Kapitülasyonlardan Meşruiyete: Türkiye’nin Düşürüldüğü Fotoğraf

“Bu ziyaret, Türkiye’nin yüzyıl önceki Osmanlı tablosuna benzer bir zayıflık portresi çizdi.” Analiste göre, ABD ile yapılan anlaşmalar ‘modern kapitülasyonlar’ anlamına geliyor.

Türker Açıkgöz

Türkiye heyetinin ABD gezisi bitti. Üzerinden de birkaç gün geçtikten sonra toz duman da ortadan kalktığına göre durumu değerlendirebiliriz.

Bakalım bu gezi ve sonuçları ülke ekonomi ve finansına nasıl etki edecek.

Türkiye heyetinin ABD gezisi, ülkenin içinde bulunduğu buhranı en net gösteren fotoğraf oldu.

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın aktardığına göre ABD Başkanı Trump, Türkiye ile olan sorunlardan bıkmış. İstediklerini verelim demiş.

Peki istediğimiz neymiş? Tom Barrack’ın aktardığına göre, Trump: “Mesele sınırlar, S-400 ya da F-16’lar değil. Mesele meşruiyet.” Demiş.

Bu Varan 1 olsun. Cepte dursun.

Bir de ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun açıklamaları var. Kendisi, Türkiye’yi ima ederek “bizimle görüşmek için yalvarıyorlar” dedi. Ne kadar kıvırılırsa kıvırılsın, bu açıklamadan çıkan anlam bu.

İfade oldukça çirkin. Ne olursa olsun, ülkenin cumhurbaşkanı hakkında böyle bir ifade kullanılması kabul edilemez. Türkiye’nin ulusal onuruna hakarettir. Öte yandan bir dışişleri bakanının ülkemiz hakkında böyle ifadeler kullanabilecek cüret sağlandığı için de kendi öz muhasebemizi de yapmalıyız. Türkiye o kadar zayıf ve kırılgan bir hale geldi ki, bu ifadeleri bize karşı kullanabiliyorlar. Bunu da unutmayın.

Evet bu da Varan 2.

Mevcut durumumuzu gösteren tek kelime her şeyi açıklıyor: “MEŞRUİYET”

Türkiye’nin içinde bulunduğu acizliği anlamamız için bu kelime yeterli.

Türklerin tarihini düşünün. Binlerce yıllık kadim bir tarih ve dünyanın en eski uygarlıklarından birisi. Devlet geleneği olarak da çeşitli isimlerle ve tarihlerde çok sayıda devlet kurmuş bir millet.

Tarihin en kadim ve eski uygarlıklarından ve devlet-siyaset geleneğine sahip bir milletin mevcut temsilcisi Türkiye Cumhuriyeti.

Fakat gelinen noktada “MEŞRUİYET” arayışında olacak kadar düşürülmüş.

YAZIKLAR OLSUN…

Bakalım Meşruiyet Arayışı nasıl sonuçlanmış.

Filmi başa sararsak ABD gezisinden önceye gidelim. Tüm süreci net olarak görelim.

Öncelikle geziden önce gündemde Ukrayna-Rusya savaşının sonuca erdirilmesi vardı. Ağustos 2025’te savaş bittiğinde Ukrayna’da durumu nasıl yönetelim tartışmalarında NATO üyesi olarak Türkiye ile sıcak görüşmeler yapılıyor. Türkiye de oldukça sıcak baktığını söyleyip atılgan bir tutum içerisinde.

Kısacası Trump, Ukrayna mevzusunu bize, tabiri caizse “kitlemeye” çalışıyordu. Eğer olursa TSK orada güvenliği sağlayacak. Bizimkiler de en önden tuzlukla koşuyor tabi. Şu an konu durulmuş olsa da dosya masada duruyor diye düşünüyorum.

Şimdi benzer konular gayri resmi kanallar vasıtasıyla Filistin için de konuşuluyor. Filistin’deki süreçle birlikte Türk askerinin öncü olduğu bir güvenlik gücü korunmayı sağlayabilir.

1. Gezi Başlamadan Gelen Vergi Kaldırma Haberleri

Türkiye heyetinin ABD gezisi öncesinde, 2018’den bu yana bazı ABD menşeili ürünlere uygulanan ek gümrük vergileri kaldırıldı.

