Dünyada Patagonia ve Bosch gibi örneklerle yaygınlaşan “vakıf şirketi” modeli Türkiye’de de dikkat çekici bir örnek kazandı. Türkiye’nin köklü halkla ilişkiler şirketlerinden A&B Danışmanlık, tüm hisselerini Armaş Vakfı’na devrettiğini açıkladı.
Yeni yapı ile birlikte şirketin temel amacı yalnızca kâr üretmek değil; etik ilkelerin korunması, çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal dönüşümün desteklenmesi olacak. Şirketin yeni yapılanmasını anlatan A&B Danışmanlık ve Armaş Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sibel Asna Özesmi, bu dönüşümün “mülkiyet devrinden çok daha fazlası” olduğunu söyledi.
“Etik kodları korumak zorundaydık”
A&B’nin kurucusu Prof. Alâeddin Asna’nın yıllar önce “devletle ve siyasi partilerle iş yapılmaz, lobicilik yapılmaz” ilkesiyle yola çıktığını anlatan Özesmi, zaman içinde sigara, GDO, fosil yakıt, nükleer ve silah sanayiyle çalışmama kararlarının da şirketin etik kodlarına eklendiğini belirtti.
Özesmi, özellikle sigara şirketleriyle çalışmayı bırakma kararının şirket açısından ağır bir ekonomik bedel yarattığını ancak uzun vadede etik yaklaşımın şirketi ayakta tuttuğunu söyledi. “45 kişiden 7 kişiye düştük ama sonra yeniden büyüdük” ifadelerini kullandı.
Şirketin “misyonu kilitlendi”
Hisselerin vakfa devredilmesiyle birlikte şirketin gelecekte etik çizgisinden sapmasının önüne geçilmek istendiğini belirten Özesmi, “Şirketin sahibi artık vakıf. Vakıf yönetim kurulu değerlerin koruyucusu olacak” dedi.
Yeni modelde şirket kârının ilk aşamada yüzde 5’i vakfa aktarılacak. Kalan bölüm ise çalışanlar arasında liyakat esasına göre paylaşılacak. Böylece çalışanların da dolaylı biçimde şirket ortağı gibi hareket etmesi hedefleniyor.
“Artık sadece iletişim şirketi değiliz”
A&B’nin artık kendisini yalnızca bir iletişim ajansı olarak tanımlamadığını vurgulayan Özesmi, şirketin yeni kimliğini “sosyal değişim danışmanlığı” olarak tarif etti. Şirketlerin yalnızca iletişim değil, dönüşüm süreçlerini de yönetmek istediklerini belirten Özesmi, “Önce değişim haritasını çizeceğiz, sonra iletişimini yapacağız” dedi.
Vakfın şirkete “güvenilirlik ve teminat” sağlayacağını söyleyen Özesmi, yeşil yıkama ya da “mış gibi sürdürülebilirlik” projelerine izin vermeyeceklerini ifade etti.
“Gençler anlamı olmayan şirkette çalışmak istemiyor”
Özesmi’ne göre iş dünyasında yeni kuşak çalışanların beklentileri de köklü biçimde değişiyor. Gençlerin yalnızca maaş için değil, anlamlı bir amaç için çalışmak istediğini belirten Özesmi, şirketlerin yakın gelecekte “nitelikli çalışan ve müşteri bulmakta zorlanacağını” savundu.
Türkiye’de yasal altyapı eksik
Vakfa bağlı şirket modelinin Türkiye’de yaygınlaşmasının önündeki en büyük engelin mevzuat olduğunu söyleyen Özesmi, mevcut ticaret yasalarının bu yapıya uygun olmadığını belirtti. Osmanlı’dan gelen güçlü vakıf kültürüne dikkat çeken Özesmi, “Niye ticaret yasamız içinde vakıf modeli olmasın?” diye sordu.
Özesmi ayrıca bu modelin herhangi bir vergi avantajı sağlamadığını, şirketlerin normal ticari yükümlülüklerini yerine getirmeye devam ettiğini de vurguladı.