İletişimci ve Ekonomim yazarı Arda Öztaşkın, piyasalarda fiyatlamaların yalnızca beklentilere değil, bu beklentilerin güvenilirliğine yönelik şüphelere de dayandığını belirtti. Öztaşkın’a göre ekonomik sistemin en temel refleksi olan “beklentiyi fiyatlama” davranışı sürüyor, ancak artık zemini daha kırılgan.
Özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gelişmelere dikkat çeken Öztaşkın, piyasaların yalnızca arz şoklarını değil, bu şokların etrafında oluşan geniş belirsizlik alanını da fiyatladığını ifade etti. Bilgi akışının artmasına rağmen belirsizliğin azalmak yerine büyüdüğünü vurguladı.
Algı ve psikolojinin etkisi
Davranışsal iktisadın kurucularından Daniel Kahneman’ın çalışmalarına atıf yapan Öztaşkın, belirsizlik altında yatırımcı davranışlarının rasyonellikten uzaklaştığını belirtti. Kayıp ihtimalinin, kazanç ihtimaline göre daha ağır basmasının piyasa genelinde belirleyici bir psikolojik dinamik haline geldiğini ifade etti.
Bireysel yatırımcı davranışları, kurumsal pozisyon baskıları ve algoritmik işlemlerin birleşimiyle bu psikolojinin piyasada yaygın bir davranış kalıbına dönüştüğünü kaydetti.
Savaşlar ve “anlatı ekonomisi”
Öztaşkın’a göre savaşlar artık sadece fiziksel etkileriyle değil, ihtimaller ve senaryolar üzerinden fiyatlanıyor. Süre, yayılma riski ve tedarik zinciri etkileri gibi faktörlerin yanı sıra, bu gelişmelerin nasıl anlatıldığı da fiyat hareketlerinde belirleyici oluyor.
Eskiden iletişimin gerçekliği aktaran bir araç olduğunu belirten Öztaşkın, bugün ise iletişimin bizzat gerçekliği inşa ettiğini ifade etti. Haber başlıkları, doğrulanmamış iddialar ve “kaynaklara göre” ifadeleri, doğrudan piyasa fiyatlamasını etkileyen unsurlar haline geliyor.
Belirsizlik bir stratejiye dönüştü
Öztaşkın, Donald Trump dönemine atıf yaparak, belirsizliğin bazı aktörler için bir yönetim ve müzakere aracı haline geldiğini belirtti. Açıklama, geri adım ve yeni açıklamalarla süren iletişim tarzının piyasaları sürekli “alarm modunda” tuttuğunu ifade etti.
Bu yaklaşımın, tutarsızlığın bile stratejik bir tutarlılığa dönüştüğü yeni bir dönemi işaret ettiğini vurguladı.
Merkez bankaları ve beklenti yönetimi
Merkez bankalarının yalnızca faiz kararlarıyla değil, iletişim politikalarıyla da piyasaları yönlendirdiğini belirten Öztaşkın, “ileriye dönük yönlendirme” (forward guidance) araçlarının beklenti yönetiminde kritik rol oynadığını ifade etti.
Ancak jeopolitik kriz ortamında merkez bankalarının, gerçeklik ile anlatı arasındaki hızla değişen boşlukta pozisyon almak zorunda kaldığını belirtti. Gün içinde değişen haber akışıyla birlikte piyasa beklentilerinin de sürekli yeniden şekillendiğine dikkat çekti.
Fiziksel krizden zihinsel krize
Öztaşkın yazısında, enerji arzı gibi fiziksel krizlerin zamanla dengeye ulaşabildiğini ancak “zihinsel krizlerin” sınırının güvenle belirlendiğini vurguladı.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin bir şok yarattığını, ancak asıl krizin bu şokun etrafında oluşan belirsizlik katmanlarıyla büyüdüğünü ifade etti.
Piyasalarda, beklenenden daha sert bir enerji krizi ve küresel ekonomik kırılganlık öngörenlerin sayısının arttığını belirten Öztaşkın, anlatının bir “silaha” dönüşmesiyle sistemin yön bulmakta zorlandığını kaydetti.
Sonuç olarak Öztaşkın, fiziksel şokların geçici, belirsizlik temelli zihinsel krizlerin ise daha kalıcı ve yapısal riskler taşıdığına dikkat çekti.





