2026’da Kimlerin Refahı Aratacak?

Soner Gökten müjdeyi verdi:

Soner Gökten

Soner Gökten

Mehmet Şimşek’ten açıklamalar geldi.

Özetle şöyle dedi: 2026 yılında alım gücü artacak, finansmana erişim kolaylaşacak, reel sektörde belirsizlikler azalacak, piyasalarda öngörülebilirlik güçlenecek, istihdam ve gelir artışı hızlanacak ve yapısal reformalar sonuç verecek.

Öncelikle belirtmem gerekir ki; Sn. Şimşek’in hangi reformlardan bahsettiğini anlamadım.

Çünkü NAS deneyinden sonra ortaya çıkan enflasyon canavarını mağarasına göndermek adına uygulanan politikalar benim bilgi dağarcığım çerçevesinde reform değil.

Teknik olarak yapılması gereken sıkı para politikası ve tabi ki bütçe gelirlerini artırmak adına vergi gelirlerini artırmak. Peki başka? Kurumsal kaliteyi artırıcı hangi yasalar yürürlüğe girdi? Veya tasarruf ve vergi adaleti adına nasıl bir maliye politikası kurgulandı?

Şayet reform denilenler; NAS deneyiyle birlikte parasal sistemi bozmuş irrasyonel politikalardan rasyonel politikalara geçmek ise; bu reform değil olması gerekendir.

Şimdi gelelim Bakanın açıklamalarına…

Enflasyonu yenmek son derece önemli.

Lakin enflasyondaki düşüş ve paralelinde faizdeki düşüş herkese refah ve gelir artışı temin etmez.

Enflasyondaki düşüş FAKİRLEŞMEYİ ORTADAN KALDIRIR!

Pek tabi birilerinin geliri yani refahı artar, lakin bunlar kimler?

Negatif reel faiz döneminden sonra ortaya çıkan enflasyon canavarının altında ezilen yani FAKİRLEMİŞ 70 milyon kişi yani dar gelirli, fakir ve ücretleriler değil!

NAS sayesinde müthiş bir servet transferinden nemalanmış 16 milyonluk kaymak tabaka: Öyle ki bunlar bugün faizden kazanır, yarın faiz indirim döngüsünde tahvilden ve borsadan kazanır. Yani hep kazanırlar.

Özetleyeyim mi?

Gelir dağılımı biçilmiş, orta direk kalmamışken enflasyon düşüşü dar gelirli ve fakirlerin refahını artırmaz. Onlar artık YAPIŞKAN ŞEKİLDE REFAH KAYBINA uğramış haldedirler.

Kısaca göz atalım…

Türkiye, Dünya Bankası verilerine göre gelir dağılımı eşitsizliğinde 130 ülke arasında 28. sırada. Avrupa’da ise Bulgaristan’dan sonra ikinci sırada.

En yüksek gelire sahip yüzde 20’lik grup, toplam gelirin yaklaşık yüzde 50’sini alıyor.

En düşük yüzde 20’lik grup ise sadece yaklaşık yüzde 6’lık bir paya sahip.

En yüksek yüzde 20’lik grubun geliri, en düşük yüzde 20’lik grubun gelirinin yaklaşık 8 katı.

En zengin yüzde 5’lik grup toplam gelirin yaklaşık yüzde 25’ini alırken, en yoksul yüzde 5’lik grup ise toplam gelirin sadece yaklaşık yüzde 1’ini alıyor.

TÜRK-İŞ’e göre açlık sınırı yaklaşık 25 Bin TL iken yoksulluk sınırı yaklaşık 82 bin TL.

İşte bu gerçeklikle, 2026’da dar gelirli ve fakirlerin ücretleri 2 katına mı çıkacak?

Mümkün değil!

Bir olasılık daha var: Enflasyon düşecek, ne olduğunu bilmediğim reformlar ile Türkiye’ye para akacak; şirketler büyüyecek; ortaya çıkan ihracat odaklı, yabancı yatırım odaklı ve kurumlar vergisi odaklı bütçe gelirleri sayesinde ÖTV, KDV, Harçlar azaltılarak dolaylı vergi mağdurları ve dar gelirli ile fakirler daha ucuza ürün alabilecekler.

Bu da refah artışıdır, lakin mümkün mü?

Kısaca göz atalım…

Dolaylı verilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yaklaşık yüzde 65 ila yüzde 70 arasında.

Ücretlilerden kesilen gelir vergisinin ise toplam vergi gelirleri içerisindeki payı yaklaşık yüzde 25 düzeyinde.

Yani, toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 85’ini dar gelirli, fakirler ve ücretliler ödüyor.

Diğer bir ifadeyle, sıkılaşmanın bedeli olan faizin kaynağı da kaymak tabaka değil!

İşte bu nedenle müjdemi isterim: 16 milyon kişilik kaymak kesimin refahı ÖNCESİNDE OLDUĞU gibi GENE ARTACAK!

Geriye kalanların ise fakirleşme hızları azalacak lakin refahları artmayacak.

Sevgi ve vicdanla kalın…

Prof. Dr. Soner GÖKTEN

Exit mobile version