dönüşümünü bir fırsat olarak görmesi, kapsayıcı reformlarla güveni yeniden tesis etmesini gerektirir. Toplumsal uzlaşı ve şeffaf yönetim anlayışıyla hareket edildiğinde, kalıcı krizler bile yönetilebilir hale gelebilir. Gelecekteki başarı, sadece uygulanacak politikalara değil, kurumsal yenilenmeye de bağlı olacaktır. Bu yönde atılacak adımlar Türkiye'yi daha dirençli ve müreffeh bir geleceğe taşıyabilir.

- Dr.Ayhan Bülent TOPTAŞ
Aralık 21, 2025
- Dr.Ayhan Bülent TOPTAŞ, Eko Dünya, Güncel
Dr.Ayhan Bülent Toptaş

Dr.Ayhan Bülent Toptaş

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Bu yazının çıkış noktası, Prof. Dr. Davut Pehlivanlı liderliğinde, GNRC Management’ın yayımladığı “2026 Türkiye Risk Raporu”. Raporu değerlendirirken raporda yer alan “Olasılık Açısından İlk Beş Uluslararası Risk” ve “Etki Açısından İlk 5 Uluslararası Risk” tablolarının 2020-2026 arasında nasıl değiştiğini incelemek istedim. Tablolarda ön planda olan risklerdeki hızlı değişim bana çok ilginç geldi ve bunlara daha yakından bakmak gereği duydum.

Tablolara bakıldığında 2020’den bu yana risklerin öncelik sıralamasında yaşanan değişim, geçici krizlerle ilgili kaygıların yerini daha kalıcı ve yapısal kaygılara bıraktığını ortaya koyuyor. Kaygıların artık ekonomik sorunların ötesine giderek daha da genişlediği, eşitsizlikten kurumsal aşınmaya uzanan endişelerin ortaya çıktığı anlaşılıyor. Burada bir tür zihinsel kırılmanın yaşandığı söylenebilir. Bu değişim sadece bir algıda değişim meselesi olmakla kalmıyor; Türkiye’nin yönetiminde uygulanan politikaların da değişmesi gerekebileceği uyarısını da gündeme getiriyor.

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Ani şoklara uğrama risklerinden yapısal bozulma risklerine

2020’li yıllara girerken Türkiye’de hâkim risk algısı büyük ölçüde konjonktüreldi. Pandemi, işsizlik, döviz kuru riski, kredi ödeme sorunları gibi başlıklar, “halledilebilir, geçici” sorunlar olarak görülüyordu. Bunların 2000’li yılların başlarında olduğu gibi, doğru politikalar uygulanarak çözülebileceği düşüncesi yaygındı. Ancak 2023 yılından itibaren tablolarda önemli değişiklikler dikkat çekiyor. Ekonomik sorunlar yine ön planda ama risk algısının giderek derinleşen eşitsizlik, yaygınlaşan yoksulluk, Anayasa ve sivil toplumun erozyonu, fikir özgürlüklerine müdahale gibi yapısal sorunlara işaret eden yapısal ve yerleşmeye başlamış sorunları ifade eden başlıklara kaydığı görülüyor. Yani, artık aniden meydana gelebilecek krizler değil, kalıcılaşmış krizler risk olarak algılanmaya başlanıyor.

Risk algısındaki bu dönüşümün en çarpıcı yönü 5-6 yıl gibi bir süre içinde gerçekleşmiş olması. Normalde bu düzeyde bir risk algısı değişikliğinin belki uzun vadede (10-20 yıl gibi) gerçekleşmesi daha olağan olurdu. Bu hız tabii tesadüfi, kendiliğinden gerçekleşmiş bir şey değil. Olaylar üst üste geldi. 2020’de pandemi, İzmir depremi, 2021’de yükselişe geçen enflasyon, 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, 6 Şubat 2023’te Büyük Kahramanmaraş Depremi gibi üst üste gelen felaketler bir süreklilik algısı yarattı. Bunlar böyle arka arkaya gelmeseler tek tek ele alınabilip çözülebilecek krizler olabilirdi. Ama peş peşe geldiler ve bir şokun etkisi diğerinin üzerine bindi. Bu da toplumu sürekli bir olağanüstü hâl hissiyatına soktu. Riskler zor da olsa bir şekilde atlatılabilecek şeyler olarak görülürken kalıcı bir nitelik kazanmaya başladı. Risk algısı farklı bir boyuta kaydı.

