• Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar
8 Kasım 2026 Pazar
ParaMedya
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
Ana Sayfa Finans Bankacılık

Bir Zamanlar Hayat Daha Mümkündü

Sefer Humar yazdı:

- Sefer Humar
Kasım 8, 2026
- Bankacılık, Güncel
0
Sefer Humar

Sefer Humar

Facebook ile paylaş
Twitter ile paylaş
WhatsAppEmail

Çalışmanın bir gelecek vaat ettiği yıllardan, ay sonunu getirmenin başarı sayıldığı günlere…

Bir zamanlar bir memur, tayini çıktığında ailesini alıp başka bir şehre gidebilirdi. İki

Sponsorlu Bağlantılar

odalı mütevazı bir ev tutar, eşi ve üç çocuğuyla yaşamını sürdürürdü. Tek maaşla

evini geçindirir, çocuklarını okutur, hatta üçünün de üniversite eğitimi almasını

sağlayabilirdi.

Elbette o yıllarda da ekonomik krizler yaşanır, insanlar işsizlikle, yoksullukla ve geçim

sıkıntısıyla mücadele ederdi. Geçmişi kusursuz bir dönem gibi anlatmak doğru değil.

Ancak bugün üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir değişim var: Çalışan, düzenli

geliri olan bir insanın ailesiyle birlikte kurabileceği hayatın sınırları giderek daralıyor.

Bir zamanlar kış geldiğinde çocuğa bot almak, aile bütçesinde hesaplanması gereken

bir harcama olsa da çoğu aile için ulaşılabilir bir ihtiyaçtı. Bugün ise bir mont, bir

kaban, bir çift kışlık bot asgari ücretle geçinen bir aile için ciddi bir bütçe meselesine

dönüşebiliyor. Üstelik artık bu sıkıntıları yalnızca toplumun en düşük gelirli

kesimlerinde görmüyoruz. Orta gelirli aileler, memurlar, öğretmenler, özel sektör

çalışanları da benzer hesapların içinde.

Asıl üzerinde durulması gereken değişim belki de burada başlıyor.

Yoksulluk artık yalnızca en alt gelir grubunun meselesi olmaktan çıkıyor; orta

sınıfın hayatına da giderek daha fazla dokunuyor.

Bir memurun yaşayabildiği hayat neden değişti?

Bugün bir kente tayini çıkan genç bir öğretmeni, polisi veya hemşireyi düşünün.

Mesleğine başlamış, düzenli maaş alıyor, toplumun eğitimli ve çalışan kesimleri

arasında yer alıyor. Fakat yeni görev yerine gittiğinde karşısına çıkan ilk sorunlardan

biri barınma oluyor.

Bir zamanlar tek maaşla ailesini geçindirebilen bir memurun çocuğu, bugün kendi

görev yaptığı şehirde tek başına bir ev kiralamakta zorlanabiliyor. İki öğretmen, iki

hemşire, iki polis bir araya gelip ev tutmak zorunda kalabiliyor. Bu, elbette her şehirde

ve her çalışan için aynı değil. Ancak giderek daha fazla insanın karşılaştığı bir

barınma gerçeği.

Bir düşünün…

Devletin eğitim, sağlık ve güvenlik hizmetlerini sunmak için görevlendirdiği insanlar,

görev yaptıkları şehirde insanca yaşayabilecekleri bir konuta erişmekte zorlanıyorsa

burada yalnızca bir kira meselesinden söz edemeyiz.

Bu aynı zamanda çalışma hayatı, sosyal refah, şehir planlaması ve kamu politikaları

meselesidir.Bir öğretmenin maaşıyla ev kiralayıp hayatını sürdüremediği, bir hemşirenin barınma

giderlerini karşılamak için başka bir çalışanla ev paylaşmak zorunda kaldığı bir

düzende, mesleki motivasyonu ve hizmet kalitesini de konuşmak gerekir.

Bir ülkenin yetişmiş insan kaynağını koruması yalnızca eğitim vermekle mümkün

değildir. O insanlara yaşayabilecekleri koşulları da sunması gerekir.

Biraz da metrobüse, metroya, Marmaray’a bakalım!

Şimdi sizden küçük bir şey isteyeceğim.

Çevrenize bakın.

Ama yalnızca son model elektrikli otomobillerin, güvenlik görevlilerinin bulunduğu

sitelerin, lüks restoranların, pahalı telefonların ve sosyal medyada sergilenen

gösterişli hayatların çevresine bakmayın.

