Gıda Fiyatları Düşmez: Tarımda Gerçeklik Sert, Maliyetler Yüksek

Analist Türker Açıkgöz, TÜİK Eylül 2025 verilerini değerlendirerek, tarımsal girdilerdeki yapışkan maliyetlerin üreticinin omzundaki yükü azaltmadığını ve gıda fiyatlarının kalıcı olarak düşmesinin tarladan başlaması gerektiğini vurguluyor.

Türker Açıkgöz, tarımda maliyetleri yazdı.

Ekonomik gündemimiz aylardır “enflasyon düşüyor mu, yoksa sadece yavaşlıyor mu?” sorusuna sıkışmış durumda. Oysa enflasyon tartışmasının sessiz fakat en kritik ayağı olan tarımsal girdi fiyatları, her ay bize bambaşka bir hikâye anlatıyor. TÜİK’in Eylül 2025 Tarım-GFE verileri bunu bir kez daha hatırlattı.

Kâğıt üzerinde iyimser yorumlara kapı aralayan bir tablo var gibi görünse de derinleştiğimizde bambaşka bir resim karşımıza çıkıyor:
Çiftçinin maliyeti düşmüyor, aksine Şubat 2025’ten bu yana hafif ama istikrarlı bir artış yeniden başladı.

Rakamlar ne diyor?

Tarımda kullanılan girdiler aylık %2,16, yıllık %34,6 arttı. Bazı yorumcular bu oranları genel ekonomik trende göre “makul” bulabilir. Ama tarımda rakamların kendisinden çok eğilimi okumak gerekir. Çünkü tarımsal üretimde en önemli risk öngörülemezliktir.

Ve bu noktada kritik bir detay var:
Şubat 2025’ten bu yana girdi fiyatları yeniden yukarı yönlü, hafif bir tırmanış eğiliminde.
Bu, “trend düşüyor” şeklindeki genel algının aslında oldukça yüzeysel olduğunun kanıtı.

Kısacası düşüş değil, yavaşlayan ama süren bir maliyet artışı var.

Yapışkan maliyetin etkisi: İndiriyoruz ama belli bir seviyenin altına inemiyoruz

Ekonomide “yapışkan maliyet” diye bir kavram vardır:
Bazı maliyetler, düşüş trendi başlasa bile belirli bir seviyenin altına kolay kolay inmez. Enerji, ithal girdiler, dövizle alınan ham maddeler, lojistik, yem ve gübre gibi kritik kalemlerde tam da bu tabloyu yaşıyoruz.

Mazot belli bir eşiğin altına inmiyor.
Gübre fiyatları düşse bile pandemi sonrası zirvelerin çok altında bir seviyeye gerilemiyor.
Yem fiyatları küresel piyasalardaki dalgalanmalara bağımlı olduğu için “normalleştiğinde bile pahalı” kalıyor.

Yani fiyatlar geriliyor gibi görünürken üreticinin omuzundaki yük gerçekte azalıyor sayılmaz.
Yapışkan maliyet, tarımda kalıcı bir maliyet eşiği yaratmış durumda ve çiftçi o eşiğin altında nefes alamıyor.

Günlük masraf büyüyor, yatırım değil

Ana gruplara baktığımızda üretimde kullanılan mal ve hizmetlerdeki yıllık artış %36 iken, tarımsal yatırım kalemleri %26 artmış.
Bu fark bize şunu söylüyor: Çiftçi artık yatırım yapacak durumda değil; bütün enerjisini günlük maliyeti karşılamaya harcıyor.

Tarlayı sürmek, gübrelemek, ilaçlamak, mazot koymak…
Maliyet artışı burada yoğunlaşıyor. Üretimi sürdürülebilir kılan temel kalemlerdeki fiyat baskısı ise gevşemiyor.

Hayvancılık alarm veriyor: Maliyet yapısı çökmüş durumda

Veteriner hizmetlerindeki %57’lik yıllık artış, hayvancılık sektöründe yaşanan sessiz çöküşün belki de en somut göstergesi. Bu maliyet seviyesinde et ve süt fiyatlarının düşmesini beklemek, ekonomik gerçeklikten kopmak olur.

Hayvancılıkta tablo sadece zorlayıcı değil, artık “çıkmaz sokak” hissi yaratmaya başladı.

Tohum fiyatlarındaki artış gelecek yılın haberini veriyor

Bitkisel üretimde tohum fiyatlarındaki %6,76’lık aylık artış, önümüzdeki üretim sezonunun daha başlamadan pahalı olacağını gösteriyor.
Tohum, çiftçinin geleceğe attığı ilk adımdır. O adım pahalıya geliyorsa risk büyür, kârlılık düşer, küçük üretici üretimden çekilir.

Yani bugünün verisi, yarının fiyatlarını da bugünden yazıyor.

Bazı kalemler düşüyor ama resmi değiştirmiyor

Makine bakım masraflarında çok sınırlı bir gerileme var. Ama bu, dev bir bütçede küçük bir kalemin eksilmesinden ibaret. Tarımsal maliyetin asıl yükünü oluşturan enerji, yem, gübre, ilaç ve tohumdaki artış devam ettiği sürece bu tür düşüşler genel tabloyu değiştirmiyor.

Market fiyatlarını suçlama kolay, fakat yanlış

Siyasi ve toplumsal tartışmanın odağında sıklıkla market fiyatları oluyor. “Etiketler düşmüyor” şikâyeti haklı olabilir. Ancak gıda fiyatlarını kalıcı olarak düşürmek için zincirin son halkasını sıkıştırmak çözüm değil.
Sorun, zincirin ilk halkasında: Tarlada.

Tarımsal girdilerin büyük kısmı hâlâ dövize, enerji fiyatlarına ve ithalata bağlı.
Bu bağımlılık sürdükçe, yapısal maliyet baskısı da devam edecek.

Sonuç: Önümüzdeki döneme dair gerçekçi tablo

TÜİK’in Eylül 2025 verisi bize açık bir mesaj veriyor:

Ve son söz

Gıda fiyatlarını düşürmek istiyorsak işe kasadan değil, tarladan başlamak zorundayız.
Tarımsal maliyetleri azaltacak yapısal adımlar atılmadan fiyatların düşmesini beklemek, suya yazı yazmak gibidir.

Şubat 2025’ten bu yana biriken trend ve yapışkan maliyet gerçeği, bize bunu her ay yeniden hatırlatıyor.

Exit mobile version