Emekli olmak; yaş gerektirir, kıdem gerektirir, en çok da para gerektiren bir süreçtir. Parası olan, geçim derdi olmayan için aslında nefis bir dönemdir ama kimse tadını çıkartamaz; eski ve geçmişiniz baston gibi yanınızda sizi takip ediyorsa emeklilik en berbat dönemdir. Hele bir de geçim derdiniz varsa emekli olamaz, hep çalışan kalırsınız.
Emeklilik, her çalışanın bir gün tadacağı; her çalışanın mutlaka göreceği bir dönem, inanın bana. Ben hem emekli hem de çalışan olarak ikisini de çok iyi bilirim. O yüzden bana inanın. Emeklilik öncesi yaşa takılanlar, emekli olduktan sonra unvana takılabiliyor.
BODRUM’DA BİR EMEKLİ BANKACI HİKÂYESİ
Bodrum’da komşumuz emekli bankacı. Sıradan bir bankacı değil aslında; eskiden banka yönetim kurulunda bulunmuş, renkli gözlü, renkli mayolu ve lüks arabası olan, ekonomik durumu oldukça iyi biri. Yazlıkta komşumuz olması tamamen tesadüf; benim seçimim değil. Belki onun seçimidir, onu bilemem.
Hala kasaba “Hakan Bey” diye hitap ediyor, bey kelimesini çıkartamaz bunlar hayatlarından. Hakan çoktan sınırları kaldırmış; “Ne haber abi?” diyor, “Etlerin hazır” diye paketleri veriyor. Alışverişi kısa sürüyor; bizim ki çok alıp, çok ödeyip çabuk kaçıyor kasaptan. Az konuşuyor, az selam veriyor.
Hakan bana dönüp “Sen tanıyor musun bunu?” diyor bankacı gittikten sonra. “Yok” diyorum, “tanımıyorum.” Hakan beni iyi tanır; az para öderim, az alırım ama benimle arası iyidir. “Boş ver, zaten tanıma” diyor.
ÜN GİDER, KUYRUK KALIR
Hakan müşterisinin ismini söylüyor; cep telefonumdan bakıyorum kimmiş diye. “Vay be, bu o demek” diyorum. Hakan basıyor küfürü, “yaramaz adam” diyor. Daha önce Hakan’a benim kim olduğumu biliyor musun? demiş, geçenlerde de şoförünü azarlarken görmüş; “o gün notunu verdim” diye ekliyor ama ardından “müşteri işte” diyor. İsmini versem “Vay be” dersiniz ama müşteri sırrı, veremem.
Genelde şoförü gelir ama bu sefer kendi gelmiş. “Burası Bodrum, bunlardan ne çok var biliyor musun?” diye ekliyor. “Burası Bodrum, emekli cenneti. Fil mezarlığı burası” diye devam ediyor.
MARMARİS’TE SIRA BEKLEYEN BÖLGE MÜDÜRÜ
Ben az ödeyip az alıp çok kalıyorum Hakan’da. Hakan konuşuyor; müşterileri arasında kimler var tek tek sayıyor ama ne o ne de ben hiçbirini tanımıyoruz. O müşterileri diye öğrenmiş ne iş olduklarını!
Marmaris’teyim. Şubede bir adam var, tanıyorum. Ona “Merhaba” diyorum. “Siz de sıradasınız, ne ilginç hayat” diyorum. “Sizle aynı sırada işlem yaptırmak için bekliyoruz.” İkimiz de döviz alacağız, ikimiz de yurt dışına çıkacağız. Benim numaram ondan önce yanıyor. “Buyurun” diyorum, “sıramı size vereyim.” sertliğiyle ün yapmış Bölge Müdürü mahcup bir şekilde kabul ediyor.
“BEN ESKİ BÖLGE MÜDÜRÜYÜM” DEMEK YETMİYOR
Gişedeki sarı saçlı, zarif personel “Sizin sıranız değil, lütfen sıranızı bekleyin” diyor. Bölge Müdürü’nü gişe yetkilileri tanımaz. Bölge Müdürü artık bölgesini kaybetmiş; mahcup, ne yapacağını bilmiyor. “Ben eski bölge müdürüyüm” demesiyle arkadan bir ses yükseliyor: “Ben de emekli albayım, sıra bekliyorum.”
