John Kenneth Galbraith’i 80’li yılların ikinci yarısında İzmir’deki Amerikan Kütüphanesinde keşfetmiştim. Galbraith, dünyada en çok tanınan ekonomistlerden biriydi. Türkçeye çevrilmiş kitaplarını aldım, keyif ve ilgi ile okudum. Tabii TCMB’de çalışıyor olmam dolayısı ile “Para” adlı kitabını daha büyük bir ilgi ile okudum. Kitabın 10. Bölümünde Federal Rezerv Sistemine ilişkin bir değerlendirme vardı. Bölüm Başlığı “Toz Kondurulmayan Sistem” olarak belirlenmişti. Başlıktan da anlaşılabileceği gibi Galbraithin düşüncesi, Fed’e yönelik pozitif algı ve teveccühün abartılı olduğu ve sistemin pek çok kusurları olduğu yönündeydi.
Kitabı okumamın üzerinden neredeyse 40 yıla yakın bir zaman geçmiş olsa da 10. Bölümün içinde geçen alaycı bir üslupla yazılmış eleştirel bir paragraf hala aklımda. Galbraith; sisteme yönelik olarak yaptığı bir dizi eleştiriden sonra şöyle devam ediyor: “… Bunu söylerken sistemin başardıklarını küçümsemek istemiyorum. Bazılarının aldığı alkış ve övgü az bile gelir. Federal Rezerv’in ilk yıllarında Amerika kentlerinin saygın iş kesimlerinde çok kaliteli arsalar alınmış, ciddi ve etkileyici klasik binalar dikilmiştir. İngiltere’de olsun, Fransa’da olsun bu tür mali ağırlık ancak başkentte bulunur. ABD’de ise bir düzine büyük kent bu onura ulaşmıştır. Bu simgeler, gerçi çok önemli değildir, ama yine de önemlerini azımsamamak gerekir. Bu binaların mimarisindeki o asık suratlı ciddiyete de kızmamak gerekir. Para çoğu insanın gözünde çok ciddi bir şeydir. Bu insanlar mali mimarinin bu niteliğini yansıtmasını isterler, karanlık ve ciddi olmasını, öyle hafifliklere kaçmamasını beklerler…”
Kitabın ilk yayımlandığı 1975 yılından sonraki dönemde Fed belirli bir bina inşaatı projesi ile ilgili bir sorunla karşılaşmadı. Bununla birlikte kurum, kamu kaynaklarını kullanma biçimi üzerinden eleştirilere konu oldu. Özellikle 1980’li ve 1990’lı yıllarda Fed’in güvenlik, temsil ve idari harcamaları hukuken sorunlu olmasa da elitist kurum algısını beslediği gerekçesiyle tartışılmıştır. Bu eleştirilerde, somut bir yolsuzluk iddiası ortaya konulmasa da hoşnutsuzluk ifadeleri yer almıştır. Bugün Powell etrafında yoğunlaşan tartışmalar on yıllardır devam eden bir gerilimin su yüzüne çıkması olarak da düşünülebilir.
Avrupa Merkez Bankasının 2015 yılında hizmete giren Frankfurt’taki yeni binası beş yıl süren inşaat sürecinde yüksek maliyetler nedeniyle eleştirilere maruz kaldı. Yeni binanın başlangıçta 850 milyon Euro’ya mal olması bekleniyordu. Sonradan bu maliyet 1,2 milyar Euro’ya ulaştı. Bu fark, planlama, ihale süreçleri, malzeme fiyatları ve entegrasyon zorlukları gibi nedenlerle açıklandı ama bütçe kontrolü, şeffaflık ve kamu algısı açısından tartışma konusu oldu.
TCMB’nin İstanbul’a taşınması sürecinde yerleştiği İstanbul Finans Merkezi’ndeki bina ile ilgili olarak basında ve Sayıştay raporlarında birkaç konu gündeme geldi. Bununla birlikte, TCMB’nin taşınma ve yeni binanın inşa sürecini sorunsuz geçirdiği söylenebilir. Taşınma sürecine yönelik eleştirilerin ağırlık noktasını inşaattan ziyade taşınmanın doğru bir karar olmadığı, stratejik bir kurumun İstanbul’a taşınmasının doğurabileceği riskler oluşturdu. Bunun dışında önemli bir sorun yaşanmadı. Çünkü, TCMB’nin ana görevlerini ifa eden birimlerindeki “emanet ve kıymetlerin korunması” kültürü destek birimlerinde de oldukça güçlü bir zemine sahiptir.
