Türkiye Ekonomisi: Günü Kurtarırken Geleceği Kaybediyoruz

Türkiye ekonomisinin asıl sorunu, gelecek inşasının zorluklarını göze alacak siyasal ve toplumsal iradenin hâlâ oluşmamasıdır.

Dr. Ayhan Bülent Toptaş

Dr. Ayhan Bülent Toptaş

Türkiye’de ekonomi tartışmaları yoğun bir şekilde devam ediyor. TBMM’de, gazetelerde, televizyonlarda, sosyal medyada, kahvehanelerde, sokaklarda, berberde, akla gelebilecek pek çok yerde emekli maaşı, asgari ücret, enflasyon, kur, faiz, borsa vs. alabildiğine tartışılıyor. Bu ilk bakışta sağlıklı bir süreç gibi gözüküyor ama bu tartışmaların hepsi kısa vadeyi öngörmeye, yorumlamaya yönelik. Başlıkların hiçbiri orta ve uzun vadeli bir ekonomik vizyonun parçası olarak ele alınmıyor. Bunun temel nedeni, iktidarın, muhalefetin ve kamuoyunun kısa vadeli hedeflere yönelmesi ve kısa vadeli kısır siyasi çekişmelere odaklanması.

İktidar tarafında ekonomi yönetimi, büyük ölçüde seçim takvimine bağlı olarak çalışıyor. Türkiye’nin enflasyonla mücadelesinde etkisiz veya yavaş kalmasının en önemli nedenlerinden biri seçim takvimi. 2023 Haziran’ında yeni ekonomi yönetimi göreve geldi. Politika faizi yavaş yavaş artırıldı. Muhtemelen dikkat 2024 yerel seçimlerindeydi. Enflasyonla sert bir mücadelenin ve ciddi yapısal reformların ekonomiyi hızlıca daraltabileceği bunun da oy kaybına yol açacağı düşünüldü. Geçen zaman içinde enflasyon iyice yapışkan hale geldi, fiyatlama davranışları ve beklentiler bozuldu. Artık, Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri çok daha yakına geldiği için 2026 sonrasında 2027 ve 2028 yıllarında enflasyonun tek hane olması şimdiden hayal gibi gözüküyor.

Diğer yandan, yapısal dönüşüm ihtiyacının zaman ufku ile siyasetin ve seçimlerin zaman ufku arasındaki uyumsuzluk, yapısal dönüşüme yönelik hamlelerin sürekli ertelenmesi ve bu yöndeki taleplerin göz ardı edilmesine yol açıyor. Ekonomi yönetimi, geleceği inşa eden bir araç olmaktan çok, gündelik sorunları çözmeye ve ertelemeye çalışan bir mekanizmaya dönüşüyor. Geçici çözümler geçici rahatlamalar sağlayabiliyor ama sorunların çözümü gecikiyor ve bir sonraki kırılganlığın da temelini atıyor.

Muhalefet sorunları anlıyor ama onun da refleksleri kısa dönemli

Muhalefet ise dar ve sabit gelirlilerin, yoksulların sorunlarını anlıyor ve bunları dile getiriyor. Bununla birlikte çözüm üretme noktasında benzer bir kısa vadeli refleks sergiliyor. Özellikle Türkiye ekonomisinin işleyişinin doğru bir zemine oturtulması ihtiyacı ve bunun gerektirebileceği zaman, ödenebilecek bedel ve yapılması gereken fedakarlıklar konuşulmuyor. İktidarın ekonomi ile ilgili “Şunu yapacağız, bunu artıracağız, şunu vereceğiz” şeklinde halkı ekonomik gelişmenin paydaşı gibi görmeyen, her şeyi devletin yapacağı izlenimi veren popülist söylemi tekrar ediliyor. Halbuki halkın “Eğitimle daha verimli hale geleceği, çalışacağı, verimli olacağı, böylece daha çok kazanacağı” şeklinde yönlendirilmesi çok önemli.

Tıpkı “Türk, övün, çalış, güven!” gibi mesajlar ekonominin uzun vadeli ihtiyaçları açısından çok gerekli. Öbür türlü, ekonomi, iktidar ile muhalefet arasındaki bir vizyon rekabeti olmaktan çıkarak “Kim daha çok ve ne verecek?” yarışına dönüyor ve halkın ekonomik refahın artmasındaki rolü göz ardı ediliyor. Halk nezdinde güven veren bir ekonomik gelecek alternatifi olabilmek için ekonomide her şeyin bir maliyeti olduğunun da samimiyetle ifade edilmesi gerekir.

Hane halkı ve firmalar günü gününe yaşıyor

Kamuoyu cephesinde ise tablo daha anlaşılır ama daha kaygı verici. Yüksek enflasyon hane halkında gelir kaybı yaratırken, yüksek faiz firmaları yarattığı mali baskıyla bunaltıyor. Böylece her iki kesim de yarını düşünemiyor ve günü kurtarmaya çalışıyor. Uzun vadeli programlara güven zayıflarken, bayram ikramiyesi, asgari ücret ve emekli maaş artışları, memur zamları, düşük faizler, vergi ve prim ertelemeleri yapısal reformlardan daha cazip hale geliyor. Toplumun psikolojisi ve sabrı uzun vadeli ekonomi tartışmasını taşıyamayacak kadar yıpranmış durumda.

Türkiye ekonomisi sürekli konuşuluyor ama ciddi biçimde tartışılmıyor. Orta ve uzun vadeli perspektif, siyaset üstü bir mutabakat alanı olmaktan çıkmış durumda. Ekonomik kararlar, geleceği inşa etme iddiasını kaybedip, günü kurtarma refleksiyle şekilleniyor.

Bu durum Türkiye’nin geleceği için büyük bir risk oluşturuyor. Ekonomi yönetimi kısa vadeli çözümlere yaslanınca yapısal sorunlar daha karmaşık, zor ve içinden çıkılmaz hale geliyor. Reform ertelendikçe bedeli artıyor; bedel arttıkça reform yapmak daha da zor ve maliyetli hale geliyor. Bu kısır döngü kırılmadığı sürece, Türkiye ekonomisi potansiyelini kullanamayacak ve kısır bir döngünün içinde kalacak.

Türkiye’nin zaman ufku geniş, seçim kazanma ve kaybetme endişelerinin ötesinde maliyeti dürüstçe konuşulan ve siyasetin günlük gürültüsüne teslim olmayan bir ekonomi yönetimine ihtiyacı var.  Bu yapılamazsa kim iktidarda olursa olsun hem kendi acı çekecek hem de vatandaşına acı çektirecektir. Kısa vadeyi yönetmek kolay, geleceği inşa etmek zordur; Türkiye ekonomisinin asıl sorunu, gelecek inşasının zorluklarını göze alacak siyasal ve toplumsal iradenin hâlâ oluşmamasıdır.

Exit mobile version