Türkiye’nin Beka Sorunu Barınma Krizi ve Konut Ağaları

İlker Türker, Türkiye’de derinleşen barınma krizini ve konut piyasasında öne çıkan “konut ağaları” gerçeğini ele alarak, sorunun toplumsal beka meselesine dönüştüğünü vurguluyor.

Türker Açıkgöz

Türker Açıkgöz

Türkiye ekonomisinin en kronik sorunu enflasyonla birlikte yoksullaşma.

Ülkede, son 15 yılda yaşanan yoksullaşma ve gelir dağılımındaki eşitsizlik hat safhaya ulaştı.

Dünya bankası verilerini aşağıda paylaşıyorum. Gini katsayısı: gelir dağılımındaki eşitsizliği ölçen bir endeks. Yükselmesi, gelirin az kişide toplandığını, azalması ise gelirin daha çok kişiye dağıldığını gösteriyor.

Türkiye, gelir eşitsizliğinde 2002’deki durumdan daha beter bir halde.

2007’den bu yana yaşanan gelir dağılımı eşitsizliğindeki artış ise muazzam.

TÜİK verilerinde ise toplumun 20%’lik kısmının tüm gelirin 48%’ine sahip olduğu görülüyor.

Gelirin yarısı en zengin 20%’de toplanıyor, kalan yarısını ise 80%’lik kitle paylaşıyor.

10 kişilik bir grupta, ortadaki pastanın yarısını 2 kişi yiyor. Kalan yarısını 8 kişi paylaşıyor.

Kısaca ülkede yaratılan gelirin dağılımında ciddi bir bozulma var. Bunun da neden olduğu en önemli sonuçlardan birisi de servetin birikimi ve gruplar arası servet transferi.

Toplumun en varlıklı kesiminin serveti inanılmaz düzeyde yükseldi. Geri kalan halk kesimi ile aralarındaki ciddi bir ıraksama yaşanıyor. Bir kesimin serveti sonsuza yaklaşıyor – diğer kesimin serveti sıfıra gidiyor.

En varlıklı kesim ile diğer halk tabakası arasındaki fark hem ciddi açıldı hem de farkın açılma hızı arttı.

Günümüzde yaşanan en önemli problem de bu. Olay şuna döndü: toplumun büyük bir kısmı, ellerindeki geliri servet yaratabilecek ölçüde biriktiremiyor.

Çünkü gündelik fizyolojik ihtiyaçları, yani hayatta kalmak için yapmaları gereken harcama miktarı, gelirlerinin tamamına yakınını, tamamını, veya tamamından fazlasına ulaştı.

Gelirin tamamını harcamasına karşın zar zor hayatta kalan, üstüne birikim yapabilecek bir miktar ayıramayan bir halk kitlesi oluştu ki bu toplumun en az 80%’ini oluşturuyor.

Bu kitlenin geliri, gıda ve barınma ihtiyaçları ile diğer zaruri hayatta kalma harcamalarına anca yetiyor.

Geliriyle anca yetinen yetiniyor, serveti olan birikiminden yiyor, olmayan da borç ile hayatta kalıyor.

Bir de aynanın diğer tarafına bakalım:

Kaymak tabaka olan 10%-20%’lik kesim için işler tıkırında.

Bunların ise ilginç bir servet modeli var. Ellerindeki sermayenin getirisi, kendilerinin gündelik ve isteğe bağlı/lüks harcamalarını karşılıyor. Üzerine ekstradan birikim yapılabilecek bir servet bırakıyor.

Dolayısıyla bu servet birikiminin önünü açıyor. Burada bir sorun yok tabi. Fakat bu servet birikiminin yolunu açan miktar, çok hızlı bir şekilde, yeni sermaye aracı almaya yönelecek miktara ulaşıyor.

Böylece bu kesim için servetin birikimi hem kolay hem de hızı katlanarak artıyor. Üstel bir artış söz konusu. Çünkü sermayeye sürekli yeni araçlar ekleniyor. Bunlar da toplam servetin getirisinin de katlanarak artmasını sağlıyor.

Hem servetler arasındaki uçurum artıyor, hem de uçurumun derinleşme hızı artıyor.

İŞTE TÜRKİYE’NİN BEKA SORUNU BU!

Örnekle açıklayalım. Bunu en net konut piyasasında görüyoruz.

Bu dönem çok net bir şekilde konut ağaları dediğimiz sınıfı oluşturdu.

500 konutlu, 1000 konutlu insanlar doğdu.

Örneğin bir konut ağasının 1000 konutu var. Bunlardan elde ettiği kira geliri, kişinin hem gündelik hem lüks harcamalarını karşılamaya yetiyor.

200 konutun geliriyle kral gibi yaşıyor. Kalan 800 konutun geliri, başlangıçta ayda 5 ev satın almasına olanak sağlıyor.

Önümüzdeki ay arkadaşın birikimi 1005 konuta ulaşıyor. Sonraki aylarda da katlanarak gidiyor.

Yukarıdaki grafikte oluşturduğum bir hesabı paylaşıyorum. Böylece daha net gözümüzde canlansın.

