Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Kasım ayı enflasyonunu yüzde 0,87 olarak açıkladı.
Bakın özellikle altını çizerek söylüyorum:
“Kasım enflasyonu yüzde 0,87 oldu” demiyorum. “TÜİK yüzde 0,87 dedi” diyorum.
Çünkü Türkiye’de artık enflasyon bir ekonomik veri olmaktan çıktı.
Bir siyasi araç, bir muhasebe oyunu, bir maaş budama enstrümanı haline geldi.
Ve bu oyunun hedefinde yine aynı kesim var: Halk.
Bugün pazara çıkan herkes şunu çok net biliyor:
Poşet dolmuyor.
Et hayal oluyor.
Kira maaşı yutuyor.
Elektrik, su, doğalgaz faturası artık “lüks gider” muamelesi görüyor.
Ama TÜİK’e göre her şey sakin, kontrollü ve hatta neredeyse güllük gülistanlık.
Bu Sayı Kime Hizmet Ediyor?
Bu düşük enflasyon rakamları kime yarıyor?
Cevap basit:
Maaşları baskılamaya.
Hazine ve Maliye Sekreteri Mehmet Şimşek ve ekonomi yönetimi uzun süredir şu yöntemi sistematik şekilde uyguluyor:
- Yılın sonuna doğru enflasyonu olabildiğince düşük açıkla,
- “Bakın enflasyon düşüş trendine girdi” söylemini oluştur,
- Gelecek yılın enflasyon beklentisini aşağı çek,
- Maaş zamlarını da bu düşük beklentiye göre ver.
Adına “rasyonel ekonomi” diyorlar.
Ama bu rasyonellik, vatandaşın cebinde sadece eksilme olarak karşılık buluyor.
Çünkü hala karar alıcı arkadaşlarımız enflasyonu asgari ücretlinin, emeklinin, beyaz yakalının 3 kuruşluk maaşlarıyla yaptıkları harcamadan kaynaklandığını sanacak kadar hayal dünyasında yaşıyorlar…
Veya bence ve daha doğru olan: o hayal dünyasında yaşadıklarına insanları inandırmaya çalışıyorlar ve amaçları aslında başka.
Teoride Var, Türkiye’de Yalan
Evet, şunu kabul ediyorum:
Beklenen enflasyona göre maaş belirleme yöntemi teorik olarak vardır. Ama bu yöntem: enflasyonun düşük olduğu, oynaklığın sınırlı olduğu, merkez bankasının güvenilirliğinin tartışma konusu olmadığı
ülkelerde uygulanır.
Bu sistem yıllık enflasyonun 1%’in altında seyrettiği, istikrarlı ekonomi ve siyasi ortamı bulunan Avrupa ülkelerine uygulanabilir. FAKAT TÜRKİYE’YE UYMAZ
Türkiye bu tanımın neresinde?
Türkiye’de:
- Enflasyon yüksek,
- Oynaklık uçmuş,
- Beklentiler her ay yeniden bozuluyor,
- Merkez Bankası açıkladığı enflasyon tahminini iki haftada güncelliyor.
Sadece şu gerçek bile yöntemin çöküşünü anlatmaya yeter:
Bu ülkenin Merkez Bankası, açıkladığı enflasyon tahminini 15–20 gün sonra revize eden bir kurumdur.
Peki soruyorum:
Daha kendi tahminine güvenemeyen bir sistem, 12 ay sonrasının maaşını kime, hangi akılla bağlıyor?
Bu artık teknik hata değil.
Bu bilinçli bir fakirleştirme politikasıdır.
Asıl Sorun Sayıda Değil, Niyette
Sorun enflasyonun yüzde 0,87 açıklanması değil sadece.
Asıl sorun şudur:
Bu rakamın, daha baştan maaş artışını sınırlamak için kullanılmasıdır.
Yani:
- İşçi kaybedecek,
- Memur kaybedecek,
- Emekli kaybedecek,
- Asgari ücretli zaten yerin dibinde.
Ama bir kesim var ki hiçbir şey kaybetmeyecek.
Kim onlar?
KAYMAK TABAKA…
Bu ülkede artık açık açık bir servet transferi mekanizması çalışıyor:
Yoksuldan zengine, toplumun bir avuç kaymak kesimine
Ve her düşük açıklanan enflasyon verisi, bu transferin tapusuna atılan yeni bir imzadır.
Reel Maaş Artışı Ne Zaman Olur?
Bu ülkede reel maaş artışı ne zaman olur biliyor musunuz?
Sandık yaklaşınca…
Onun dışında:
- “Bütçe disiplini” denir,
- “Enflasyonla mücadele” denir,
- “Rasyonel program” denir,
ama faturası hep aynı kişilere kesilir.
Yani bu ülkede refah payı bir ekonomik hak değil, siyasi takvimle verilen bir avans haline gelmiştir.
Son Söz
TÜİK’in açıkladığı yüzde 0,87’lik enflasyon, bir istatistik değildir.
Bu rakam:
- Pazardaki filesi boş kalan yurttaşın sofrasından,
- Emeklinin ilacından,
- Öğrencinin harçlığından,
- İşçinin umudundan kesilmiştir.
Kâğıt üzerinde düşen enflasyon, gerçekte yaşam standartlarının çöküşüdür.
Ve bu düzen değişmedikçe, rakamlar ne kadar süslenirse süslensin, yoksulluk gerçeği sokakta bağırmaya devam edecektir.
Sevgiyle kalın.