MSCI’nin son hamlesi, Türkiye piyasaları açısından sıradan bir endeks güncellemesi değil. Daha çok “bahar temizliği” gibi. Sessiz ama sert. Çünkü bu kez mesele sadece hisselerin performansı değil; “halka açıklık” kavramının nasıl yorumlandığı.
MSCI, son değerlendirmesinde aralarında Destek Finans, Kiler Holding ve Tera Yatırım’ın da bulunduğu 9 Türk şirketini endekslerinden çıkardı. İlk bakışta teknik bir karar gibi görünebilir. Ancak açıklamanın satır araları çok daha önemli bir tabloyu işaret ediyor.
MSCI açıkça şunu söylüyor:
Bazı hisselerde dolaşımda olduğu varsayılan paylar artık gerçekten “serbest dolaşımda” kabul edilmiyor.
Yani kağıt üzerinde halka açık görünen hisselerin önemli kısmının, gerçekte belli ortaklar, ilişkili yatırımcılar veya fonların kontrolünde olduğu düşünülüyor. Bu nedenle MSCI, bu payları “free float” yani gerçek halka açıklık hesabına dahil etmiyor.
Bu son derece kritik bir mesaj.
Çünkü MSCI gibi küresel endeks sağlayıcıları için mesele sadece şirketin borsada işlem görmesi değil. Asıl önemli olan, yabancı yatırımcının gerçekten erişebileceği, alıp satabileceği ve likidite yaratabilecek bir piyasa derinliğinin bulunması.
Eğer hisselerin büyük bölümü fiilen kilitliyse, dolaşım görüntüsü gerçeği yansıtmıyorsa, o hisse artık uluslararası yatırımcı açısından yatırım yapılabilir olmaktan çıkıyor.
Türkiye piyasaları uzun süredir “halka açıklık oranı yüksek ama fiili dolaşımı düşük” hisseler tartışmasını yaşıyor. Özellikle son iki yılda bazı hisselerde yaşanan sert yükselişler, dar yatırımcı tabanı, düşük fiili dolaşım ve ilişkili yatırımcı yoğunlaşması yabancı kurumların radarına girmişti.
MSCI’nin bu kararı aslında geç kalmış bir uyarı bile sayılabilir.
Çünkü yabancı yatırımcı Türkiye’den sadece ekonomi politikaları nedeniyle uzaklaşmıyor. Piyasa kalitesine ilişkin soru işaretleri de giderek büyüyor. Endeks sağlayıcılarının temel hassasiyeti şudur:
“Bir hisse gerçekten piyasada mı, yoksa sadece piyasada görünüyor mu?”
MSCI şimdi tam da bunu sorguluyor.
Kararın en dikkat çekici bölümü ise “Kiler ve bazı diğer Türk hisseleri” ifadesi. Bu cümle aslında MSCI’nin spesifik birkaç şirketten daha geniş bir yapısal soruna işaret ettiğini gösteriyor.
Yani mesele tekil değil.
Bu durumun kısa vadede iki önemli sonucu olabilir:
Birincisi, MSCI endekslerini takip eden yabancı fonların bu hisselerde zorunlu satış yapması. Endeksten çıkan hisseler otomatik olarak pasif fonlardan para kaybeder.
İkincisi ve daha önemlisi ise algı etkisi. Çünkü MSCI teknik bir kurumdur; kolay kolay yorum yapmaz. Ancak “halka açık kabul etmiyoruz” mesajı, uluslararası yatırımcı açısından ciddi bir güven uyarısıdır.
Borsa İstanbul son dönemde yerli yatırımcıyla büyüdü ama yabancı yatırımcı açısından aynı güveni üretemedi. Şimdi görünen o ki sorun sadece faiz, kur ya da ekonomi yönetimi değil. Piyasanın yapısal şeffaflığı da sorgulanıyor.
MSCI’nin bahar temizliği belki 9 hisseyle başladı. Ancak asıl soru şu:
Bu temizlik burada mı bitecek, yoksa daha geniş bir denetimin başlangıcı mı olacak?