Biraz da metrobüse, metroya, Marmaray’a bakın.

Sabah işe yetişmeye çalışan insanlara, akşam yorgun argın evine dönen çalışanlara

bakın. Öğle yemeği için işyerinin verdiği yemek kartıyla akşam evinin mutfak

alışverişini yapmaya çalışan anne babaları düşünün.

Yemekhanede çıkan öğle yemeğindeki tek portakalı evdeki çocuğuna götürmek için

çantasına koyan işçiyi düşünün.

Cebindeki harçlığıyla simit alıp almamayı hesaplayan üniversite öğrencisini…

Çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını düşünen anneyi…

Kışlık botunu outlet mağazalarında indirim bekleyerek almaya çalışan babayı…

Market market dolaşıp aynı ürünün birkaç lira daha ucuzunu arayan emekliyi…

Türkiye yalnızca sosyal medyada gördüğümüz hayatların toplamından ibaret değil.

Hayat, ücretli dijital platformlarda izlediğimiz gösterişli dizilerdeki geniş salonlardan,

hafta sonu gidilen lüks restoranlardan, pahalı tatillerden ve korunaklı sitelerin içindeki

yaşamdan ibaret değil.

Gerçek hayat bazen bir öğrencinin kantin önünde yaptığı hesapta, bazen bir

emeklinin market rafları arasında dolaşmasında, bazen de maaşının yatmasını

bekleyen bir ailenin mutfak masasında karşımıza çıkıyor.

Üstelik burada kimsenin kazandığı parayla nasıl yaşayacağına karışmak gibi bir

niyetimiz yok. İnsanların zenginleşmesi, iyi otomobillere binmesi, güzel evlerde

oturması, tatil yapması elbette kötü bir şey değil. Tam tersine, herkesin daha iyi

yaşamasını istemek gerekir.

Sorgulamamız gereken, bir toplumda bu imkânlara erişebilenlerle temel ihtiyaçlarını

karşılamakta zorlananlar arasındaki mesafenin ne kadar açıldığıdır.En büyük bedeli kimler ödüyor?

Bugün öğrencilerin ve emeklilerin yaşadığı sıkıntılar özellikle üzerinde durulması

gereken iki ayrı mesele.

Üniversite kazanmak bir genç için büyük bir başarı. Ancak başka bir şehirde

üniversite okumaya hak kazanan öğrencinin önüne bu kez kira, ulaşım, beslenme ve

eğitim giderleri çıkıyor.

Ailesi tarafından okutulmak istenen gençlerin bir bölümü, yalnızca eğitim masrafları

nedeniyle değil, günlük yaşam giderleri yüzünden de zorlanıyor. Bazı öğrenciler için

öğle yemeği yemek bile günlük bütçenin önemli bir kararına dönüşüyor.

Üniversite öğrencisinin en önemli meselesi derslerinde başarılı olmak, kendisini

geliştirmek, yeni fikirler üretmek ve geleceğe hazırlanmak olmalı. Cebindeki paranın

kaç öğün yemeğe yeteceğini hesaplamak değil.

Bir de emekliler var.

Yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkenin üretimine ve kamu hizmetlerine katkıda

bulunmuş insanların emeklilik döneminde biraz huzur, biraz güvence ve insanca

yaşam beklemesi en doğal haklarıdır.

Oysa bugün pek çok emekli için emeklilik, dinlenme döneminden çok yeni bir geçim

mücadelesine dönüşmüş durumda.

Bir zamanlar emeklilik denildiğinde insanın çalışma hayatının ardından daha sakin bir

yaşam süreceği düşünülürdü. Bugün ise bazı emekliler yeniden çalışmak zorunda

kalıyor, bazıları çocuklarının desteğine ihtiyaç duyuyor, bazıları da en temel ihtiyaçları

arasında tercih yapmak zorunda kalıyor.

Bir toplumda gençler geleceğe hazırlanırken geçim derdiyle, yaşlılar ise geçmişte

verdikleri emeğin karşılığını ararken geçim derdiyle uğraşıyorsa burada ciddi bir

sosyal politika meselesi vardır.

Rakamların anlattığı ve hayatın gösterdiği

Ekonomiyi yalnızca istatistiklerle değerlendirmek mümkün değil. Ancak istatistikleri

görmezden gelerek sağlıklı bir değerlendirme yapmak da mümkün değil.

TÜİK’in 2025 yılı gelir dağılımı verileri, en yüksek gelirli yüzde 20’lik kesimin toplam

gelirden yüzde 48 pay aldığını, en düşük gelirli yüzde 20’lik kesimin payının ise yüzde

6,4 düzeyinde kaldığını gösteriyor.

