Geleceği Yiyen Canavar: Çocuk Yoksulluğu ve Türkiye’nin Gerçek Beka Sorunu

Soner Gökten

Türkiye’de “beka sorunu” dendiğinde siyasetçiler hemen sınır ötesi tehditleri, komploları, “dış mihrak” ezberini dillendirir. Oysa bu hamasi nutukların gölgesinde, evlerimizin içinde, sokağımızda, sessiz ama ölümcül bir canavar büyüyor: Çocuk yoksulluğu!

Bu mesele bir “yardım paketi” ya da “sosyal destek” dosyası değildir. Çocuk yoksulluğunu sadaka mantığıyla çözmeye çalışmak, kanseri ağrı kesiciyle tedavi etmeye benzer. Çocuk yoksulluğu, bir yoksunluk sürecidir; nesilleri çürüten, ülkenin geleceğini içten içe yiyen zehirli bir sarmaşıktır…

Yoksulluğun Değil, Yoksunluğun Çilesi…

Yoksulluk, bir ailenin cüzdanındaki boşluktur. Ama yoksunluk, o boş cüzdanın çocuğun zihnine ve ruhuna kazıdığı derin yaralardır.

Yeterli protein alamadığı için zekâ gelişimi gerileyen beyinler…

Isınamayan evde her kış hastalanan çocuk bedenleri…

Arkadaşlarının sinemasına, tiyatrosuna, oyununa “paramız yok” diye katılamayan, dışlanmayı iliklerine kadar hisseden genç ruhlar…

Ders çalışacak masası, odası, hatta lambası bile olmayan çocuklar…

Eğitimden, sosyal becerilerden, kültürel gelişimden uzaklaşmış bireyler…

Bunlar, sadece trajik hikâyeler değildir.

Bunlar, potansiyel doktorlarımızı, mühendislerimizi, sanatçılarımızı, girişimcilerimizi vb. daha ilkokul sıralarında sistemin dışına iten bir toplumsal intihar sürecidir.

Açlığın öğrenmeyi öldürdüğü, umutsuzluğun hayalleri katlettiği bir ülke nasıl kalkınabilir?

Rakamların Tokadı: Avrupa’nın Utanç Zirvesi!

Eurostat’ın 2024 verilerine göre, Türkiye’de yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaki çocukların oranı yüzde 41,3’tür.

Yani her beş çocuktan ikisi geleceğini kaybetmektedir.

Bu oran sadece soğuk bir istatistik değil; Türkiye’nin Avrupa’daki utanç tablosudur.

AB ortalaması yüzde 24,6 iken biz Romanya’yı, Bulgaristan’ı bile geçip zirveye yerleşiyoruz.

OECD liginde Kolombiya ile aynı kaderi paylaşıyoruz.

Yani aslında rekabet ettiğimiz Almanya, Fransa, Güney Kore yok; kaderini terk edilmiş ülkeler var.

Beka Sorunu: Çürüyen Zincir!

Bugün görmezden geldiğimiz çocuk yoksulluğu, yarının üç temel krizini hazırlıyor:

Ekonomik çöküş: Sağlıksız ve düşük eğitimli bir nüfus, yüksek katma değerli üretim yapamaz. Türkiye, sonsuza dek “orta gelir tuzağı”na mahkûm olur.

Mali yıkım: Daha az üreten ama daha çok sağlık ve sosyal yardıma ihtiyaç duyan kitleler, devletin sırtında taşınamaz bir yük haline gelir.

Toplumsal patlama: Umutsuzlukla büyüyen nesiller, sisteme inanmayan ve öfkesini sokağa taşıyan milyonlar demektir.

Çözümü Zorlaştıran Çarpık Terazi…

Çocuk yoksulluğunu çözmek için sadece daha fazla bütçe yetmez.

Çünkü gelir dağılımı makası ölümcül bir biçimde açılmıştır.

En zengin yüzde 20, toplam gelirin yarısını yerken; en yoksul yüzde 20’ye düşen pay yüzde 6’nın bile altına inmiştir.

Bu tablo, sosyal yardımları etkisiz hale getirmektedir.

Kaşıkla verilen, kepçeyle geri alınmaktadır.

Sorun “para yok” değil; sorun adaletsiz paylaşım düzenidir.

Son Söz: Gerçek Beka Sorunu…

Önemsiz demiyorum laki anlatılan hiçbir “dış tehdit”, Türkiye’nin geleceğini çocuk yoksulluğu kadar kemirmiyor.

Gerçek beka sorunumuz, hayalleri çalınan, potansiyeli boğulan çocuklarımızdır.

Eğer bu ülkenin geleceğini kurtarmak istiyorsak, enkaz altından önce çocuklarımızın umutlarını çıkarmamız gerekir.

Çünkü hiçbir ekonomik model, hiçbir jeopolitik strateji, aç çocukların, umutsuz gençlerin üzerine inşa edilemez.

Sadaka değil, strateji; yardım değil, adalet gerekiyor.

Sevgi ve vicdanla kalın…

Prof. Dr. Soner GÖKTEN

Exit mobile version