Yabancı Sermaye Merakı, Küreselleşme ve Borsalar

Türker Açıkgöz yazdı:

Türker Açıkgöz

Yıllardır bize anlatılan ve satılmaya çalışılan bir kavram “Küreselleşme”.

Hani şu “dünya artık bir köy” yalanı, dünya vatandaşlığı vs.

Bu yazıda yakın zamanda yayınlanan akademik bir araştırmamı paylaşacağım. Daha önce belirttiğim gibi. Bilim ışığında çalışmalarımı paylaşmaya devam edeceğim.

Bilgi paylaşıldıkça kıymetlidir. Akademisyenlerin en önemli görevlerinin başında bilgiyi topluma yaymak gelir. Esas olan bilimin gelişmesi ve toplumsal olarak faydalı şekilde kullanılmasıdır. Aksi takdirde 3-5 puan kasmak, 3 kuruşluk teşvik almak için bencilleşme ve yozlaşma başlar.

Akademik araştırmama ait künye bilgilerini ve linki aşağıda paylaşıyorum. Detaylı incelemek isteyen göz atabilir. Burada daha bizden bir dille açıklayacak ve Türkiye örneğiyle de pekiştireceğim. Araştırmam sürecinde destek olan dostuma (minik fanıma) da teşekkürlerimi sunarım.

Makale Adı: Globalization and Stock Market Efficiency (Küreselleşme ve Hisse Piyasası Etkinliği)

Dergi Adı: Finance Research Letters (SSCI – Q1)

DOI – Link: https://doi.org/10.1016/j.frl.2025.107955

Daha öncesinde küreselleşme kavramıyla ilgili birçok kez yazdım, çizdim.

Küreselleşme nedir?

En basit tabiriyle: Akademik bağlamda küreselleşme, genel olarak ekonomik, siyasi, kültürel, teknolojik ve çevresel boyutlarda uluslararası karşılıklı bağımlılık ve etkileşimin artması süreci olarak tanımlanır.

Kısacası küreselleşme, dünya çapında karşılıklı bağımlılık ve entegrasyon. Yani küreselleşme dediğimizde aklımıza en kısa tanımıyla bu gelebilir.

Küreselleşmeyi temelde 3 alt boyutuyla tanımlayabiliriz. Ekonomik, sosyal ve politik küreselleşme. Bunlar da yine kendi arasında alt kategorilere ayrılabilir; ekonomik küreselleşmenin alt dalı olarak ticari ve finansal küreselleşme vb. gibi.

Burada altı çizilen husus dünyanın küresel olarak entegrasyonu ve karşılıklı iç içe geçen bir bağımlı sistemin oluşturulması. Hepimiz “dünya köyünün vatandaşı” şeklinde yaşıyoruz artık denilmesi. Ve genelde satıldığı itibariyle “dünya artık küresel bir köy” denilmesi.

Modern tarihin en büyük “Kolpa” ifadelerinden birisi… Kaynağı ne peki? Tabi ki ABD ve onun dayattığı neoliberalizm…

İşin kötü yanı herkesi de bu oyuna dahil ettiler…

Son birkaç on yılda, küreselleşme ekonomik yapıları, kurumları ve dünya genelindeki finansal piyasaları temelden değiştiren son derece güçlü bir güç haline geldi.

Sınır ötesi engellerin azalması ve karşılıklı bağlantıların artmasıyla birlikte, küreselleşme; sermaye akımlarının dinamiklerini, yatırımcıların risk algılarını ve fiyatlandırma kararlarını, ayrıca piyasa bilgisinin oluşturulma ve özümsenme süreçlerini köklü bir şekilde değiştirdi.

Dünya ekonomilerinin etkileşimi arttı, entegrasyon yükseldi, mal ve hizmetler alınıp satıldı, sermaye küresel ölçekte hareket etti, politik ve sosyal etkileşimler arttı. Bunlar avantaj gibi görülebilir.

Fakat burada sorulması gereken soru: Küreselleşme kimin için?

Küreselleşmenin ve bu dünya düzenine entegre olmanın, finansal kalkınmayı ve ekonomik büyümeyi teşvik ettiğine yönelik neoliberal iktisadi görüş mevcutta literatüre hakim görüş.

Fakat unutulmaması gereken bir husus var. Küreselleşmenin etkisinin ülkeler arasında tutarlı olmadığı; aksine, kurumsal olgunluk, düzenleyici gücün seviyesi ve makroekonomik istikrara bağlı olarak gelişmekte olan piyasalar ile gelişmiş ekonomiler arasında finansal sonuçlarının önemli ölçüde farklılaştığını gerçeği…

İşte dünya iktisadi literatürünün göz ardı ettiği konu bu.

Birleşmiş Milletlerin tanımına göre dünyada 195 ülke var.

Şimdi bir akıllı arkadaş, kendisine ABD diyoruz, çıkıyor ve diyor ki: “Hadi bundan sonra kardeşiz!! Hepimiz artık aynı köyün vatandaşlarıyız, özgürce seyahat edin, ticaret yapın, sermaye hareketinde bulunun, politik ve sosyal entegrasyona katılın…”

Hikaye bir yerden tanıdık…

Lafta çok güzel geliyor kulağa değil mi? “Tüm hayvanlar eşittir”

Peki uygulamada? “Ama bazı hayvanlar daha eşittir”

Konu ise acı gerçeğiyle yüzümüze çarpıyor… Ekonomik ve politik olarak güçlü olan ülkeler, küresel entegrasyondan oldukça güzel faydalanıyor.