Diğer tarafta kurumlara yönelik güven probleminin ortaya çıktığı anlaşılıyor. Riskleri göğüsleyebilecek kurumların kapasitelerine olan inancın zayıflaması, kurumları da risk algısının bir parçası haline getirdi.   

Risk algısındaki değişiklik uygulanan politikaların etkililiğini zayıflatabilir

Risk algısının ekonomik şoklardan kurumsal ve toplumsal bozulmaya kayması, politikaların etkililiğini derinden etkileyebilir. Öncelikle, teknik çözümler tek başına ikna edici olmaktan çıktı. Örneğin para politikası, bütçe disiplini gibi araçlar enflasyonla mücadelede kullanılmaya çalışılıyor ama yeterli ölçüde etkili olamıyor. Çünkü, hukuk, adalet, eşitlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve katılım gibi alanlarda meydana gelen gerilemeler bu politikaların da etkililiğini olumsuz yönde etkiliyor.

İkinci olarak, politika yapıcıların zaman ufku kısaldı.  Alınan yanlış bir karar kamuoyundan büyük tepki görüyor, politik maliyeti çok yüksek noktalara gidiyor. Böyle bir ortamda siyasiler ve bürokratlar için uzun vadeli reformlar için adım atmak, bunların arkasında sağlam bir şekilde durmak gittikçe daha da zorlaşıyor ve ertelemeler, geri adım atmalar gündeme geliyor.

Üçüncü ve belki de en kritik nokta, meşruiyet sorunu. Vatandaşlar artık sadece “ne karar alındığını” değil, “bu kararın nasıl alındığını” sorguluyor. Katılım, şeffaflık ve hesap verebilirlik zayıfsa, teknik olarak doğru politikaların bile uygulaması zorlaşıyor ya da imkânsız hale geliyor.

AlakalıHaberler

Hürmüz Boğazı Krizi ve jeopolitik Öngörünün Sınırları

12 Eylül ve TCMB: Banknot Matbaasında Grev!

Ateş Kuşunun Faiz ve Döviz Kuru Dansı

Son olarak, güçlü ve dürüst iletişim politikaların başarılı olmasında hayati unsurlar haline geliyor. Propaganda ve dezenformasyonun en üst düzeye çıktığı bir ortamda, oluşturulan politikaların güçlü iletişim ve ikna süreçleri ile desteklenmesi gerekiyor.

Çıkarılması gereken ders

2020–2026 arasında Türkiye’de risk algısında yaşanan değişim, şu net mesajı veriyor: Artık doğru politikalar uygulansa da devam eden bu güven erozyonu ortadan kaldırılmazsa başarı elde edebilmek çok zor. Artık, güven üretmeyen politikaları sürdürmek boşuna zaman ve enerji kaybı yaratabilir. Türkiye’nin önündeki asıl sınav, karşı karşıya olduğu riskler değil; bu riskleri yönetecek toplumsal ve kurumsal zemini yeniden inşa edip edemeyeceğidir.

Bu noktada, 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişini hatırlamak, bugünkü tabloyu anlamak açısından önemli bir karşılaştırma imkânı sunuyor. Türkiye o dönemde de ağır bir ekonomik krizin içindeydi; kamu maliyesi bozulmuş, finans sistemi sarsılmış ve devlet kurumlarına duyulan güven ciddi biçimde aşınmıştı. Toplumda hâkim olan duygu, sorunların mevcut yönetim anlayışıyla artık çözülemeyeceği yönündeydi.

AKP’nin iktidarının ilk yıllarında sağlanan görece toparlanma, risklerin kendiliğinden ortadan kalkmasından değil; ekonomi politikalarında, kamu yönetiminde ve karar alma süreçlerinde belirli bir öngörülebilirlik yaratılabilmesinden kaynaklandı. Hukuk, ekonomi ve yönetişim alanlarında atılan adımlar, kırılganlığa rağmen, risklerin yönetilebilir olduğu yönünde bir algı üretti ve bu algı ekonomik ve toplumsal beklentileri bir süreliğine de olsa iyileştirdi.

Bugün ise risk algısı bambaşka bir noktada duruyor. Ekonomik dalgalanmalar artık tek başına bir sorun olarak görülmüyor; kurumların işleyişindeki bozulma, adalet ve eşitlik duygusundaki aşınma ve karar alma süreçlerine yönelik güvensizlikle birlikte değerlendiriliyor. Bu nedenle riskler, “doğru hamleyle aşılabilecek” geçici krizler olmaktan çıkıp, kalıcılaşma eğilimi gösteren yapısal sorunlar olarak algılanıyor.

