• Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar
27 Eylül 2026 Pazar
ParaMedya
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
ParaMedya
Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
Ana Sayfa Ana Sayfa Güncel

Türkün Kaçtığı Yere Yabancı mı Gelecek?

Remzi Özdemir yazdı:

- Remzi ÖZDEMİR
Nisan 26, 2026
- Güncel, Remzi Özdemir
0
Remzi Özdemir

Remzi Özdemir

Facebook ile paylaş
Twitter ile paylaş
WhatsAppEmail

Ekonomi yönetimi yine bir teşvik paketiyle çıktı karşımıza. Kağıt üzerinde her şey pırıl pırıl: İhracatçıya vergi indirimi, yabancı yatırımcıya cazip avantajlar… İlk bakışta “ne güzel” dedirtiyor ama mesele tam da burada düğümleniyor. Bu teşvikler gerçekten yangını söndürmek için mi, yoksa dumanı saklamak için mi?

Bugün Türkiye’de ihracatçının uykusunu kaçıran şey vergi dilimleri değil; maliyet ile kur arasındaki o amansız dengesizlik. Gelin, bir hesap yapalım. Yıl başında bir ihracatçımız yurtdışına 1 eurodan mal satmak için el sıkışıyor. O günkü maliyeti 0,50 euro. Arada %50 brüt marj var gibi görünüyor; işçilik, enerji, finansman derken cebine %20 kâr kalacağını umuyor.

Sponsorlu Bağlantılar

Ancak hayatın ve ekonominin gerçekleri o masadaki hesapla uyuşmuyor. Sözleşmeler uzun vadeli, fiyatı kafanıza göre artıramazsınız. Bir yanda Türkiye’de enflasyonla şahlanan üretim maliyetleri, özellikle de bel büken işçilik ve SGK yükleri var; diğer yanda ise enflasyonun çok gerisinde kalan bir döviz kuru.

İşte o an matematik devreye giriyor ve yüzler asılıyor. 0,50 euro olan maliyet, zamanla 0,80’e, hatta 1 euroya dayanıyor. Satış fiyatı hala 1 euro! Kâr eriyip bitmiş, yerini zarara bırakmış. İhracatçı “ben oynamıyorum” da diyemiyor, çünkü küresel pazarda bir kez güven kaybetmek, o siparişten zarar etmekten çok daha ağır bir bedel.

Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım: Zarar eden bir şirkete “gel sana vergi indirimi yapayım” demek ne kadar mantıklı? Vergi ödemesi için önce kâr etmesi lazım. Olmayan kârın vergisi de olmaz, indirimi de. Dolayısıyla bu destekler ne yazık ki hastalığı değil, sadece semptomları hedef alan bir pansumandan öteye gidemiyor.

İşin daha da düşündürücü bir boyutu var: Yabancı yatırımcıya sunulan kırmızı halılar. Sermaye çekmek elbette her ülkenin hayali. Fakat ortada devasa bir çelişki duruyor. Bizim yerli sanayicimiz üretimden el çekiyor, kapasite düşürüyor, hatta fabrikasını alıp başka ülkelere gidiyor. Biz ise aynı anda yabancıya “gel bak burası çok avantajlı” diyoruz.

İlgiliHaberler

Konut piyasası öldüğünü ne zaman anlayacak? Mezarlık çoktan boşaldı

Borsada patronların hiç mi suçu yok?

Bankaların yeni hedefi: Müşterinin parasını faizsiz tut, bankacıyı primle terbiye et

Yabancı yatırımcı rasyoneldir, duygularıyla değil rakamlarla hareket eder. İlk soracağı soru da şudur: “Senin kendi evladın, kendi sanayicin bu ortamdan kaçıyorsa, ben niye geleyim?” Sermayenin milliyeti yoktur ama hafızası ve gözlem yeteneği çok kuvvetlidir. İçerideki oyuncu kapıya kilit vururken, dışarıdan gelenin içeri girmesini beklemek fazla iyimser bir yaklaşım.

Meselenin özü aslında çok basit: İhracatçının derdi vergi oranı değil; önünü görebilmek, maliyetini yönetebilmek ve gerçekçi bir kur politikasıyla rekabet edebilmek. İç maliyetler enflasyonla uçarken kur yerinde sayıyorsa, ihracatçı o cendereye sıkışır. Bu bir tercih değil, kaçınılmaz bir matematiksel sonuçtur.

Netice itibarıyla tablo net: Zarar eden adama vergi avantajı vaat ediyoruz, kendi insanımızın kaçtığı yere yabancıyı davet ediyoruz. Ama o can alıcı soru hala masada duruyor: Türk yatırımcının kaçtığı yere yabancı neden gelsin?

Ekonomide güveni, fiyat istikrarını ve öngörülebilirliği tesis etmeden açıklanan her paket, yaraya bant yapıştırmaktan ibarettir. Çünkü sermaye önce şuna bakar: Bu ülkede kazanç mümkün mü ve en önemlisi sürdürülebilir mi? Bu soruya “evet” dedirtemediğiniz sürece, teşviklerin cazibesi kağıt üzerinde kalmaya mahkumdur.

Etiketler: remzi özdemir
Paylaş
Tweet
GönderGönder
Sponsorlu Bağlantılar
Önceki Haber

Ağaoğlu Avrasya GYO’da Erken Çöküş: 2026’nın Tek Kaybettiren Halka Arzı!

Sonraki Haber

Körfez Krizi Yetmedi, Bir Darbe de Ortak Satışından Geldi

Remzi ÖZDEMİR

Sonraki Haber

Körfez Krizi Yetmedi, Bir Darbe de Ortak Satışından Geldi

Sponsorlu Bağlantılar
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım yapılması uygun sonuçlar doğurmayabilir.

İnternet sitemizi geliştirmek, etkili ve güvenli hale getirmek, sizin için daha kullanışlı olmasını sağlamak amacıyla çerezler (cookie) kullanıyoruz. Daha  ayrıntılı bilgilere “Çerez Politikası” sayfamızdan ulaşabilirsiniz.



  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası
  • Editoryal Politikalar

© 2026 paramedya.com - Finans ve Ekonomi Haberleri

Sonuç yok
Tüm sonuçları Göster
  • Ana Sayfa
  • Ekonomi
    • Altın
    • Eko Dünya
    • Sigorta
    • Şirket Haberleri
  • Finans
    • Bankacılık
    • Borsa
    • Döviz
    • Kripto
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • Gizlilik politikası
  • Çerez Politikası

© 2026 paramedya.com - Finans ve Ekonomi Haberleri