Gişe personeli de mahcup ama burası Marmaris; herkes bir şey. Diğer bayanın “Geçin sıranıza” demesiyle artık eski bölge müdürünün de yapacak bir şeyi kalmıyor.
EMEKLİ ALBAY SENDROMU
Hayat böyle işte; eskiye takılı kalınmayacak kadar hızlı akıyor ama beyin geçmişiyle yaşıyor.
Halk arasında “Emekli Albay Sendromu” diye geçer bu durum. “Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?” diye başlayan cümleleri çok duyarsınız. Televizyonu açtığınızda, ünlü bir futbolcu karşınıza çıkabilir; sene 2020 maçı anlatıyor. Oysa maç bitmiştir ama beyin hâlâ maçı oynar.
ATTAN DÜŞME SENDROMU
Unvana ve şöhrete alıştığınızda sıradan olmak çok zorlaşır. Bu yönetimde “attan düşme sendromu”. Çalışırken bile olabilir. Bir bölge müdürünün şube müdürü olması ya da bölüm başkanının bölge müdürü yapılması gibi… Maaşlar çok değişmez ama unvan gittiğinde oyunun tadı, uykular kaçar.
Yükselenin yanında olmak için rol yapan çalışma hayatında, ayağınız tökezlemeye görsün; bakın bakalım kaç kişi kalıyor çevrenizde. Bu yazıyı makam sahipleri iyi okusunlar.
ROL KAYBI VE KİMLİK SARSINTISI
Emeklilikle birlikte oluşan değersizlik hissiyle mücadele etmelisiniz. Hayat iş ve unvan değildir.
Attan düşmeyin sakın!
Psikolojide bu durum “rol kaybı” olarak tanımlanır. Uzun süre devam eden statü, yetki ve kimliğin kaybedilmesine insan kolay alışamaz. Makam sahipleri dikkat etsinler lütfen; üzmesinler beni, yazması zor oluyor.
“Ben artık kimim?” sorusuyla karşılaşabilirler. Mesleki kimliğin merkezde olması sizi bir anda kimliksiz yapabilir.
EMEKLİLİK: YENİ BİR PENCERE
Emeklilik sonrası ortaya çıkabilen öfke, huzursuzluk, aşırı kontrolcü davranışlar ve alınganlık gibi uyum sorunlarına dikkat edilmelidir.
“Emekli Albay” diye bir şey yok ki… Alayınız yok artık, kabul edin.
Yaşamın en güzel dönemlerinden biri olan emeklilikte ekonomik refah içerisinde, kimliğinizin yeniden inşa edildiği güzel günlerdir aslında, yeni bir penceredir.
16 MİLYON EMEKLİ, BÜYÜK POTANSİYEL
Güzel ülkemizde büyük bir potansiyele sahip 16 milyonun üzerinde emekli var. Umarım hepsi yıllarca çalışmanın karşılığını alarak hayatlarının bundan sonrasını kaygısız yaşarlar. Belediyeler ilçelerinde bulunan emeklilerle yeniden üretim ve değerler yaratabilirler, büyük bir potansiyel yok oluyor.
TOPRAKTA UNVAN YOK
Siz ne iş yaparsanız yapın, hangi unvanda olursanız olun, her canlı bir gün emekli olacaktır… Sertlikle ayakta kalmaya çalışanlar zaman içerisinde şubelerinde kuyrukta bekleyeceklerini unutmasınlar lütfen.
Şimdi bahçeyi sulamam lazım, ağaçlar ilgi bekliyor. Az da olsalar toprakla uğraşmak iyi geliyor insana. Toprakta unvan yok! Ne ekersen onu biçiyorsun. Sertlikle ayakta kalmaya çalışanlar zaman içerisinde şubelerinde kuyrukta bekleyeceklerini unutmasınlar lütfen.
Hepiniz bir gün emekli olacaksınız, güzel anılarınızla anılın. Her çalışan bir gün emekliliği tadacaktır.
Ertuğrul Sadıkoğlu
[email protected]






