Mevduat bankacılığının esası ve temeli basit bir mantığa dayalıdır.
Parayı topla ve parayı sat.
Mevduat kaynaktır. Maliyeti ise mevduat faizidir.
Kredi ve menkul kıymet yatırımları ise varlıktır. Getirisi ise kar yaratır.
Şöyle ki, basitçe kredi faizleri ve menkul kıymet kazançları, mevduat faizinin üzerine çıktıkça, bankalar esas faaliyetlerinden kar yazarlar.
Son bir yılda en zor dönemlerini geçirdi bankalar.
Finansal olarak reel anlamda zarar yazdılar.
Hep söyledim gene tekrar edeyim, enflasyon muhasebesi uygulansaydı finansallarda kar göremeyecektik.
Tam işler yoluna girmiş görünürken, 19 Mart sonrası başa dönüldü.
Öyle ki, 19 Mart öncesi yüzde 42 ila yüzde 48 ile para topladılar, faizler düşecek beklentisiyle yüzde 40’tan sabit faizli taksitli krediler kullandırdılar.
Tahvil aldılar.
Ne oldu?
Negatif likidite dolayısıyla üst bantta yani yüzde 49-50’ye yapışan bir TLRef ve yüzde 46’lık politika faiziyle karşılaştılar.
Yani, adeta ekonomi yönetimi BANKALARIN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKA BAKA faizlerin 2025 sonu itibariyle yüzde 28-30 seviyesine düşeceğini net olarak garanti etmişken, mevcut durum itibariyle bankalar FİNANSAL OLARAK ALDATILMIŞ oldular.
Hep ifade edilir ya hani, finansal piyasalar için GÜVEN esastır diye…
Sormadan edemiyorum…
Şimdi bankalar ekonomi yönetimine NASIL GÜVENECEKLER?
Tahvil al baskısı var…
Adeta ağızları burunları kırılmışken, nasıl tahvil alacaklar?
TL mevduatı itibariyle nasıl REKABETÇİ olacaklar.
Açık söyleyeyim bazı bankalar mevduat toplama yarışına girmeyecek, yani rekabetçi olmayacak.
Kredi verirler mi?
Yüzde 55 ila yüzde 60’tan?
Hiç sanmıyorum…
İşin özeti bankalar balık misali bekleyecek.
Ve ZARAR YAZACAKLAR…
Ve bedeli verdikleri ücret ve komisyon ile gene müşteriler yani halk ödeyecek…
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN