Geçen hafta Recep Tayyip Erdoğan ile gerçekleştirdiği ziyaretle Türkiye gündemine gelen Larry Fink, CEO’su olduğu BlackRock’ın yıllık yatırımcı mektubunda küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Fink, son dönemde yatırımcılar, şirket yöneticileri ve politika yapıcılarla yaptığı görüşmelerde ortak bir belirsizlik duygusunun öne çıktığını belirterek, küresel ekonominin savaşlar, ticaret düzenindeki değişim ve yeni teknolojiler gibi aynı anda yaşanan büyük dönüşümlerden geçtiğini ifade etti.
Mektupta öne çıkan başlıklardan biri, sermaye ile emek arasındaki getiri farkı oldu. Fink’in paylaştığı verilere göre, 1989’dan bu yana ABD borsasına yatırılan 1 doların değeri, ortalama ücretlere bağlı 1 dolara kıyasla 15 kattan fazla arttı. Bu veri, finansal varlık sahiplerinin servet artışında belirgin şekilde öne çıktığını ortaya koyuyor.
Fink, bu eğilimin yapay zekâ teknolojileriyle birlikte daha da güçlenebileceği uyarısında bulundu. Yeni teknolojilerin, bu alanda konumlanan şirketler ve yatırımcılar lehine servet yoğunlaşmasını artırabileceğini belirtti.
Piyasalardaki kısa vadeli hareketlere de değinen Fink, günlük fiyat dalgalanmalarının çoğu zaman kalıcı değişim sinyali olarak yorumlandığını ancak bunun yanıltıcı olabileceğini ifade etti. Son 20 yılda S&P 500 endeksine yapılan yatırımların sekiz kattan fazla değer kazandığını hatırlatan Fink, en iyi performans gösteren sınırlı sayıdaki günlerin kaçırılması halinde getirinin önemli ölçüde düştüğünü belirtti.
Fink’e göre mevcut ekonomik kaygıların temelinde, kapitalist sistemin genel olarak işleyişini sürdürmesine rağmen elde edilen kazançların geniş kesimlere yeterince yayılmaması yer alıyor. Bu çerçevede, kısa vadeli yatırım yaklaşımlarının çözüm üretmediğini vurgulayan Fink, uzun vadeli yatırımların hem bireysel servet oluşturma hem de ülkelerin ekonomik kapasitesini geliştirme açısından kritik olduğunu ifade etti.
İŞTE O MEKTUP:
Ülkenizle birlikte büyümek: Uzun vadeli bir iyimserin düşünceleri
Larry Fink
Her yıl bu mektubu, müşterilerimizle, çalışanlarımızla, dünya liderleriyle, CEO’larla ve emeklilikleri için yatırım yapan insanlarla yaptığım bir yıl boyunca süren konuşmaların bir özeti olarak yazıyorum.
Son zamanlarda kiminle konuşursanız konuşun aynı şeyi söylüyor: Bu dönemde nasıl hareket edeceğimizden emin değiliz.
Bu anlaşılır bir durum. Çünkü bir zamanlar bir on yılı tanımlayacak gelişmeler artık rutin hale gelmiş durumda: küresel etkileri olan savaşlar, trilyon dolarlık şirketler, uluslararası ticaretin köklü şekilde yeniden düzenlenmesi ve en az bilgisayardan bu yana görülen en önemli teknolojinin ortaya çıkışı.
Ne yazık ki bunlar çoğu zaman kısa vadeli bir bakış açısıyla değerlendiriliyor. Günlük piyasa hareketleri kalıcı değişim sinyalleri gibi ele alınıyor, karmaşık ekonomik veya teknolojik dönüşümler manşetlere sıkıştırılıyor.
Bilginin anında yayıldığı ve tepkilerin aynı hızla verildiği bir dünyada yaşıyoruz. Zaman zaman bu durum, sürekli uyarana maruz kalmanın kısa vadeli dürtüleri ödüllendirdiği, adeta dopamin odaklı bir yapıya dönüşüyor. Ancak hız, perspektifi bozabilir ve uzun vadeli düşünmeyi geri plana itebilir.
Adil olmak gerekirse, finansal piyasalardaki bu kısa vadeli hareketliliğin bir işlevi vardır. Yeni bilgilerin fiyatlara yansıması, risklerin ölçülmesi ve sermayenin dağıtılması bu şekilde gerçekleşir.
Ancak zaman içinde, doğru zamanlamayı yakalamaktan çok, yatırımda kalmak daha belirleyici olmuştur. Son yirmi yılda S&P 500’e yatırılan her bir dolar sekiz kattan fazla büyüdü. En iyi on günü kaçırmış olsaydınız, elde edeceğiniz getiri bunun yarısından bile az olurdu.¹ Üstelik piyasanın en güçlü günlerinin bazıları, en sarsıcı haber akışlarının ortasında yaşandı.
Tehlike şu ki, gürültüye o kadar odaklanıyoruz ki gerçekten önemli olanı unutuyoruz.
Bugünkü manşetlerin arkasındaki dinamikler uzun süredir birikiyor. Küresel kapitalizmin eski modeli parçalanıyor. Ülkeler; enerji, savunma ve teknoloji alanlarında kendi kendine yeterli olmak için devasa harcamalar yapıyor.
Öte yandan servetin büyük kısmı, gelirini çalışarak kazananlardan ziyade varlık sahibi olanlara aktı. 1989’dan bu yana ABD borsasına yatırılan bir dolar, ortalama ücretlere bağlı bir dolardan 15 kat daha fazla değer kazandı.²
Şimdi ise yapay zekâ, bu eğilimi çok daha büyük ölçekte tekrar etme riski taşıyor—serveti, bundan en çok fayda sağlayacak şirketler ve yatırımcılar arasında yoğunlaştırarak.
Bugünkü ekonomik kaygının önemli bir kısmı buradan kaynaklanıyor: kapitalizm işliyor, ancak yeterince geniş bir kesim için işlemiyor.
Ve kısa vadeli yatırım yaklaşımı bunun çözümü değil.
Tam tersine, uzun vadeli yatırım; ülkelerin yerli sanayilerini inşa etmelerine, insanların kalıcı servet oluşturmalarına ve ülkelerinin büyümesinden kendilerinin de fayda sağlayabildiğini görmelerine imkân tanır.