İstinye Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Caner Özdurak, 2026 yılına girerken Türkiye ekonomisinin görünümünü değerlendirdi. Enflasyonla mücadelede mevcut para politikası araçlarının etkisinin zayıfladığını belirten Özdurak, kalıcı başarı için yapısal bir ekonomik dönüşüm gerektiğini vurguladı.
“Faizle mücadele tek başına yeterli değil”
Enflasyonla mücadelenin yalnızca faiz kararları üzerinden yürütülmesi halinde hedeflere ulaşmanın zor olduğunu ifade eden Özdurak, “2026 yılında da enflasyonla mücadele sadece para politikası araçlarıyla sürdürülürse, enflasyonun yüzde 20’nin altına inmesi pek mümkün görünmüyor. Kalıcı başarı için ekonominin kurgusu, sanayi politikaları ve makroekonomik stratejiler değişmeli” dedi.
Türkiye ekonomisinin giderek düşük katma değerli hizmet sektörüne yaslandığına dikkat çeken Özdurak, özellikle hizmet sektöründeki kontrolsüz fiyat artışlarının enflasyonda yapışkanlık yarattığını ve mücadeleyi zayıflattığını söyledi. Konut ve eğitim harcamalarında da acil reform ihtiyacı bulunduğunu belirten Özdurak, temkinli faiz indirimlerinin sürebileceğini, ancak 2026 Ocak ayında beklentilerin çok üzerinde bir enflasyon gelmesi halinde faiz indirimlerinin durdurulabileceğini ifade etti.
“Düşük nitelikli büyüme kur istikrarını tehdit ediyor”
Düşük nitelikli büyüme modelinin sürdürülebilir döviz girişi yaratamadığını vurgulayan Özdurak, yüksek enflasyon beklentisi ve faiz indirimlerinin reel faizi cazip olmaktan çıkardığını, bunun da kur üzerinde yukarı yönlü baskı yarattığını söyledi.
Üçüncü çeyrek büyüme verilerini değerlendiren Özdurak, büyümenin lokomotiflerinin inşaat ve finans gibi düşük verimli alanlar olmasının, kaynakların inovasyon yerine spekülatif kazançlara yöneldiğini gösterdiğini belirtti. Bu yapının toplumda düşük refah algısını pekiştirdiğini ifade eden Özdurak, “Bu büyüme modeli güçlü ve sürdürülebilir döviz girişi yaratma kapasitesini düşürüyor ve kur istikrarını tehdit ediyor” dedi.
“Fed politikaları sermaye akışını belirliyor”
ABD Merkez Bankası (Fed) üyelerinin faiz beklentilerinin küresel sermaye hareketleri üzerinde belirleyici olduğunu söyleyen Özdurak, 2025 boyunca ABD faizlerinin yüksek kalmasının, sermayenin güvenli limanlara yönelmesini sürdüreceğini belirtti. Bu durumun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki sermaye çıkışı baskısını koruduğunu ifade eden Özdurak, yabancı yatırımcı ilgisinin büyük ölçüde Türkiye’nin kendi makroekonomik stratejisine bağlı olacağını dile getirdi.
“2026’dan beklenti nitelikli bir mücadele”
2026 yılına ilişkin temel beklentinin nitelikli bir ekonomik mücadelenin başlatılması olduğunu belirten Özdurak, TÜİK’in Ocak 2026’dan itibaren AB standartlarına uyum kapsamında yapacağı metodolojik değişikliklerin teknik olarak uyum sağlasa da, hissedilen enflasyon ile resmi enflasyon arasındaki farkı artırabileceği uyarısında bulundu.
Özdurak, “Türkiye ekonomisinin temel sorunu, sadece para politikasıyla çözülemeyecek kadar derin olan düşük katma değerli büyüme modeli ve enflasyondaki yapısal yapışkanlıktır. 2026’dan beklenti, bu tabloya karşı nitelikli bir mücadelenin başlatılmasıdır” ifadelerini kullandı.