Gündemi hangi perspektiften değerlendirmem gerektiğine çoğu zaman emin olamıyorum. Bir akademisyen olarak mı, yoksa yıllardır turizm sektöründeki bir işletmeci olarak mı? Aslında ülkenin mevcut yapısında hangi şapkayı takarsam takayım, karşımda siyasetin, ekonominin ve idari mekanizmaların tüm katmanlarına sinmiş, tüm çarklarıyla turizm sektörüne takılan ihmal kültürü yine sahnede bir aileyi yok etti. Böcek ailesi tatil için geldiği öz Vatanında canından oldu.
Türkiye’de hizmet sektörü, özellikle de turizm, siyasal ve ekonomik dalgalanmalardan en hızlı etkilenen alanlardan biridir. Sektördeki en küçük aksaklık bile zincirleme riskler doğurur.Bu risklerin büyük bölümü, doğru planlama ve liyakatli kadrolarla kolaylıkla bertaraf edilebilecek iken yapılan bir hata hem misafiri hem de misafirlerini etkileyerek kitle ölümlerine neden olabilir tıpkı Kartalkaya faciası gibi. Merkezi sistem, politize edilmiş kurumların liyakatsiz yaklaşımları nedeni ile denetimsizliğin sonucu, cezaların yaptırım gücünün olmayışının verdiği cesaretin çürük meyveleri.
Yaşanan son olay; iş güvenliği açısından tehlikeli sınıfta faaliyet gösteren ilaçlama firmalarıyla çalışan tehlikeli sınıfta yer alan otellerde karşımıza çıkan klasik sorulara yeniden dönmemize neden oldu;
Bir otel, hizmet aldığı firmanın referanslarını gerçekten araştırıyor mu?
İş güvenliği prosedürleri harfiyen uygulanıyor mu?
Teknik müdür ve housekeeping birimi, olası bir hatayı önceden fark edecek yetkinlikte mi?
Yoksa artan maliyetler gerekçesiyle en ucuz hizmet “mantıklı tercih” hâline mi geliyor?
Soruların tamamı bizi aynı noktaya çıkarıyor: Türkiye’de artan maliyet baskısı, liyakatli personelin önüne bir engel; denetim eksikliği ise risklerin sessizce büyümesine zemin hazırlıyor. Denetimin olmadığı yerde ihmal, ihmalin olduğu yerde ise kadercilik büyür ve takdiri ilahi sözünü çok duyarız.
Türkiye’nin dört mevsimi var, Türkiye’nin jeopolitik önemi var ama Türkiye’nin HEAD’i yok ! HEAD nedir? Health-Education-Agriculture-Defense yani SASET;Sağlık-Savunma -Eğitim Tarım hattında devrim yapılması gerekmektedir.Benim düşündüğümü eminim benden daha da iyi düşünen bir gurüh vardır.Ancak bu modelin olmazsa olmazı, dört temel alanda bütüncül bir dönüşümdür:
HEAD – Health, Education, Agriculture, Defense.
Bizim karşılığımızla: Sağlık, Eğitim, Tarım, Savunma.
Turizm özelinde konuşursak; “rekor turist sayısı” ve “yükselen ciro” başlıkları gerçekliği yansıtmıyor. Net kârlılık oranları, verimlilik analizleri ve TÜİK verilerinde transit yolcuların ayrıştırılması gibi temel göstergeler olmadan sağlıklı bir turizm politikası kurulamaz.
Personelin psikolojik güvenliği, operasyon kadrolarının iç huzuru, stres yönetimi ve örgütsel liyakat; hizmet sektöründe başarının ön koşullarıdır. “Plan hiçbir şeydir; planlama her şeydir.” Ancak planlama, ancak doğru kişilerin doğru yerde olduğu bir yönetim mimarisinde mümkündür.
Tarım politikalarına gelince… Herkesin dilinde olan “Hollanda mucizesi” aslında mucize değil, disiplin ve uzun soluklu master planların ürünüdür.
Toprak analizinin zorunlu olması, su tasarrufu ve pestisit azaltımına yönelik performans odaklı teşvikler, iklim kontrollü seralar, drone ve IoT teknolojisiyle verimliliğin iki katına çıkarılması…
Türkiye’de ise hâlâ niteliksiz tohum, kısa vadeli teşvikler ve geniş alanlara yayılmış fakat düşük verimli klasik tarım uygulamaları hüküm sürüyor. Tarım, siyasi popülizmin gölgesinden çıkarılıp bilimsel bir planlama eksenine oturtulmadıkça bu tablo değişmeyecektir.
Eğitim ise tüm bu yapıların temel taşıdır. Avrupa standartlarına uymayan fakülte sistemi, yabancı dil eğitiminde nitelik sorunları, İngilizce ve Uzak Doğu dillerinde ciddi öğretim üyesi açığı, ilkokul düzeyinde eksik değerler ve güvenlik eğitimi, meslek liselerinin yeniden güçlendirilmesi ihtiyacı…
Üstelik iki yıllık meslek yüksekokullarının uluslararası denkliğe uygun biçimde üç yıllık modele dönüşmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur.
YÖK’ün yapısal olarak yenilenmesi ise akademinin moralini, hevesini ve kalite çıtasını yeniden yükseltecek yegâne adımdır.
Sağlık ve savunma ise ayrı bir yazının derinliğini gerektirecek kadar kapsamlıdır. Fakat açık olan şudur: Türkiye, bu iki alanda da “günü kurtaran” politikalarla değil, gelecek kurgusu net, sürdürülebilir ve bilim temelli stratejilerle yol almak zorundadır.
Sağlık ve savunma konusundaki önerilerimi bir başka yazıya bırakacağım. Ancak şunu söylemeliyim: Türkiye’nin kaderini değiştirecek olan yeni bir düşünce koduna ihtiyacımız var.
Hayat felsefemiz şu olsun:
“Measure twice, cut once.” – İki kez ölç, bir kez kes.
Daha güvenli, daha planlı, daha liyakatli bir Türkiye umuduyla…




