Enflasyon, bireyler için verginin en ahlaksız türüdür. Sessizce cebinizden parayı alır, farkına bile varmazsınız. Ama aynı enflasyon, bazı şirketler için tam tersine can simidi işlevi görür. Özellikle ağır borç yükü altında ezilenler için. Kâğıt üzerinde yaşamaya devam etmelerini, teknik iflastan kısa süreliğine sıyrılmalarını sağlar. Bir başka deyişle, makus sonu bir süreliğine öteler.
Peki, teknik iflas nedir?
En yalın haliyle özkaynağın negatife düşmesi, yani şirketin borca batık hale gelmesidir.
Enflasyonun can simidi niteliği kazanmasına ilişkin en tipik örneğini bugün Arzum Ev Aletleri’nde görüyoruz. Bunun nasıl gerçekleştiğine bakmadan önce Şirket’in 2025 6 aylık raporu itibariyle finansal durumunu değerlendirelim.
Borç/Özkaynak oranı 17,7 kat. Finansal literatürde kaldıraç diye tarif edilen bu oran, normal koşullarda 2-3 katı bile riskli sayılırken, Arzum’da adeta astronomik seviyeye ulaşmış durumda.
Dönen varlıklar 3,6 milyar TL, ama bunun büyük kısmı tahsil edilmesi gereken alacaklardan oluşuyor. Nakit mi? Sadece 582 milyon TL.
Kısa vadeli yükümlülükler 4,1 milyar TL. Yani alacaklar hemen tahsil edilmediği sürece, kapıya dayanan alacaklılara ödeme yapılabilecek kaynak yok.
Şirketin özkaynakları ise sadece 102 milyon TL. 4 milyar borcun karşısında 100 milyon özkaynakla ayakta kalmaya çalışıyor. Kaldırılabilir bir tablo değil, görünen o ki Şirket sadece günü kurtarmaya odaklanmış.
Finansal fotoğrafa yakından baktıkça cari stresin boyutu daha da netleşiyor.
1 milyar TL’lik bono ihracı yapılmış. TLREF+4 faizli, yıllık bileşik yüzde 60’a tekabül eden maliyetle. Bu bonoları bu Şirket’e bakarak kim, hangi motivasyonla aldı? Belirsiz.
473 milyon TL’lik varlığa dayalı menkul kıymet-VDMK ihracı yapılmış. Büyük ihtimalle alacaklara dayalı. Banka kapısı kapanınca, bono kapısı da daralınca, çare VDMK’da bulunmuş. Ama bu da başka bir soru işareti: Acaba güvenli alacaklar şirketin dışına çıkarılmış olabilir mi?
Kısaca yaklaşık 2,4 milyar TL’lik kısa vadeli borçlanma, şirketin likidite sıkışıklığını açıkça ortaya koyuyor.
İşte bu vaziyet altında enflasyonun sihirli dokunuşu devreye giriyor.
Yüksek enflasyon dönemlerinde finansal borçlar, muhasebede parasal kazanç olarak görünür.
Örneğin 100 TL’lik borç, yüzde 100 enflasyon ortamında bir yıl sonra reel olarak 200 TL’ye eşdeğerdir. Nominal değer aynı kalsa da, borcun reel yükü azalmış olur. Enflasyon muhasebesi bunu bir kazanç gibi kaydeder.
Arzum Ev Aletleri 2025’in ilk yarısında 112 milyon TL net parasal pozisyon kazancı açıkladı.
Yani borcun enflasyonla sağladığı fiktif ve nakit yaratmayan 112 milyon TL’lik kazanç gelir tablosunda yer aldı.
İşte bu kazanç sayesinde Arzum 2025 6. Ay itibariyle teknik iflastan kurtuldu.
Çünkü Şirket’in raporladığı Özkaynak tutarı sadece 102 milyon TL.
Eğer bu 112 milyon TL’lik parasal kazanç olmasa, Arzum’un özkaynakları negatife düşecek ve şirket teknik iflas noktasına gelecekti.
Şirket’in TTK 376 çerçevesinde ara bilanço ile “marka değeri” gibi soyut varlıklar üzerinden kendini teknik iflastan kurtarma şansı yasal olarak var. Basit bir hisse operasyonuna bakar. Ama bu, sadece bir muhasebe oyunudur. Çünkü gerçek sorun baki: Şirket nakit üretmiyor! Bu nedenle TTK 376’nın Şirket’e tanımış olduğu hak şu an bir işe yaramıyor.
İşte bu nedenle çaresiz bir çıkış arayışı olarak Şirket 300 milyon TL’lik bedelli sermaye artırımı kararı aldı.
Ama iki basit soru ortada duruyor: (1) 300 milyon TL neye yetecek? (2) Bu yeni hisseleri kim, hangi motivasyonla alacak?
Şu anda görünen tabloda hedeflenen 300 milyon TL’lik halka arz geliri borç dağının karşısında bir miktar su damlası gibi. Dahası, şirketin temel sorunu borcu ödemek değil; borcu ödeyecek nakit akışını yaratamamak.
İzleyip göreceğiz…
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN






