Önlemek Ödemekten Ucuzdur
Altı kadın ve çocuk işçi, denetimsiz bir işyerinde çıkan yangında hayatını kaybetti. Altı isim, altı yarım kalmış hikâye… Bizler için ise hüzünlü bir yirmi saniye. Gündem, yeni bir kaza veya ölümlü olay geçene kadar bu haberleri sıcacık servis etmeye devam edecek. İşyerlerinde çalışanların kahve arası sohbetlerinden Instagram’daki ağlayan yüz emojilerine dönüşerek bu haber hüzün olup dijital Dünyanın bulutlarına bırakacak kendisini.. Haberler birbirini kovalayacak; “daha kötüsü olamaz” denecek, denetim başlatılacak ve her seferinde bir öncekinin yerini yeni bir felaket alacak.
Halkımızın güvenlik kültüründe yeni bir genetik kod geliştirmesi şart. Eğer ölümler, insan beyninde birer “ürün adedi” gibi yer bulmuşsa; konuşacak konu çok çabuk unutulacak biyografilerden ibaret demektir. İhmaller, ölü sayısını belirliyor; her ihmal ise gazetelere ve televizyonlara yeni bir manşet veriyor.
Elbette suçlular adalete teslim edilecek ve bildiğimiz nakarat tekrarlanacak: bilirkişi raporlarındaki ihmallerin neden olduğu kusura oranında ceza davaları açılacak, ortalama beş yıl sonra adaletin keskin kılıcını bekleyeceğiz.
Ülkemizde bilgi sahibinden çok fikir sahibi insanla yaşıyoruz. Doğru kavramları kullanmadığımızda ve birbirimizi iyi anlamadığımızda sorunlar hızla büyüyor. İş güvenliği denetimleri de bir insan tarafından yapılacak; sistem doğru planlanmalı. Avrupa ülkelerinde dijital kayıt sistemleri sürekli takip edilirken, bizde noter onaylı fiziksel defterle yetiniliyor. Bizde tespit tutanakları serbest yazım ile yapılırken, Avrupa’da standart denetim formları kullanılıyor. Bizim sistem manuel takip üzerine kurulu; Avrupa’da ise dijital aksiyon takip programlarıyla sürekli kontrol sağlanıyor.Sistemde sorun çözülmediği sürece ceza mekanizması devreye giriyor. Uluslararası Dünya da çalışan veya işveren, hangi işi yaparsa yapsın, yaptığı işi çok ciddiye alır ve asla şansa bırakmaz. Almanların çok sevdiğim birkaç sözü vardır; Vertrauen ist gut, Kontrolle ist besser.“ Güven iyidir kontrol daha iyidir veya “Sicher ist sicher” emniyetli olan güvenlidir. İngilizler ise: “Measure twice, cut once” der; iki kez ölç, bir kez kes. Biz de güvenliğe çok da derin olmayan bir deyimle anlam yüklemeye çalışmışız. “Eşeğini sağlam kazığa bağla” anlam derinliği yerini bulamamış ki biz davranış geliştirememişiz. Biraz sanki GDO ‘lu davranış gösteren bir topluma dönüşüyoruz. Anlamları doğru ve tam da yerinde kullanmamız gerekiyor.
Peki tehlike ve riski doğru tanımlayabiliyor muyuz? Tanımladıysak anlatabiliyor muyuz?
Tehlike: İşyerinde mevcut veya dışarıdan gelebilecek, çalışanı veya işyerini etkileyebilecek zarar potansiyeli.
Risk: Bu tehlikenin neden olabileceği kayıp, yaralanma veya ölüm ihtimali.
Çocuk yaşta güvenlik kültürü aşılamamız gerekiyor. Türkiye’de risk algısı genellikle olumsuz sonuçların gerçekleşmiş hâli üzerinden şekilleniyor. Oysa bilimsel veriler çok net: iş kazalarının %98’i önlenebilir, yalnızca %2’si doğal afet gibi öngörülemez olaylardan kaynaklanıyor.
Güvenlik kavramının bile yanlış anlaşılması bu tabloyu pekiştiriyor. “Emniyet kemeri” yerine “güvenlik kemeri” dememiz gerekirdi; çünkü kelimeler bilinçaltımızdaki öncelikleri yansıtır. Biz hâlâ güvenliği yalnızca denetim mekanizmalarına havale ediyoruz. Ülkemizde önleyici tedbirler değil, afeti konuşuyoruz; felaketi konuşuyoruz. Afet ne zaman gelir değil, onu nasıl yöneteceğimizi bilmeliyiz. Fay, evimizin altından geçiyor mu değil, afet yönetimimizi nasıl planlayacağımızı bilmeliyiz.
2025 yılında Türkiye’de ölümlü iş kazası sayısı 1.737; sadece ekim ayında 169 kişi hayatını kaybetti. Tarım ve ormancılık sektöründe ölümler %27, inşaat ve yol sektöründe %25 oranında. Planlama eksikliği, tüm kazaların sessiz sebebidir.
İş güvenliği yalnızca tespit ve belgeleme ile alınacak önlem değildir; sürekli ve döngüsel bir sistemdir. Uluslararası standartlarda PUKO döngüsü vardır: Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al. Her iş sahasında uygulanmalı ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çerçevesinde dijital denetim sistemi oluşturulmalıdır. Bakanlık onayı olmadan işyeri ruhsatı verilmemelidir.
Planlamanın merkezi sistemde yetkili İSG uzmanları tarafından yapılması sağlanmalı, uzman olası bir kaza durumunda sanık değil tanık olarak dinlenmelidir. Kusuru ispat edilene kadar masumiyet karinesinden yararlanmalıdır. Kartal Kaya yangınında tutuklu olan İş Güvenliği Uzmanı örneğinde olduğu gibi; sistemde ataması bile yapılmamış bir uzmanın ağır cezaya çarptırılması, sistemsel aksaklığın göstergesidir.
Elimizdeki insan kaynağını sisteme verimlilik esasına göre entegre edersek çarkın dişlileri doğru çalışır. Yoksa, siz hiç eğri cetvelden çıkan düzgün çizgi gördünüz mü?
Dr. Şebnem Akman Balta