Bir atama, bir mesaj, bir “emsal” meselesi…
Geçtiğimiz aylarda kamuoyuna yansıyan haberlerde, TERA Yatırım’ın “Cumhurbaşkanı Başdanışmanı” sıfatı taşıyan bir ismi bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak atadığını gördük. Şimdi aynı ismin görevden ayrıldığı görülüyor.
İyi de… Mesele yalnızca bir kişinin gelip gitmesi mi?
Değil.
Asıl mesele şu soruda düğümleniyor: Bu atamayla ne hedeflendi?
“Bağımsız” üye mi, “kalkan” mı?
“Bağımsız yönetim kurulu üyesi” kavramı, adının üstünde, şirketin yönetimine bağımsız denetim ve sağduyu katmak içindir. Piyasanın güvenini büyütmek içindir. Kurumların ve yatırımcının gözünde “kurumsallık” inşa etmek içindir.
Ama siz bu koltuğa, en tepeyle ilişkili bir sıfatı taşıyan bir ismi oturttuğunuzda, istemeden de olsa başka bir algı üretirsiniz:
“Acaba bir kalkan mı oluşturuluyor?”
Düşünsenize… SPK’da çalışan bir uzmansınız. Önünüzde bir dosya var. İnceleme yapıyorsunuz. Bir noktada yaptırım gerektiren bir durum tespit ettiniz. Tam imzayı atacaksınız; bir bakıyorsunuz yönetim kurulunda “başdanışman” sıfatı.
Ne hissedersiniz?
İster istemez “çekince” devreye girmez mi?
Bu sadece SPK için de geçerli değil. Diğer düzenleyici kurumlarda, kamu otoritelerinde görev yapan uzmanlar, memurlar için de benzer bir psikoloji oluşur. Üstelik bu insanlar, yıllarını vererek o kurumlara giriyor: Üniversite, KPSS, sınavlar, mülakatlar… Sonra görev başına geçiyor ve kanunu uygulamakla yükümlü oluyor.
Ve siz, o insanın karşısına böyle bir “gölge” düşürüyorsunuz.
“Olmaz” demeyin; emsal diye bir şey var
Türkiye’de hafızamız kısaldı. Herkes “şimdi”yi konuşuyor.
“Bugün beni kurtarsın da…” yaklaşımı, her alana sızmış durumda.
Oysa kimsenin sormadığı soru şu:
“Bugün yaptığım şey, yarın bana ve sisteme nasıl döner?”
Çünkü yapılan her hamle bir emsal yaratır.
Siz bir kapı aralarsanız, yarın başkası gelir ve der ki:
“Eee benim başım kel mi?”
İşte bu yüzden, “anı kurtaran” ama “yarını yakan” hamleler, kısa vadede cazip görünse de uzun vadede piyasayı da devleti de yorar.
Piyasa güveni, koltuklarla değil ilkeyle kurulur
Birkaç ay önce SPK bülteninde, TERA Yatırım tarafında bazı yöneticilere ilişkin yaptırım/ceza iddiaları da gündeme gelmişti. (Detay tartışılır; nihai olan, piyasa güveninin böyle başlıklardan bile zarar görmesidir.)
Tam da bu nedenle, tartışmalı bir atamanın “kurumsal güven” üretmesi beklenemez. Tam tersine, “kurumsallık” dediğiniz şey, kişilere yaslanarak değil; kurallara ve ilkelere yaslanarak büyür.
Doğru olan: Sistemi korumak
Bu ayrılık kararını bu açıdan doğru buluyorum. Hatta daha net söyleyeyim: Bana göre asıl hata, en baştaki atamaydı.
Çünkü baki olan kişiler değil; sistemdir, yapıdır, kuraldır.
Kişiler gelir geçer; iki günlük çıkarlar da öyle. Ama bir kez sistemi zedelerseniz, onu onarmak yıllar alır.
Memlekete zarar vermeyin.
Sistemi yıkmayın, yapıya dokunmayın.
Sevgiyle kalın.