Ekonomi profesörü Burak Arzova, kaleme aldığı köşe yazısında İstanbul’un neden bir Dubai olamayacağını çok boyutlu verilerle ortaya koydu. Arzova’ya göre sorun yalnızca ekonomik değil; hukuki yapıdan yatırım ortamına kadar uzanan yapısal eksiklikler İstanbul’un küresel finans merkezi olmasının önünde ciddi engeller oluşturuyor.
26 Mart 2026’da yayımlanan Küresel Finans Merkezleri Endeksi’ne (GFCI 39) göre Dubai küresel sıralamada 7’nci sıraya yükselirken, İstanbul 101’inci sıraya geriledi. İstanbul’un bir önceki endekse göre 13 basamak düşmesi dikkat çekti. Bu tablo, iki şehir arasındaki farkın giderek açıldığını ortaya koyuyor.
Arzova’ya göre en kritik başlıkların başında hukuki güven geliyor. Dubai Uluslararası Finans Merkezi’nin (DIFC), İngiliz hukukuna dayalı bağımsız bir sistemle çalışması yatırımcıya öngörülebilirlik ve güven sağlıyor. Türkiye’de ise özellikle son dönemde mülkiyet hakkına ilişkin tartışmaların yabancı yatırımcıyı uzaklaştırdığına dikkat çekiliyor. Bu durumun, yalnızca kriz dönemlerinde değil normalleşme süreçlerinde bile sermaye girişini zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Dubai’nin sunduğu avantajlar bununla da sınırlı değil. Yüzde 100 yabancı mülkiyet hakkı, kurumlar ve gelir vergisinde uzun vadeli sıfır oran, kâr transferinde kısıtlama olmaması ve stopaj vergisinin bulunmaması yatırım kararlarında belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
Kur istikrarı da Dubai’nin öne çıkan başlıklarından biri. Birleşik Arap Emirlikleri dirhemi 1997’den bu yana dolara sabit bir kurla bağlı bulunuyor. Bu durum yatırımcı açısından kur riskini minimize ederken güveni artırıyor. Ayrıca ülkenin 130’dan fazla ülke ile çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması bulunması, Dubai’yi küresel sermaye için önemli bir merkez haline getiriyor.
Arzova, Türkiye’nin pandemi döneminde yakaladığı ihracat artışının da yanlış yorumlandığını belirtiyor. O dönemde sağlanan avantajın kalıcı yapısal dönüşümden değil, rakip ülkelerin kapanması, lojistik avantajlar ve Avrupa’ya kara yolu ile erişim gibi geçici faktörlerden kaynaklandığını vurguluyor.
Yazıda dikkat çeken bir diğer unsur ise İstanbul Finans Merkezi projesine yönelik eleştiri. Arzova’ya göre proje, güçlü bir finansal ekosistem yaratmak yerine büyük ölçüde bir inşaat yatırımı olarak kaldı. Eğer gerekli vizyon ve kurumsal altyapı oluşturulabilseydi, Türkiye’nin bugün çok daha yüksek bir refah seviyesine ulaşabileceği ifade ediliyor.
Sonuç olarak Arzova, İstanbul’un Dubai’ye alternatif olabilmesi için yalnızca fiziki yatırımların yeterli olmayacağını, hukuk, vergi, kur politikası ve yatırım güvenliği alanlarında köklü reformların şart olduğunu vurguluyor. Aksi halde iki şehir arasındaki farkın kapanması kısa vadede mümkün görünmüyor.





