Türkiye’de son günlerde yeni bir manipülasyon sahnesi izliyoruz. Ama bu kez hedef sıradan bir şirket değil; Cumhuriyet’in simge kurumlarından, bankacılık sistemimizin temel direklerinden biri: Türkiye İş Bankası.
Ortaya atılan iddialar, Ciner grubu gibi kara para soruşturması ile anılan yapılarla İş Bankası’nı ilişkilendirmeye çalışıyor. Bunu basit bir “asılsız söylenti” diye görüp geçmek mümkün değil. Çünkü bu kurgunun arka planında çok daha tehlikeli bir siyasi mühendislik var: CHP uhdesindeki hisselerinin kamulaştırılması için toplumsal meşruiyet yaratma çabası.
Ve bu algı çalışmasının en dikkat çekici tarafı, sahneye sürülen “gazeteci” veya “uzman” görünümlü troller. Kendi mesleki kimliklerini bir maske gibi kullanarak kamuoyunda sanki “analiz yapıyormuş” havası veriyor, oysa yaptıkları tek şey bilinçli bir algı operasyonu yürütmek.
Türkiye’nin finansal sistemi bankacılık merkezlidir. Tasarruflar hâlâ ağırlıklı olarak bankalar üzerinden toplanır ve kredi mekanizmasıyla ekonomiye yön verilir. İş Bankası gibi bir kurumun “kara para” ile yan yana getirilmesi, sadece o bankaya değil, ülkenin tüm finansal mimarisine yönelik bir sabotajdır.
Bankaların itibarı, mevduat sahiplerinin güveniyle ayakta durur. Bu güveni sarsacak her hamle, Türkiye’nin zaten kırılgan olan ekonomisine doğrudan kurşun sıkmaktır.
Mevzu bahis hisseler daha önce de siyaset sahnesinde defalarca gündeme taşındı. Ancak bugünkü yöntem farklı: Bankayı karanlık ilişkilerle anılır hale getirip, ardından “kamulaştırma zorunluluğu” söylemini güçlendirmek.
Ve burada kritik bir nokta var: Bu söylemler “bağımsız analiz” değil, düpedüz psikolojik harekât malzemesi. Troller, kendilerini ekonomist, gazeteci veya uzman gibi lanse ederek kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyor. Amaç belli: Bankanın itibarı üzerinden siyasete mühimmat sağlamak.
Bu tablo yalnızca İş Bankası’nın değil, Türkiye’de şirket sahipliğinin ve yatırımcı haklarının siyasi gündemle oynanabileceği algısını pekiştiriyor. Yabancı yatırımcıya verilen mesaj çok açık: “Türkiye’de sermaye, hukuk değil, siyaset rüzgârıyla yön buluyor.”
Sonra da neden sermaye girişi olmuyor, neden risk primi yüksek diye şikâyet ediyoruz.
Unutmayalım: İş Bankası, Türkiye’de en sıkı denetime tabi kurumların başında gelir.
BDDK, TCMB, MASAK tarafından düzenli olarak incelenir.
Bağımsız denetim kuruluşları tarafından uluslararası standartlarda denetlenir.
Tüm faaliyetleri dijital altyapı üzerinden kayıt altındadır.
Bu kadar yoğun gözetim altındaki bir bankayı “kara para” ile ilişkilendirmek, gerçeklikle bağını koparmış bir propaganda çalışmasından ibarettir.
İş Bankası’nı yıpratmaya çalışmak, aslında Türkiye’ye zarar vermektir. Çünkü bu saldırılar, sadece bir kurumun değil; mülkiyet hakkının, hukuk düzeninin ve finansal istikrarın altını oyuyor.
Algı operasyonlarıyla “CHP hisseleri” tartışmasını körüklemek, bankayı karanlık yapılarla eşleştirmek ve kamuoyunu troll yöntemlerle manipüle etmek… Bütün bunlar, yalnızca bir bankayı değil, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını hedef almaktadır.
Türkiye’nin en büyük özel bankalarından birini kara çukurların içine çekmeye çalışanların aslında düşürdüğü şey, ülkenin kendi itibarından başka bir şey değildir.
Sevgi ve vicdanla kalın…
Prof. Dr. Soner GÖKTEN