Bugün Federal Rezerv’de yaşanan olay ise merkez bankacılığı tarihinin en ağır gayrimenkul yönetimi krizi. Başkan Powell sanık sandalyesine oturtulmaya çalışılıyor. Powell’ın geçen haziran ayında Senato’da Fed’in Washington DC’deki genel merkez binasının 2,5 milyar dolarlık yenileme projesi ile ilgili verdiği bazı beyanların yanıltıcı veya yanlış olabileceğine yönelik iddialar soruşturuluyor. Bu soruşturma henüz bir mahkûmiyet veya resmî iddianameye dönüşmüş değil; süreç büyük ölçüde soruşturma ve inceleme safhasında.
Tabii burada amacın üzüm yemek değil Fed Başkanını dövmek olduğu hemen hemen herkesin malumu. Soruşturma süreci kamuoyunun geniş bir kesimi tarafından bir “bina” tartışmasından ziyade Fed’in bağımsızlığına yönelik bir müdahale olarak algılanıyor. Muhtemelen soruşturmanın bir iddianameye dönüşmesi söz konusu olmayacak, soruşturma Powell’ın görev süresi sonuna kadar (Mayıs 2026) kapanmış olacak.
Merkez bankaları için çıkarılması gereken dersler
Powell bu süreci kazasız belasız atlatacaktır ama bu olaydan merkez bankaları için çıkarılması gereken dersler de var. Galbraith’in alaycı yaklaşımından da anlaşılacağı gibi gayrimenkul yönetimi konusu merkez bankaları için sessiz ama itibar riski olan bir alan. Bu alan ihale süreçlerine, maliyetlere, mimari tercihlere ve ihtiyaç duyulacak güvenlik alt yapısına hâkim olmayı gerektirir. Özellikle makroekonomi ve para politikasında uzmanlaşmış başkan ve başkan yardımcılarının bir merkez bankası binasının inşaatının gidişatına, amacına uygunluğuna hâkim olması çok zordur.
Son 15-20 yılda başkan ve başkan yardımcılarının para politikasına daha fazla odaklanabilmeleri için bazı merkez bankalarında destek hizmetleri için ayrı bir üst düzey yöneticinin görevlendirildiği görülmekte. Örneğin; Bank of England’da (BOE) Chief Operating Officer (COO) uygulaması başlamıştır. COO, gayrimenkul ve tesisler yönetimi, insan kaynakları, bilgi teknolojileri ve dijital alt yapı, satın almalar ve sözleşmeler, operasyonel risk ve iş sürekliliği gibi süreçlerden sorumludur. Bu uygulamayla itibar ve yolsuzluk riski yaratabilecek alanlar para politikası liderliğinin dışına taşımıştır.
Fed’de böyle bir COO uygulaması olsaydı yenilenen bina ile ilgili tartışmaların Powell üzerine yıkılması çok daha zor olacaktı. Fed’in BOE’ye göre daha parçalı bir yapısının olması COO uygulamasının hayata geçirilmesini zorlaştırmıştır. Eğer Fed’de böyle bir yapı olsaydı yenileme projesi COO’nun yetki alanında olacak ve soruşturmada ilk başvurulacak kişi COO olacaktı.
Sonuç olarak, Galbraith’in 1970’lerde yazdığı, benim 1990’larda okuduğum Fed’e yönelik alaycı eleştirisi bir şekilde güncelliğini koruyor; Fed’in muhteşem binaları, para politikasının simgesi olmaktan öte, potansiyel itibar tuzakları haline gelebiliyor. Powell’ın yaşadığı sorun, merkez bankalarının ana görevleri dışındaki alanlarda kritik risklerle karşı karşıya kalabileceklerini ortaya koyuyor. Bu riskleri minimize etmenin en sağlam yolu destek hizmetlerini ayrı bir üst düzey yöneticiye devretmek olabilir.
Bank of England’ın COO modeli gibi uygulamalar, merkez bankaları için iyi bir örnek oluşturabilir. Merkez bankaları, Galbraith’in işaret ettiği “toz kondurulmayan sistem” imajını korumak istiyorsa, gayrimenkul yönetimi gibi para politikası dışında kalan süreçlerini daha profesyonel ve bağımsız hale getirmelidir. Bu yaklaşım hem maliyet kontrolünü kolaylaştırır hem de bankaya olan güveni güçlendirir.






