Yıllardır bıkmadan, usanmadan mobbing yazıyorum. Yakın çevremde “ Sen de taktın bu mobbing olayına” diyenler oldu. Uzak çevremde de düşünenler çok olmuştur eminim. İş hayatımda, yaşadığım ülkede ve dünya genelinde bir şeylerin “ters” gittiğini farkettiğim ve adını koymaya çalıştığım zamanlarda karşıma çıkan bir kavramdı “ mobbing” . Bu insanlar neden böylesine fütursuzca davranıyorlar, neden karşılarındaki insanlara zorbalık yaparken, kendilerine bununla başarılı kariyer yolları çizmeyi istiyorlar , anlamak ve anlatmak istedim. Psikopatlık, narsisizm, gaslighting ile bağlantılı yönlerini de yazıya döktüğüm çok oldu . Bir mobbingçi kolay yetişmiyordu tabii. Onların da bir geçmişi , bir çocukluğu , bir travması vardı elbet. Bunlar aslında psikiyatristlerin konusu olması gerekirken, iş hayatınızı, siyasetin akışını ve uluslararası ilişkileri de etkiliyor ve belirliyorsa birdenbire sizin de sorununuz oluveriyor ne yazık ki.
Yıllardır bu köşeden “ olmayacak hedeflerle sahayı, iş arkadaşlarını satışa zorlayıp , başarısız olunca onları suçlayıp , işten attıran, kendilerini ise çok başarılıymış gibi yukarıya pazarlayıp işini sürdüren, kariyerinde yükselen ..” Banka yöneticilerini anlattık, suçladık . Şimdi dünyanın gözü önünde , ruh sağlığı son derece şüpheli , egoist, narsist, psikopat özellikler gösteren bir Başkan (!) , cana, mala, itibara kasteden bir saldırganlıkla adeta tüm dünyayı zorbalıyor .
Bundan 5 yıl kadar önce Remzi Özdemir ile yaptığımız bir söyleşide bana “Mobbingin kaynağını” sorduğunda, Bankaları kastediyordu elbette ama ben olaylara geniş açıdan bakma refleksim ile hızımı alamayıp , O dönemde de Amerika’da başkan olan Adamı baş mobbingçi ilan etmiştim. Bir TV programında “ You ara fired! “ ( Kovuldunuz!” ) cümlesi ile meşhur olan adamı, seçimle ülkenin başına getiren Amerikalılar yaptıklarını beğeniyorlar mıdır acaba diye sormuştum .
Her ülkenin lideri elbette öncelikle kendi ülkesinin varlığını, refahını, çıkarlarını ve güvenliğini gözetmekle sorumludur. Bunun için gerekli politikaları halktan aldığı onay ile yürütür. Ama yetki sınırlarını aşmak , başka ülkelere hukuk dışı baskılar yapmak , saldırılar düzenlemek , bundan sağlanacak çıkarları, kârlılığı öne sürerek herkesin bunu onaylamasını , onaylamıyorsa da sessiz kalmasını beklemek …Tek kelime ile “ zorbalık “ . Büyük ölçekte dünyayı yöneten bu zorbaların, minyatür kopyaları her yerde, kurumsal dediğimiz iş yerlerinde , siyasi partilerde, okullarda, hastanelerde ve bazen de ailenizin içinde. Sınır , kural tanımıyor, sadece başarı ve kazanç kovalıyorlar . Bu arada çevreye, insana verdikleri zararları ise umursamıyorlar . Onları besleyen en büyük güç ise “ sessizlik” . Korkuttukları seyircilerin sessiz onayı ile yol alıyorlar. Onları korkutan tek şey ise “ Kral çıplak” diyecek cesurların diğerlerinin de gözünü açma olasılığı .
Dünyanın gözü önünde zorbalığın kitabını yazan, bu kadar çarpıcı bir örnek varken , kendisi her konuşmasında, her hareketinde kendini bu kadar utanmazca ifşa ederken O’nu hala meşru bir lider olarak görebilmek çok zor. Zaman bize zorbaların sonunun ne olduğunu gösterecek elbet. Ama insanlara, ekonomilere , toplumlara ve medeniyetlere verdikleri zararlar ne yazık ki kolay kolay silinmeyecek. Zorbaları koltuğundan indirmeden bu dünyada kimselere rahat yok. Herkes en yakınındakinden başlamak üzere zorbaları tanıyıp “ Kral çıplak “ demedikçe , sessiz kaldıkça ise onları yok etmek yerine çoğalttığımız bir gerçek.