Birçok sektör ve üründe ABD’den ithalata vergi indirimleri yaptık.

2. BOEİNG Alımları

Özgür Özel, ABD gezisi öncesi, Türkiye’nin Trump ile görüşebilmesinin sağlanması adına 300 Boeing almayı taahhüt ettiğini iddia etti. Başta yalanlansa da sonrasında iddia kısmen doğru çıktı. 150 Boeing almak için anlaşıp 75 tane de opsiyon ile bağlandı.

3. Sıvılaştırılmış Doğalgaz Anlaşması

ABD ile 2045 yılına kadar doğalgaz alma anlaşması imzalandı. Toplam maliyeti 43 milyar Dolar.

Bunların yanında henüz resmileşmeyen birçok konunun daha olduğu belirtiliyor. Heybeliada’da yer alan ruhban okulunun açılması, Papa’nın Bursa – İznik gezisi, Eskişehir Beylikova’da yer alan günümüzün popüler emtiaları “nadir toprak elementleri”nin ABD’ye bağlanması vs.

Bu arada Kaan uçağının motorunu alamadığımız için üretemeyeceğimizi öğrenmemiz, parasını verdiğimiz F-35’leri alamamamız vs. gibi konular da gündeme geldi.

Şimdi tüm geziyi özetledik. Değerlendirmesini yapalım.

ABD gezisi başta aşağı tam bir FİYASKO…

Öncelikle geziden beklentiler neydi?

ABD ile ilişkileri toparlayacağız, güçlendireceğiz, güven ilişkisini tekrardan sağlayacağız, böylece yabancı sermaye ve yatırımlar gelecek vs.

Gerçekleşen ne?

Kardeşim… Tabiri caizse adamlar ayak üstü soydu bizi. Selam verdik borçlu çıktık.

Adamlardan almaya, koparmaya gidiyorduk – adamlar ayak üstü 25 yıllık KAZIK FİYATTAN doğalgazı kitledi, 150-225 Boeing kitledi, Allah bilir daha neler neler yaşandı.

Buradan ekonomiye ve borsaya fayda geleceğini bekleyecek kadar saf insanlar var.

Abicim anlamıyorsunuz sanırım. ADAMLAR AYAK ÜSTÜ CEPLERİMİZİ BOŞALTTI. Yetmedi, senet yaptılar.

Doğalgaz konusundan başlayalım. Yanı başımızda o kadar yer varken, Azerbaycan varken, Rusya varken, ta dünyanın öbür ucundan doğalgaz getirmek nedir Allah aşkına. Lan sadece oradan Türkiye’ye taşımanın maliyetini düşün o bile bitirir bizi. Kazığın da kazığı fiyat. Bu kadar maliyete gerek var mıydı?

Bir de birkaç gün önce Enerji Bakanı demeç vermiş, daha iyi olacak daha ucuza gelecek diye. “Dünyanın En Ucuz Gazı Amerika’da” demiş.

Milleti de aptal yerine koyuyorlar. Adamlar, siyasi zayıflığımızı fırsat bilerek 25 yıllığına KAZIK fiyattan doğalgazı kitledi. Sen hala neyi anlatıyorsun?

Ekonomi ve finans piyasalarının toparlanması için PARA lazım. Cash – nakit para.

Biz adamlardan para gelecek diye beklenirken adamlar cebimizdeki parayı da aldı.

Benzer şekilde Boeing alımı da aynı minvalde düşünülebilir.

Benzer şekilde vergi indirimleri de aynı konu altında düşünülebilir.

Askeri düzenlemeleri düşünürsek. Türkiye’nin Ukrayna ve Filistin’de askeri olarak yer alması hatta öncü güç olarak kullanılması da maliye üzerine ciddi yük bindirecek.

Yine cepten çıkan para. Askerimizi niye oraya gönderiyoruz vs. konularına girmiyorum bile – sadece iktisadi olarak bakıyorum.

Masadaki dedikodular ama açıklanmayan konular da muamma.

Trump nadir toprak elementlerine kafayı takmış. Ukrayna’dan istedi – vermediler diye bir dünya kavga gürültü çıktı.

Şimdi acaba Türkiye’nin de yer altı zenginliklerine göz diker mi? Veya çoktan dikti de haberimiz mi yok – göreceğiz.

Heybeliada’daki ruhban okulu, Papa’nın ziyareti ve Bursa’da Katolik Kilisesi ile ilgili faaliyet yürütme isteği. Ülkenin ulusal egemenliği açısından sorunlu konular.

Gel gelelim bunlar verdiklerimiz veya verdiğimiz iddia edilen hususlar.

Karşılığında ne alındı?

Ekonomik ve siyasi olarak o kadar çok şey verildi.

Kaan uçağını üretebilmek için bir motoru dahi alamadığımızı zaten Hakan Fidan’ın açıklamalarından öğrendik.

Eeee ortada parasını verdiğimiz F-35’ler de yok. Peki ne alındı?

Aslında cevap ortada.

ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın da dediği gibi. En çok ihtiyaç duyulan şey.

MEŞRUİYET…

Kafaya takılan husus KİMİN MEŞRUİYETİ?

Ortada Meşru olmayan – gayri meşru ne var ki? Bunu düşünmek lazım.

Türkiye Cumhuriyeti devleti meşru bir devlettir. Meşruiyetini sırtını dayadığı Türk milletinden ve sınırları içerisinde yaşayan diğer çeşitli milletlerden oluşan vatandaşlarından alır.

Türkiye Cumhuriyeti, kendinden önceki Osmanlı Devleti’nin yıkılması sonrası kurulan, Kurtuluş Savaşı zaferiyle taçlanan bir sürecin sonucu ortaya çıkmış, bağımsız ve millet egemenliğine dayanan bir ülkedir. Ondan önce de binlerce yıllık devlet geleneği ve tarihi olan bir yapıdır.

Sırtını dayadığı Türk milleti de tarihin en kadim milletlerindendir. Meşrudur.

Tüm ABD Gezisi sürecinin sonucunda ortaya tek bir soru çıkıyor:

MEŞRUİYET ARAYIŞINDA OLAN KİM?

Ki karşılığında bu kadar tavizler verdik.

En baştan bu yana yaşanan süreci nedense Osmanlı’nın son dönemlerine benzetiyorum.

Düşüşe geçtiği dönemlerden son günlerine kadar Osmanlı’da benzer şekilde tavizler verilirdi.

Çünkü bu tavizler tabiri caizse “Kapitülasyon” lara benziyor.

Aradan bir asırdan fazla zaman geçti, bir devlet yıkıldı yerine yenisi kuruldu.

Geldiğimiz noktada tekrardan “Kapitülasyonlar” veren bir ülke izlenimi uyandıran hale düştük.

Sahte “Meşruiyet”inizi güle güle kullanın.

Fakat unutmamak lazım: meşruiyetin tek kaynağı halktır. Gücünü halktan almayan hiçbir yapının meşruiyeti sonsuza kadar sürmez – sürmemiştir.

Hep kötü konuşmakla olmaz – son olarak çözüme de değinip yazıyı sonlandıralım.

Daha önce de değindiğim bir konu vardı: Türkiye küresel sistemden kopuyor.

Bence bunda bir sorun yok. Kopabilir. Fakat asıl sorun Türkiye’nin yanlış gömleği girmeye çalışması.

Yapılması gereken Türkiye’nin kendi yolunu çizmesi, kimsenin “Meşruiyet”ine ihtiyaç duymaması ve güçlenmesi – hem iktisadi ve politik olarak.

Böylece kendi başına var olabilen, güçlü ve ayakları yere basan bir ülke portesi çizebilir ve yaratabiliriz.

ABD’de çizilen görüntü ise sanki arasında güç uçurumu bulunan, birinin diğerinden icazet ve yardım dilendiği iki ülke fotoğrafı.

Halbuki orada akran ve denk iki ülke olarak oturulsaydı bambaşka bir sonuçla dönülebilirdi.

Türkiye’nin bunu yapabilecek kapasitesi ve kabiliyeti vardı. Yapmak isterse yapabilirdi.

Fakat yanlış politikalar sonucu son 20 yıl ülkeyi iktisadi ve toplumsal olarak birkaç yüzyıl geriye attı.

Birkaç nesil boyunca da böyle gidecek ve bunun acısını çekecek gibi görünüyoruz.

Sonumuz hayrolsun diyeceğim ama pek hayırlı görünmüyor.

Bari siz ve sevdikleriniz iyi ve mutlu olun.

Sevgiyle kalın.

Exit mobile version