1000 konutu olan bir konut ağası, 200 konutun gelirini kendi harcasın, 800 konut geliriyle de servetini büyütsün ve yeni evler alsın. Ortalama ev fiyatı 4,8 milyon TL, kira geliri aylık 30 bin TL. (Kira artışı ve ev fiyata artışı koymadım, birbirini takip ettiğini düşünelim.)

24 ay sonunda 1000 konuttan 1129 konuta çıkıyor. 2 yılda 129 konut eklemiş.

Peki 10 yılda ne yapıyor? Ona da bakalım.

Konut ağasının elindeki ev sayısı 10 yılda 2 katına çıkartıyor. Artış hızı muazzam.

Adamın yaptığı hiçbir şey yok. 0 emek. Yattığı yerden servetin artışına bak!!

Bu konut ağalığı sisteminin yarattığı ciddi bir sıkıntıya değinmek lazım ki hiç kimse değinmiyor!

KONUTTA OLİGOPOLLEŞME.

Konut piyasası genel olarak bu tarz konut ağalarının elinde. Burada yaşanan sıkıntı, bu kişilerin piyasa fiyatlarını etkilemesi ve manipüle etmesi.

Bu kişiler, piyasada hakim güç olmaya başladıklarında kira fiyatlarını belirlemeye başlıyorlar.

Adamın, örneğin bir mahallede, 500 dairesi var. Bunun gibi birkaç konut ağası da aynı şekilde diyelim. Böyle olunca bu kişiler kiraların ne olacağına karar veriyorlar.

Güvendikleri şey ise belli: 1. Piyasada düzenleme olmaması, 2. Yukarıda bahsettiğimiz yoksullaşma ve uçurumun açılması.

Çünkü 80-90%’lık halk kesimi, ev alacak kadar birikim yapamıyor. Böyle olunca kirada oturmaya mahkum hale geliyorlar.

Konut ağası ise ne yapıyor? Kira fiyatlarını alabildiğince yükseltiyor. Gerekirse evler aylarca boş kalsın, ama adamın orada kalan diğer konutlarının rayiç değeri düşmesin!!

Bu hipotezi en net görebileceğimiz yer ev fiyatları-kira bedelleri arasındaki çarpan farkı. Konutta kira amortismanları bazı bölgelerde 10 yıla kadar düştü. Kiraların, ev fiyatına kıyasla ne kadar absürt noktada olduğunu buradan görebiliriz.

Maalesef halkın, gelirinden kiraya ayırdığı payı artırmaktan başka çaresi olmadığı için de bu absürt kiraları ödüyorlar.

Gerçekten ülkede insanlar SURVİVOR yaşıyor. Karnını doyurmaktan ve başını sokacak bir yer bulmaktan başka bir derdi kalmadı.

Alın size memleketin esas beka sorunu.

Bakın şunu da görmek lazım, genelde insanlar tek taraflı düşünüyor.

Konut ağalarının memlekete verdiği zararı görün.

Toplumun büyük bir kısmı kirada yaşamaya mahkum edildi. Bu kişilerin gelir seviyeleri belli. Örneğin 100 birim olsun.

Bu konut ağaları, halkın cebindeki paraya göz dikerken, harcanabilir geliri içerisinde kiraya verdiği ağırlığı artırıyor. Geçen yıllarda 100 birim geliri olanın 25 birimi kiraya giderken şuan bu sayı 50’ye kadar çıktı. Bireylerin aylık gelirinin yarısı barınma kaynaklı harcanıyor.

KONUT AĞALARI, SADECE HALKIN DEĞİL, MEMLEKETİN CEBİNDEKİ PARAYI YİYOR

Konut ağaları piyasayı manipüle ederken, hanehalkının kira dışındaki harcanabilir gelirini kısıyorlar. Ekonominin çarkını döndürecek, ihtiyaçlarını karşılayacak gelir miktarını kısıyorlar.

İnsanlar gelirlerinin büyük kısmını kiraya ayırdığı için; tatile para ayıramıyor. Turizm darbe alıyor. Dışarıda yeme-içmeye gelir ayıramıyor – hizmet sektörü zarar görüyor, yeni araç alamıyor – otomotiv ve yan sanayiye darbe vuruyor. Kıyafet alamıyor – tekstile zarar veriyor.

Yani konut ağaları, memlekete en büyük darbeyi ve ihaneti barındırıyor. Sadece halkı yoksullaştırıyor olarak düşünmeyin.

Konut dışı kalan sektörlerin gelirlerini de kısıyorlar. Geliri kısıtlanan sanayi, hizmet ve turizm sektörleri de daha az kazandığı için daha az vergi ödüyor. Ülke maliyesine de zarar veriyor.

HER AÇIDAN, KONUT AĞALARI TÜRKİYE EKONOMİSİNE DARBE VURUYORLAR.

İşte karar alıcı arkadaşlarımız bunu göz ardı erdiyor. Tüm memleket, halkıyla ve iş dünyasıyla, konut ağalarına hizmet ediyoruz.

Sevgiyle kalın.

Exit mobile version