Bir Bankacıdan İtiraf: Aidiyetin Rengi Kırmızı

Usta bankacı Ertuğrul Sadıkoğlu, bankalara yönelik eleştirilerinin arkasında bir hesaplaşma değil, aidiyet duygusu olduğunu yazıyor.

Ertuğrul Sadıkoğlu

KIRMIZI
Can Yücel’in bir şiiri vardır; “Hayatta ben en çok babamı sevdim” diye başlar.

Babası Hasan Âli Yücel’e yazdığı, babasını sevenlerin mutlaka okuması gereken bir şiirdir. Ben daha çok annemi sevdiğim için bana çok hitap etmez ama et tırnaktan ayrılmaz; babaların yeri ayrıdır.
“Baba olunca anlarsın,” derdi babam. Baba oldum, anladım.
Konuya aslında “Ben en çok hangi bankayı seviyorum?” diye başlamam lazımdı; sonuçta konumuz bankalar.

Daha önce Türkiye İş Bankası hakkında bir yazı yazmıştım. Kendi kendime,“Kendi bankama haksızlık mı ediyorum?diye düşünmeden edemedim.
Çok büyük bir çevrem var o bankada; emek veriyorlar, çok özverili çalışıyorlar. Dostum diyebileceğim, hayatımda yeri olan ne çok tanıdığım var; hem bankanın çalışanı hem de çalışamayanı…
Sermayesi yerli ve özel olan nadir büyük bankalardan biridir İş Bankası ve benim bankam. “Benim bankam” derken abarttığımı sanmıyorum. Yerli ve özel sermayeli oluşu, sermayedarlarının ülkenin en seçkin ve başarılı ailelerinden olması da bankama olan güveni katbekat artırıyor.
Bazen banka sevgim patronla arama girer. “Bırak artık şu bankayı,” der. Ben bırakmam.
Orada gözümü açtım, orada ben oldum. O yüzden ayrı severim bankamı.
Bir yandan bankaların tutumlarını eleştirirken “Nereden çıktı bu yazı?” diye soran çok oluyor. Oysa bankalar, bizlerin en değerli sermaye kuruluşları; reel sektörle birlikte geleceğimiz demek aslında. Açıkça söyleyeyim: Bankalar olmasa ne evim ne de arabam olurdu. Emek karşılığı aldıklarımda bankamın payı büyük.
Bizlerin bankalara yönelik eleştirileri, daha iyi ve doğruyu bulmak içindir. Yoksa hiçbir kurumun zarar görmesini ister miyiz?
Güvenlik görevlilerinin hayat ve çalışma şartlarının iyileştirilmesini istemek sektörün kanayan yarası değil mi? Neden dile getirmeyelim? Ya da şubelerden çıkamayan, keyfî biçimde fazla mesaiye bırakılan çalışanları neden yazmayalım? Günlük hedef verip akşam “tutmadı” diye toplantı yaparak hayatı zehir edenleri neden konuşmayalım?
Bankalar hayatımızda hep olacak. Ama ben en çok kendi bankamı sevdim.
Arkadaşım yazıyı okumuş günah çıkartıyorsun diyor ama herkesle arkadaş olunmuyor ne alaka demedim bile ben en çok kırmızıyı sevdim.
Çalışma şart ve koşullarının daha iyi olması içindi yazdıklarım ve yazacaklarım. Yakında yine kredi ihtiyacım olacak; yine kırmızıya giderim. Hatta gitmeme bile gerek yok artık; kredim de şubem de cebimde.
Şimdi eski kalp atışlı reklamlarını seyrediyorum; ne çok beğenmiştim. Her kalp atışında benim kalbim de onlarla atmaya başlamıştı.
Zaman geçiyor, bankada tanıdıklarım azalıyor ama sevgim değişmiyor.
Şimdi Chris de Burgh’den “Lady in Red dinleyeceğim.
Patron arıyor, “Yine sendeki kırmızı sevgisi çıkmış,” diyor. O biliyor kırmızıyı sevdiğimi.
Ertuğrul Sadıkoğlu
ertugrulsadikoglupm@gmail.com

Exit mobile version