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

İşte tam da bu nedenle, benzer ekonomik koşulların bugün benzer sonuçlar üretmesi artık mümkün değil. 2000’lerin başında işe yarayan araçların, aynı güven zemini yeniden inşa edilmeden yeniden sonuç üretmesi zor görünüyor. Çıkarılması gereken ders şu: Mesele yalnızca hangi politikaların veya ekonomik programın uygulandığı değil; bu politikaların veya programın arkasında durabilecek, güven üretebilecek bir yönetişim kapasitesinin olup olmadığıdır. Bu kapasite yeniden tesis edilmeden, teknik doğruların sahada karşılık bulması giderek daha güç hale gelecektir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin bu risk dönüşümünü bir fırsat olarak görmesi, kapsayıcı reformlarla güveni yeniden tesis etmesini gerektirir. Toplumsal uzlaşı ve şeffaf yönetim anlayışıyla hareket edildiğinde, kalıcı krizler bile yönetilebilir hale gelebilir. Gelecekteki başarı, sadece uygulanacak politikalara değil, kurumsal yenilenmeye de bağlı olacaktır. Bu yönde atılacak adımlar Türkiye’yi daha dirençli ve müreffeh bir geleceğe taşıyabilir.

Etiketler: Dr.Ayhan Bülent Toptaşkriz
Paylaş133Tweet83GönderGönder

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar
Önceki Haber

Deniz Portföy ve Teknopark İstanbul’dan erken aşama teknoloji girişimlerine yeni fon

Sonraki Haber

Yoksulluk Kader mi, Tercih mi? Asgari Ücretin Reel Gerçeği

Dr.Ayhan Bülent TOPTAŞ

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın İzmir Şubesi, Berlin Ofisi ve İnsan Kaynakları Departmanı'nda çalıştım. TCMB'nin desteğiyle ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora derecelerini aldım. Son 14 yılda TCMB'nin İnsan Kaynakları Departmanı'nın farklı bölümlerinde çalıştım. Bu süre zarfında insan kaynakları konusunda eğitim aldım ve diğer merkez bankalarının insan kaynakları çalışanlarına da eğitim verdim.

İlgili Gönderiler

Borsa

Borsadan Para Topladı, Fabrikaya Değil Faize Yatırdı

Haziran 3, 2026
Akbank’tan Sorumlu Yapay Zekâ Manifestosu
Bankacılık

Akbank’tan Dev Borçlanma Hamlesi: 1,2 Milyar Dolarlık Talep Geldi

Haziran 3, 2026
Endeks Mühendisliği! Üç Hisseyle Endekste Büyük Oyun
Borsa

Borsada faiz Kıskacındaki Şirketler: Borç Yükü Sermayeyi Aştı

Haziran 3, 2026
TURK İLAÇ VE SERUM SANAYİ A.Ş.
Borsa

Türk İlaç’ta Şok Detay: Konkordatodan Önce genel müdür bile hissesini satmış!

Haziran 2, 2026
Konkordato Öncesi Şüpheli Takas: Kurumsallar Boşalttı, Halk Topladı
Borsa

Konkordato Öncesi Şüpheli Takas: Kurumsallar Boşalttı, Halk Topladı

Haziran 2, 2026
TURK İLAÇ VE SERUM SANAYİ A.Ş.
Bankacılık

Borsadaki Şirkete Konkordato Şoku! Halka açık şirket konkordato ilan etti!

Haziran 2, 2026

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar

Sponsorlu Bağlantılar
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım yapılması uygun sonuçlar doğurmayabilir.

İnternet sitemizi geliştirmek, etkili ve güvenli hale getirmek, sizin için daha kullanışlı olmasını sağlamak amacıyla çerezler (cookie) kullanıyoruz. Daha  ayrıntılı bilgilere “Çerez Politikası” sayfamızdan ulaşabilirsiniz.



  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

paramedya.com - ParaMedya Yayıncılık ve Reklam Hizmetleri Ticaret Ltd.Şti.

Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editöryal Politikalar ve Şeffaflık
  • Yazarlar

paramedya.com - ParaMedya Yayıncılık ve Reklam Hizmetleri Ticaret Ltd.Şti.

Bu web sitesi çerez kullanmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek çerezlerin kullanılmasına izin vermiş olursunuz. Ziyaret edin Çerez Politikası.