Bu tablo, gelir dağılımının neden daha fazla tartışılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Yine TÜİK’in 2025 yılı hanehalkı tüketim harcamaları verilerinde konut ve kira

harcamalarının toplam tüketim içindeki payı yüzde 29,3. En düşük gelir grubunda ise

bu oran yüzde 38,7’ye yükseliyor.Yani geliri düşük olan aile, kazandığı paranın çok daha büyük bir bölümünü yalnızca

barınmaya ayırmak zorunda kalıyor.

Bu durumda geriye ne kalıyor?

Eğitim, giyim, kültür, sosyal yaşam, sağlık ihtiyaçları, çocukların gelişimi ve geleceğe

yönelik tasarruf…

Bir ailenin bütçesinde bu alanların giderek daralması yalnızca bugünün yaşam

kalitesini değil, gelecek kuşakların fırsatlarını da etkiliyor.

Burada önemli bir ayrıntıyı da unutmamak gerekiyor. Ekonomide enflasyonun

düşmesi ile fiyatların eski seviyelerine gerilemesi aynı şey değil. Enflasyon oranındaki

düşüş, fiyatların daha yavaş artması anlamına gelir. Bu nedenle vatandaşın yaşadığı

hayat pahalılığının ortadan kalkması için yalnızca enflasyon oranındaki iyileşme

yeterli değildir. Ücretlerin satın alma gücünün, konuta erişimin ve temel ihtiyaçların

karşılanabilirliğinin de iyileşmesi gerekir.

Ekonomik programların başarısını değerlendirirken tam da bu nedenle yalnızca

büyüme, faiz, kur ve enflasyon rakamlarına değil, bunların vatandaşın hayatına nasıl

yansıdığına da bakmalıyız.

Peki, ne zaman yeniden hayat kurabileceğiz?

Asıl sorumuz bu olmalı.

Bir memur ne zaman maaşıyla ailesini geçindirip çocuklarını okutabilecek?

Bir öğretmen, atandığı şehirde tek başına ev kiralayabilecek mi?

Bir üniversite öğrencisi ailesinden sürekli para istemeden eğitim hayatını

sürdürebilecek mi?

Bir emekli, çocuklarına yük olduğunu düşünmeden yaşayabilecek mi?

Asgari ücretle çalışan bir anne baba, kış geldiğinde çocuğuna mont veya bot alırken

ay sonunu nasıl getireceğini düşünmek zorunda kalmayacak mı?

Bir aile, yıllarca çalıştıktan sonra kendisine ait mütevazı bir evin kapısını açabilecek

mi?

Bunlar siyasi slogan değil. Bunlar milyonlarca insanın gündelik hayatında karşılığı

olan sorular.

Elbette konut fiyatlarının, kiraların, ücretlerin ve emekli gelirlerinin iyileşmesi tek bir

kararla gerçekleşmez. Üretimden verimliliğe, para politikasından maliye politikasına,

konut arzından sosyal konut uygulamalarına, eğitimden vergi sistemine kadar birçok

alanda tutarlı ve uzun vadeli politikalar gerekir.

Konut meselesinde yalnızca daha fazla konut üretmek değil, erişilebilir konut üretmek

de önemlidir. Ücret politikalarında yalnızca nominal maaş artışına değil, reel satınalma gücüne bakılmalıdır. Eğitimde fırsat eşitliği yalnızca üniversite kapısını açmakla

değil, öğrencinin o üniversitede yaşayabilmesini sağlamakla mümkündür.

Bütün bunlar ciddi, maliyeti hesaplanmış ve sürdürülebilir politikalar gerektirir.

İlgiliHaberler

Mesele Sadece Para Değil

Yatırımcı Neden En Çok Kazandıranı En Yanlış Zamanda Alır?

Türkiye Ekonomisinin Görünmeyen Sınavı: Üretim, Finansman ve Alım Gücü Finansmana erişim, vatandaşın alım gücü ve ekonominin görünmeyen gerçekleri

Eleştirmek kadar çözüm üretmek de sorumluluktur

Bu noktada meseleye yalnızca iktidar ve muhalefet penceresinden bakmanın da

doğru olmadığını düşünüyorum.

Ekonomi yönetiminin aldığı kararlar, uyguladığı politikalar ve ortaya çıkan sonuçlar

elbette sorgulanmalıdır. Başarılı adımlar varsa bunları teslim etmek, eksiklikler varsa

dile getirmek gerekir. Vatandaşın bunu yapması anayasal düşünce ve ifade

özgürlüğünün doğal bir parçasıdır.