Diğer ülkelere mal satıyor, onlardan ucuz hammadde temin ediyor, gerekirse oraya fabrika açıp ucuza işgücünden nemalanıyor, vergisel avantajlar alıyor, sermayeleri diğer ülkelere akıyor ve oradan yüksek getiriler elde ediyor, politik ve askeri güçleri sayesinde siyasi hegemonya kuruyor, hatta bazıları fark ettiğiniz üzere bazı ülkelerin siyasetini yönetiyor.

Biz bunlara gelişmiş ülkeler diyoruz.

Peki ötekiler? Gelişmekte veya az gelişmişler?

Onlar ise şamar oğlanına dönüyor…

Ülkelerini dış sermayeye açıyor, katma değeri düşük ürünleri satıp yüksek ürünleri ithal ediyor, dış sermayeye bağımlı hale geliyor, politik ve siyasi açıdan “yönetiliyor”…

Hatta adını vermeyelim, bazı üçüncü dünya ülkelerinin siyaseti Washington’dan yönetiliyor, açılan siyasi davalar bile oradan icazetle yapılıyor. Darbeler ve siyasi değişimler oradan planlanıyor vs. Örnekler uzattıkça uzatılabilir.

Dolayısıyla, küreselleşme kavramı bir nevi “Modern Emperyalizm” olarak karşımıza çıkıyor.

Bunlar ilk etapta olumlu olarak görülebilir. Fakat uzun vadede oldukça zararlı.

Ülkeler ekonomik açıdan kendi iç dinamiklerini oturtmadan küresel sisteme entegre olması, bir tırtılı kozasından çıkarmaya benzer. Onun kozasından kendisinin çıkıp kelebek olması gerekiyor. Eğer siz çıkarırsanız, tek başına hayatta kalamaz. İşte gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelere olan da bu.

Benzer olarak balık vermek ve balık tutmak metaforunu da verebiliriz. Balık tutmayı öğrenmeden önüne konulan balıkları yiyen ülkeler, artık balık verilmediğinde, balık tutmayı da bilmediklerinden, aç kalırlar.

Küresel sermaye uyuşturucu gibi bir etki yaratıyor. O olduğunda çok güzel. Fakat işler terse gittiğinde ve kaçtıklarında, yabancı sermayeden mahrum kalan ülke borsaları çöküyor ve yıllarca toparlayamıyor. Türkiye örneğindeki gibi.

Bakın yıllardır finans camiası yabancı sermaye için AĞLIYOR.

Maliye sekreteri Mehmet Şimşek dünyayı 3 kez turlayacak kadar dolandı.

Pavyon faizi verdi. Adamların paçasına yapışıyoruz, yine de gelmiyorlar.

Türkiye borsasına bakın. Ne hale geldi.

Konuya finans çerçevesinde devam edersek, küreselleşmenin ve dünya sistemine entegrasyonun piyasalar üzerindeki negatif etkisi bununla da kalmıyor. Burada gelen sermaye ve oyuncular, öncesinde belirttiğimiz gibi “daha eşit hayvanlar”

En temiz haliyle, çok daha güçlüler. Sermayeleri çok daha büyük. Dolayısıyla piyasaların dengesini bozuyor. En hafif tabiriyle, normal olarak yaptıkları bir eylem bile manipülasyon etkisi yaratıyor. Ki manipülasyon da yapıyorlar. Arkalarında siyasi güç de var.

Öte yandan ciddi bir insider (içeriden öğrenenler) sorununa yol açıyor. Her seferinde belirtiyorum: ekonomi, finans ve siyaset üçgeninde düşünülmeli.

Bu yabancılara, yine en iyi niyetle diyelim (aksini zaten biliyorsunuz), ülkede kalsınlar diye siyasi ve ekonomik haberler önceden veriliyor. Döviz kuru, faiz, borsa, hepsinde insider işlem döndürüyorlar. Defalarca yakın tarihimizde de yaşadık.

Güzel anlattık, ettik. Peki ne yapmalı?

Yapılması gereken şudur: gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkeler, küreselleşme konusunda yavaş olmalı. Acele etmemeli.

Ülkenin ekonomik ve finansal yapısını tam olarak oturtmadan, sistemi ve kurumları sağlam bir şekilde inşa etmeden küresele entegrasyon macerasına kapılmamalı.

Aksi takdirde piyasaları bozarsınız.

Bu ülkeler, kendi ekonomik, sanayi ve tarım sektörlerini iyi kurgulasalar, yapısal reformlarını tamamlasalar, finansal bilinci yerleştirseler, küreselleşme destek niteliği taşıyabilir. Fakat bunları oluşturmadan tuzlukla koşulunca duvara toslanıyor.

Peki gelişmiş ülkeler? Onlar zaten yolunda, keyifleri yerinde. Kabak bize patlıyor.

Sevgiyle kalın.

Exit mobile version