Savaş
Savaşın içerisindeyiz! “Nasılsın?” diyorum şoför arkadaşlarıma. “Aynı…” diyorlar, “ekmek kavgası.” Sabah saat 06.30… Kavga onlar için erken başlıyor. Yeni çevrem şoförler; bilenler bilir.
Bankacı arkadaşımı arıyorum. “İftarı şubede yaptık,” diyor. Pes yahu! O kadar yazı yazdık, hiç mi etkisi olmadı, diye soruyorum. “Ekmek kavgası… 9’a kadar kaldığımız da oluyor,” diyor.
Kavga her yerde!
Bizim kuşaklarda “Savaş”, “Galip” gibi isimler çok konurdu çocuklara. Daha sonra “Barış” ismi daha çok konmaya başladı. Değişiyoruz ama sonuç değişmiyor; biri çıkıyor, kişisel kaygılarla yaşadığınız hayatı bir anda altüst ediyor. Gelenle hayatı kabul edip yaşamak meziyet hâline geliyor.
Kendi çocukları için başkasının çocuklarını kolayca harcayanlar çoğalıyor. Yaşları küçük genç kızlarla boy gösterenler hayatımızı altüst edebiliyor. Öğretmenini, akranını ya da komşusunu öldüren çocuklar yetiştiriyoruz.
Komşuda savaş başladı. Daha önceki diğer komşularımız da girmişlerdi savaşa. Bu topraklarda huzur ve barış zor geliyor. İran, Irak, Suriye, Türkiye diyen o kadar çok yorum okuyorum ki savaşa hazırlanmamız, barış için savaşmamız gerektiğini düşünmeye başladım. Ben hazırım; sahiden iyi silah kullanırım, bilenler bilir. Zamanında eğitimini aldık. Ama her eğitimini aldığımızı hayata geçirmeyiz umarım. Komşumuz savaşıyor; biz altının ne kadar yükseldiğini ya da gümüş almadığımıza üzülüyoruz.
Hayat böyle… Urla’da bir gemi atığı sahilde duruyor, kimsenin umurunda değil. Sonuçta Urla’da yaşamıyoruz; bizim sorunumuz değil ki!
Komşuda savaş çıkmış; “Altın ne olacak?” Savaş var, hisse senetlerindeyim; savaşı fırsata çevirdim! İran’da çıkan savaşa sevinenler var, özgürlüklerine kavuşacaklarını düşünüyorlar. Güzel ülkemizde şeriat çığlıkları atarak sözde daha iyi bir yaşamın özlemini kuranlar var. İnsanlık olarak çok sorunumuz var, çok!
Savaş her yerde, sinsice bizi içine çekiyor. Güzel bir gün başlangıcı; spor yapıp sevdiklerinizle birlikte kahvenizi keyifle içmenizin bir anlamı olmuyor: savaş var! Bölge müdürü savaşına devam ediyor, günlük aramalarını yapıyor.
“Ölümün olduğu yerde hiçbir şey ciddi olamaz,” demiş Kafka. Komşumuz savaşıyor. Bu topraklarda yaşayanlar hep savaşa yakındır; hayatımız hep bir savaşın içinde geçer. Bazen içinde kalırız, bazen de TV’den izleriz.
Kısık sesiyle yazılarıma yorum yapan eski çalışma arkadaşımın eşi de devam ediyor; kendince bir savaş veriyor. Bilinmez ki savaşın kazananı olmaz! Ben genelde tartışmam ya da savaşmam. İyi silah kullansam da iyi kavga etsem de benim en büyük silahım arkamı dönmektir; bir daha bulamazsınız beni, kavga etmek için bile!
Canım Cumhuriyetimizi de savaşarak kazanmışlardır atalarımız. Bakmayın siz “TC”yi kaldırmaya çalışanlara ya da kaldırdığını sananlara.
Yakın dövüş dersine geç kalıyorum; savaşa hazırlanmamız lazım! Yeni doğanlara “Barış” ismini koysak da dünya değişmiyor.
Doğum iznine sıcak bakmayan şube müdürleri, sizi hiç anlamayacak bölge müdürleri olacak hep.
İnsan ve kültür düzeltecek dünyamızı. Kültürümüzde iyilik var; bu toprakların yürekli insanlarını çok seviyorum. Savaştan uzak günleriniz çok olsun. Kahvenizi birlikte içmekten zevk aldıklarınız hep yanınızda olsun. Hayatımız zor ve savaş dolu!
Başta benim yazılarım olmak üzere hiçbir şeyi ciddiye almayın. Su akıyor, yolunu buluyor.
Patron arıyor: “Yazı nerede?” diyor.
Savaş var, savaş!
Ertuğrul Sadıkoğlu
ertugrulsadikoglupm@gmail.com
“Savaş Her Yerde: Ekmek Kavgasından Gerçek Cepheye”
Ertuğrul Sadıkoğlu, kaleme aldığı yazıda hayatın her alanına yayılan görünmez savaşları anlatıyor. Şoföründen bankacısına, komşu ülkelerdeki çatışmalardan günlük iş baskısına kadar uzanan tabloyu “hayatımız savaşın içinde geçiyor” sözleriyle özetliyor.
Ertuğrul Sadıkoğlu