Ancak aynı ölçüyü muhalefet için de kullanmalıyız.

Bir ülkede hayat pahalılığını, gelir dağılımındaki bozulmayı, konut sorununu ve

emeklilerin yaşadığı sıkıntıları anlatmak önemlidir. Fakat siyaset yalnızca sorunları

teşhis etmekten ibaret değildir. Asıl mesele, bu sorunların nasıl çözüleceğini ortaya

koyabilmektir.

Hangi kaynakla? Hangi takvimle? Hangi ekonomik modelle? Hangi maliyetle?

Vatandaş artık yalnızca eleştiri değil, uygulanabilir ve inandırıcı bir gelecek planı da

duymak istiyor.

Dolayısıyla mesele kimin iktidarda, kimin muhalefette olduğu değil; hangi politikaların

toplumun daha geniş kesimlerine daha iyi bir hayat sunduğudur.

İktidardan hesap sormak kadar muhalefetten çözüm beklemek de demokratik

vatandaşlık sorumluluğudur.

Bir zamanlar hayat daha mümkündü…

Belki de bütün bu anlattıklarımızın özeti tek bir cümlede saklı.

Bir zamanlar bir memur, mütevazı bir maaşla üç çocuğunu okutabileceğine

inanıyordu. Bugün ise düzenli geliri olan bir çalışan, kendi başına bir evde

yaşayabilmenin hesabını yapıyor.

Bir zamanlar kış geldiğinde çocuklara bot almak aile bütçesinde bir harcamaydı.

Bugün bazı aileler için ciddi bir lüks.

Bir zamanlar üniversiteyi kazanmak büyük bir başarıydı. Bugün üniversiteyi kazanan

çocuğu başka bir şehirde okutabilmek de ayrı bir mücadele.

Elbette geçmişe dönmek istemiyoruz. Geçmişin sorunlarını da biliyoruz. Daha

gelişmiş, daha üretken, daha zengin, teknolojik açıdan daha güçlü bir Türkiye

istiyoruz.

Ama bütün bunları isterken çok temel bir soruyu unutmamalıyız:Bir ülkenin gelişmişliği, en zengin vatandaşlarının nasıl yaşadığıyla mı

ölçülmeli, yoksa sıradan bir memurun, öğretmenin, işçinin ve emeklinin nasıl

yaşayabildiğiyle mi?

Bir zamanlar insanlar çok zengin değildi belki ama çalışarak bir hayat

kurabileceklerine inanıyorlardı. Bugün asıl kaybettiğimiz şey yalnızca satın alma gücü

değil; emeğin insana bir gelecek sunabileceğine dair inanç.

Bizim derdimiz geçmişe dönmek değil, geleceği yeniden mümkün kılmak.

Bir memurun çocuklarını okutabileceği, bir öğretmenin atandığı şehirde başını

sokacak bir ev bulabileceği, bir öğrencinin cebinde harçlığı olmadan okula gitmek

zorunda kalmayacağı, bir emeklinin market raflarının önünde her ürünü hesaplamak

zorunda kalmayacağı bir hayatı yeniden mümkün kılmak.

Çünkü bir ülkenin gerçek başarısı, birkaç kişinin ne kadar zenginleştiğiyle değil,

milyonlarca insanın insanca yaşayabileceği bir düzenin ne ölçüde kurulabildiğiyle

ilgilidir.

Bir zamanlar hayat daha mümkündü. Peki, yeniden mümkün olması için neyi

değiştirmemiz gerekiyor?

Etiketler: sefer Humar
Paylaş
Tweet
GönderGönder
Sponsorlu Bağlantılar
Önceki Haber

Akbank, COP31’de 2,5 trilyon TL’lik sürdürülebilir finansman hedefini gündeme taşıyacak

Sefer Humar

Sponsorlu Bağlantılar
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım yapılması uygun sonuçlar doğurmayabilir.

İnternet sitemizi geliştirmek, etkili ve güvenli hale getirmek, sizin için daha kullanışlı olmasını sağlamak amacıyla çerezler (cookie) kullanıyoruz. Daha  ayrıntılı bilgilere “Çerez Politikası” sayfamızdan ulaşabilirsiniz.



  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

© 2026 paramedya.com - Finans ve Ekonomi Haberleri

Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası

© 2026 paramedya.com - Finans ve Ekonomi Haberleri