Borsa İstanbul’da başlatılan operasyonların gölgesi büyüyor. Nihat Özçelik’in tutuklanması yalnızca bir şahsın değil, onun halka arz ettiği işletmelerin tamamının sorgulanmasına kapı araladı.
Kulislerde konuşulan tek şey şu: Bazı patronlar geceleri uykusuz.
Boşuna değil. Zira bu işin ucu ortak satışlarına, geçmiş halka arzlara ve daha fazlasına dokunacak gibi. Başka gözaltılar, yeni sorgular kimseyi şaşırtmasın.
Ama asıl mesele, kişilerden ziyade sistemin ta kendisi.
Türkiye’nin finansal düzeninde açılan her teşvik kapısı, birileri için “servet maksimizasyonu” oyun sahasına dönüşüyor.
Teknokentlerdeki kurumlar vergisi ve KDV istisnaları, inovasyon ve üretim için var lakin kötüye kullanımı olası. Buradaki şirketler ARDI ARDINA karşılıklı fatura kesip hasılat şişirebilir, şişirmiş olabilir.
Çin’den, Hindistan’dan yazılımı paketleyip “yerli üretim” diye piyasaya sürebilir, sürmüş olabilir.
Neden? Halka arz için gereken koşulları sağlamak amacıyla!
Hele işin içine bir de aktife alınacak arsa girdi mi, tablo tamamlanıyor.
Gözümüzün içine baka baka yapılabilecek bu oyun, aslında sistemin teşviklerinin ters yüz edilmesinden ibaret. Burada amaç AR&GE değil halka arz edilecek şirketi kağıt üzerinde şişirmek haline gelir.
38 numaralı Türkiye Muhasebe Standardı-TMS 38 işletme içi üretilen maddi olmayan duran varlıkların bilançoya girmeyeceğini yani aktifte raporlanamayacağını söyler. Bu kural ise yazılım ve bilişim şirketlerinin değerlemesindeki sübjektifliği artırmaktadır. Böylece halka arz hedefleyen teknokent mukimi içi boş şirketler, doluymuş gibi pazarlanabilir. Öyle olursa da borsa, olması gerektiği gibi sermaye toplama aracı değil; bir “şişirme laboratuvarı” haline gelebilir.
Bugün yaşanan operasyonlar bize çok net bir şey söylüyor: Otorite bir şeylerin değişmesini istiyor. Vardır demiyorum ama bu tür teknokent kisvesine sığınmış şirketler halka pazarlanmış olabilir.
İşte bu nedenle otorite borsada işlem gören teknokent kökenli şirketlerin halka arz öncesini ve sonrasını didik didik ederek incelemelidir.
Genel anlamda ise sert bir gerçeği ifade etmek lazım: Bugün teknokentler, inovasyonun değil rantın mekânı haline gelmiş olabilir. Boşlukları bilenler, kurumsal kalitenin zayıflığını fırsata çevirme gayesiyle hareket ediyor olabilir. İyileri tenzih ederim…
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN





