Good Morning After Supper: Kurulu Düzenin Kısa Paslaşmaları
Dr. Şebnem Akman Balta
Turizm sektörüne gönül vermiş bir gözlemci olarak TÜRSAB Genel Kurulu’nu yakından takip ediyorum. Bu süreç, ülkemizde yaklaşan seçimlerin küçük bir prototipi gibi gözüme çarpıyor. Neden mi? Gelin birlikte analiz edelim: İki dönem kuralı gereği tekrar aday olmaması beklenen başkan Firuz Bağlıkaya, yeniden sahnede. 2018’deki vaatlerini tozlu raflardan çıkarıp, seçime iki ay kala “mücadeleye hazırım” demesi, bir acente sahibi olarak beni şaşırtmadı sadece seçim klasiği olarak dejavu yaşattı.
Sevdiğim bir deyimi kullanayım “Good morning after supper” iş işten geçtikten sonra kullanmayı çok sevdiğim söz Türkçesiyle: “Geç günaydın yani uyandığında balığa çıkalım.” Meğer başkan hâlâ sorun tespitinde ve hâlâ tespit edemediği sorunlarla mücadele etmeyi vadediyor. Özellikle de Aile Bakanlığı ile imzaladığı kadın istihdamı projesi… Sekiz yıldır kadınların sektördeki yerini güçlendirmek için ne yapılmadığını şimdi mi hatırladık? Açıklamalar içi boş; ortada ne somut proje var ne bütçe planı.
Çabuk unutan bir halk olmaktan çıkmalı ve geçmiş vaatlerin sonuçlarını Genel Kurul’da sorgulamalıyız:
- TÜRSAB “560 milyon TL borçla devralındı” demiş, “200 milyon TL’lara indirdik” deniyor. Kurul öncesi detaylar tüm acentelere mail ile iletilecek mi?
- Burdur’da Turizm Yılı projesi ile turizm gerçekten 12 aya yayıldı mı?
- Dijital arşiv süreci tamamlandı mı?
- 7/24 çalışan ekip kaç kaçak acente yakaladı?
- KOMER Projesi’ne aktarılan 150 milyon TL hangi inşaat firmalarına gitti ve belgelerle açıklanacak mı?
- Seçim günü binin üzerinde oda yalnızca mevcut yönetime yakın delegelere rezerve edilerek seçim manipülasyonu yapılacak mı? Daha önceki dönemde veya bu dönemde neden acentelere bilgilendirme yapılmadı?
- Bu sorulara yanıt yerine, çözüm ve öneriler sunulabilecek mi?
Ekonomik gerçekler de göz ardı edilemez: Kur farkı, döviz geliri olan acentelar için ciddi bir risk. Örneğin 2024’te bir acente, 1.000 €’luk tur paketini TL’ye çevirdiğinde, kurdaki dalgalanma nedeniyle %10–20 kayıp yaşayabilir. Dijital rezervasyon ve ön ödemelerde gecikmeler kârı erozyona uğratıyor. Peki çare ne? Kur sigortası ve hedge mekanizmaları… TÜRSAB bunları üyelerine sağlıyor mu, destek geliştiriyor mu? Birlik içi dayanışma fonları veya devlet destekli krediler mümkün mü? Özellikle küçük ölçekli acentelere, sağlık turizminde kan kaybeden acentelere nefes olacak projeler gelir mi?
2018’den bu yana verilen beylik vaatler, somut icraatların önüne geçmiş durumda. Seyahat acentelerinin yasal ve ticari haklarının korunması, sahte acentelere karşı etkin mücadele, yeni acente kuruluşlarının denetlenmesi, kurumsal şeffaflık ve hesap verebilirlik, üyeye yönelik eğitim ve gelişim programları… Antalya’da bizzat acente müdürümle destek istemeye gittiğimde böyle bir hizmetin olmadığını gördüm.
Sağlık turizmi vaadi ise Burak Kut şarkısı tadında yaşandı bitti; USHAŞ yetkilendirildi, TÜRSAB sınıfta kaldı. Başkan “Sağlık turizmi konusunda acenteler ameliyat mı yapacak?” diyerek ironik bir vizyon sergiledi.
Kadın istihdamı ve yeşil pasaport gibi seçim kokan vaatler ise tam bir ironiyi temsil ediyor. Yeşil pasaport, üyelerin öncelikli ihtiyacıymış gibi propaganda konusu yapıldı. Dijitalleşme ve modern acentecilik söylemleri hâlâ hayal aşamasında. Oysa Almanya’daki DRV gibi birlikler, üyelerini kriz dönemlerinde koruyor, ekonomik destek sağlıyor ve dijital ağlarla eşit koşullarda rekabet imkânı sunuyor. Bizde ise medya görünürlüğü ve iktidara yakın pozlarla güzel mesaj veriliyor: “İletişim dizaynı yapılıyor ve algı oluşturuluyor benim arkam güçlü .”
Kulisler hareketli, adaylar sahnede: Nezih Hacıalioğlu ve Aylin Özsavaş, mevcut başkana karşı yarışıyor. Ama mesele kimin kazanacağı değil; hangi TÜRSAB’ı görmek istediğimiz. Yeni dönem, kişisel çıkarların değil, kurumsal aklın zamanı olmalı. İsteğimiz; isim değişikliğinden ziyade, sistem ve zihniyet değişikliği. Acenteler mesleğe sahip çıkabilecek mi 22 Kasım -23 Kasım tarihlerinde hep birlikte göreceğiz. Ötekileştirmemeyi, gruplarda muhalif olanı gruptan çıkarmamayı, demokratikleşmeyi söylemde değil özde sağlamayı başarabileceğimiz bir seçim olsun.