Kadına Yönelik Şiddet: Aileden Devlete Uzanan Çok Katmanlı Bir Kriz

Kadına yönelik şiddet; sadece fiziksel saldırı değil, sözlü şiddet, mobbing ve ekonomik baskı gibi çok boyutlu bir sorun. Ailede başlayan, sosyolojik, kültürel ve ekonomik düğümlerle örülü bu problem; yasal düzenlemeler, eğitim ve toplumsal denetimle ancak çözülebilir.

Dr. Şebnem Akman Balta

AHLAK ZİHİNDE ŞİDDET BEDENDE

Kadına yönelik şiddet, geçmişten günümüze tüm toplumlarda görülen; kökeni önce aileye dayanan sonra sosyolojik ağlarla kültüre bağlanan ve ekonomik sorunlarla şiddetlenen ve en son siyasi politikaları içine alarak hukuki şeklini alan bir olgudur. Anlayacağınız üzere çok aktörlü, multidisipliner bir problem ağı.Kadına yönelik şiddeti yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı bir konu gibi ele almamız da mümkün değildir; sözlü şiddet de, iş yerinde uygulanan mobingde,  toplumda mutlaka üzerinde durulması gereken ayrı bir başlıktır.

Kadına yönelik şiddet hem kadının hem de ailesinin yaşam standardını tehdit eden, toplumu da derinden etkileyen bir sorundur. Toplumda domino etkisi gibi zincirleme bir reaksiyon yaratır cesur kadın sayısını lider kadın sayısını sindire sindire azaltır. Böylece sinmiş bir annenin erkek çocuğu ve kız çocuğu birbirinden ayrışarak büyür. Toplumun yeni rol modeli de sindirilmiş kadınlar ve torunları olur. Bir kadının bir kadına yaptığı şiddet yine ayrı bir başlık konusu.

 Bu arada akademik dünyadan bir ayrıntı vereyim. Maalesef kadına şiddet konusunda yapılmış akademik çalışma sayısı da oldukça sınırlıdır. Sosyolojik ve psikolojik açıdan ciddi biçimde ele alınması gereken bu mesele mutlaka sahaya yönelik akademik çalışmalarla desteklenip kolluk kuvvetlerine adli makamlara savcılara ve hakimlere de katkı sağlayacak şekilde planlanmalı.

Denetim eksikliği sihirli kelimemiz her alanda her konuda aynı konu. Denetim hep kendinden bahsettirir.

Sorunların köküne ancak ve ancak denetim ile inebilirsiniz, ayrıca genelde sınıfta kaldığımız alanlardan birisi olana istatistik malum TÜİK de pek kavrayamadığımız bu istatistiklerimize göre denetim planlaması yapılsa tüm alanlarda sorunlarımızın yüzde 60 çözülecek.

Siyasi politikalara malzeme olamayacak kadar hassas bir konu olan kadın her partinin birbirine muhalefet yaparak çözeceği bir konu değil.Bazı konular vardır devlet aklı ister tıpkı Fransa’nın ‘raison d’État’ geleneği (devlet aklı), Almanya’nın ‘Ordnung muss sein’ anlayışı(Düzen Şarttır) ve İngiltere’nin yüzyıllardır sadık kaldığı ‘rule of law’ ilkesi(hukukun üstünlüğü) gibi.

Bu konuya girmemin nedeni, Devlet akıl yolu ile ilerlerken ahlak konusu bireylere düşüyor. Adım adım her eve girebilmeli devlet aklı güzel ahlak ile.

 Annelerin anne olmadan önce anneliğe, babaların baba olmadan önce babalığa hazır olması gerekir. Onları yetiştiren ailelerin ahlaki değerleri ilkokul eğitiminden başlayarak planlanmalı. Aile toplumun ahlak ve kültür transferidir. İyi günde kötü günde  birbirine her zaman destek olarak  psikolojik veya fiziksel şiddete uğratmadan çıkılması gereken yoldur. Tarihten gelen stereotipik görüşlerin geleneklerle kuşaktan kuşağa geçişi olduğu için bam teli ailedir.

Eğitim ve ahlaki kodlar rayına girdikten sonra kamuya düşen görevl sadece sistemi çalıştımak olacaktır. Yasa belli  6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, teorik olarak oldukça başarılıdır. Kanunda yer alan koruma tedbirleri son derece güçlüdür. Şiddet uygulayan kişi mağdurun evine, okuluna, iş yerine yaklaşma yasağı getirilebilmekte; hatta mağdurun kimlik bilgileri dahi gizlenebilmektedir. KADES uygulaması ise önemli bir uygulamadır; ancak her kadının bu uygulamayı indirip tehlike anında kolluk kuvvetlerinin anında yanında olmasını beklemesi pratikte zordur. Uzaklaştırma kararları maalesef çoğu zaman ölüm tehdidini bertaraf etmeye yetmemektedir.

Kanunda yer alan tazyik hapsi, yani karara uymayan faile 3 ile 10 gün arasında verilen hapis cezası, caydırıcı olsa da çoğu zaman yeterli olmamaktadır. Oysa bu aşamaya gelmeden, şiddet uygulayan ve hakkında şikâyet bulunan kişilerin bir kayıt altına alınması, psikolojik tedaviye yönlendirilmesi ve sosyolojik anlamda günlük yoklama ile takibi yapılmalıdır. Örneğin haftada üç gün zorunlu psikolojik tedavi uygulanmalı; bunu kabul etmeyenlere hapis cezası verilmelidir.

Ekonomik güç kimi zaman hem psikolojik şiddet olarak gün yüzüne çıkıyor bazen de yerini fiziksel şiddete bırakıyor. Ayrıca ekonomik güç yani para özellikle erkeklere kadınları manüple etme fırsatı veriyor. Bazen maalesef kadınlar da paranın cazibesine yeniliyor ve bile isteye erkeğe fiziksel şiddete kadar fırsat veriyor. Şiddetin parayla ekonomik güç ile tanışmamış kesimleri ekonomik zorlukları bahane ederek hırsızlık başta olmak üzere katil olmaya kadar türlü olaya karışıyor sebebi ise hayatta kalma refleksi.

Anonim olan çok yaygın bir söz vardır; “Bir problemi çözmek için bir saatim olsaydı, 55 dakikamı problemi tanımlamaya, 5 dakikamı çözüm bulmaya harcardım.”

Ne yazık ki Türkiye’de ahlaki çürüme problemini doğru tanımlamaya çalışmalıyız, sosyal medyadaki sahte yaşamlar arttıkça, her fikri olanın bilgisi olmayanın konuştuğu sanal gerçeklik aleminde kaybolan gençler nedeni ile kadın cinayetleri sayısı da gözle görülür biçimde artmıştır.2023 yılında 315 olan kadın cinayeti sayısı, 2024 yılında 395’e yükselmiş; 2025 yılı ise daha bitmeden bu rakam çoktan aşılmıştır. Duyduklarımız kadar duymadıklarımız, gün yüzüne çıkmayan vakalar da vardır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine baktığımızda, terör, radikal akımlar, etnik farklılıklar, geleneksel inanışlar ve ekonomik ambargoların en çok kadınları ve çocukları etkilediği görülmektedir. Dünya’daki güzel gelişmeleri takip edelim. İtalya 25 Kasım 2025 tarihinde oy birliği ile kadın cinayetlerini özel suç olarak kabul etti ömür boyu hapis cezasını yasalaştırdı.

Teşbihte hata olmasın yakın gözlüğü ile Dünyayı yeniden okumalıyız. Yeni yıl da yeniden başlayalım.

Exit mobile version