Türkiye’de halka arz furyasının en önemli özelliği neydi biliyor musunuz?
Şirketler yatırımcıyı ikna etmiyordu.
Yatırımcı zaten ikna olmuş halde geliyordu.
Nasıl mı?
“Nasıl olsa tavan yapacak.”
“İlk gün satar, çorba paramı çıkarırım.”
Bin lira, iki bin lira… Belki üç bin lira yatıran milyonlarca küçük yatırımcı, şirketin bilançosuna bile bakmadan halka arza koşuyordu. Amaç ortak olmak değildi. Amaç birkaç günlük kazanç elde etmekti.
İşte bu düzen artık sona eriyor.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun son dönemde izlediği halka arz politikası, yıllardır oluşan bu ezberi bozuyor. Eskiden halka arz onayları daha sınırlı sayıda gelir, arzlar zamana yayılırdı. Bunun doğal sonucu olarak da talep tek bir halka arz üzerinde toplanırdı. Patronlar açısından bulunmaz fırsattı.
Çünkü milyonlarca yatırımcı sıraya giriyor, patronlar da ellerindeki hisseleri yüksek taleple rahatlıkla satıyordu.
Son yıllardaki halka arzlara bakın.
Birçoğunda patron satışı var.
Yani şirkete para girmekten çok patron kasasını dolduruyor.
Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri de Ali Ağaoğlu’nun şirketinin halka arzı oldu. İnşaat sektöründeki durgunluk nedeniyle konut satışlarının zorlaştığı bir dönemde şirket halka açıldı ve patron kendi paylarının bir bölümünü sattı. Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yayımlanan halka arz sonuçlarına göre, patron satışından yaklaşık 1,3 milyar liralık gelir elde edildi.
Peki bu hisseleri kim aldı?
Büyük fonlar mı?
Hayır.
Büyük bölümü, “İki gün tavan yapar, çorba param çıkar” düşüncesiyle bin-iki bin lirayla halka arza katılan küçük yatırımcılardı.
Şimdi SPK diyor ki:
“Halka açılmak mı istiyorsun? Buyur, yatırımcıyı sen ikna et.”
Aynı dönemde birden fazla halka arza izin verilmesinin nedeni de tam olarak bu.
Artık şirketler yatırımcıyla rekabet edecek.
Eskisi gibi tek başına sahneye çıkıp bütün parayı toplama dönemi bitiyor.
Bu doğru bir karar mı?
Bence evet.
Üstelik sadece doğru değil, yıllardır konuştuğumuz halka arz manipülasyonunu da ortadan kaldırabilecek nitelikte bir adım.
Bugün halka arz için bekleyen yaklaşık 140 şirket olduğu ifade ediliyor. Eğer piyasa bunların hepsini kaldırabiliyorsa ne ala.
Kaldıramıyorsa ne olacak?
Hiçbir şey.
Yeterli talep oluşmayan halka arz iptal edilir.
Geçmişte bunun örneklerini gördük.
Sermaye piyasalarının doğasında da bu vardır.
Her şirket halka açılacak diye bir kural yoktur.
Yatırımcı ikna olmuyorsa, şirket de evine döner.
Asıl olması gereken de budur.
Çünkü artık yatırımcıya “Bu halka arzı şu kurum götürüyor”, “Bu abi tavsiye etti”, “Nasıl olsa tavan yapar” gibi söylemler yetmeyecek.
Şirket, bilançosuyla konuşacak.
Borçluluğunu anlatacak.
Karlılığını gösterecek.
Büyüme planını ortaya koyacak.
Yatırımcı da ilk kez gerçekten şu soruları soracak:
“Bu şirket neden halka açılıyor?”
“Toplanan para şirkete mi gidecek, yoksa patronun cebine mi?”
“Şirket bu kadar iyiyse patron neden kendi hissesini bana satıyor?”
İşte sermaye piyasalarının olgunlaşması tam da budur.
Küçük yatırımcı artık çorba parası peşinde koşan değil, şirketin geleceğine ortak olan yatırımcı olmak zorunda.
Bu dönüşüm belki ilk etapta halka arzlara ilgiyi azaltacak.
Belki bazı patronlar umdukları parayı toplayamayacak.
Belki bazı halka arzlar iptal olacak.
Ama bunların hiçbiri kötü haber değil.
Tam tersine…
Bu piyasanın normalleştiğinin göstergesidir.
SPK’nın görevi her halka arzı sattırmak değildir.
Görevi, adil ve sağlıklı işleyen bir sermaye piyasası oluşturmaktır.
Bunu başarabilmenin yolu da yatırımcının bilinçlenmesinden, şirketlerin ise yatırımcıyı gerçekten ikna etmek zorunda kalmasından geçiyor.
Çorba parası dönemi kapanıyor.
Şimdi gerçek yatırımcılık dönemi başlıyor.






