Bizi Kim Sattı?

Bankacılık sektöründe patlayan “çalışan ücretleri ve haklarında uzlaşma” skandalı, yıllardır satış baskısıyla çalışanları ezen yönetici profilini yeniden tartışmaya açtı. Ertuğrul Sadıkoğlu, koltuğunu korumak için önce çalışanı, sonra vicdanı satan yöneticilerin anatomisini sert bir dille yazdı.

Ertuğrul Sadıkoğlu

Satış İşi;
Sektör yöneticileri, sektör çalışanlarına bunu nasıl yapar? Aslında banka patronları haricinde herkes maaşlı çalışandır. Ama bu çoğu zaman fark edilmez. Kendini patron sanan çok çalışan vardır.
Tanıdıkça uzak durmaya çalıştığınız çalışanlar… Patron olsalar anlarsınız ama bunlar maaşlıdır. Patron adına hareket ettiklerinden çok daha tehlikeli olurlar. Sonuçta vekâletle iş yapmanın sorumluluğu ve yükü onların omuzlarındadır. Aslında patronlar bunların nasıl çalıştıklarını görseler çok tutmazlar ama onların gündemi çok yoğundur görmezler.
Kendini patron sanan çalışan olmak için kraldan çok kralcı olmak gerekir. Dalkavukluk ise ayrı bir konudur. Kendi koltukları için yapamayacakları çok az şey vardır; omurgaları da buna göre şekillenmiştir. Satış işini iyi bilirler. Belki de satışı onlardan öğrenmeliyiz.
Kafaları güvercin kafası gibi çok farklı açılara dönebilir. Görmek istemediklerinde bir anda 180 derece dönüp başka tarafa bakabilirler. Aynı şekilde, kendilerince üst düzey olanları bir kartal edasıyla süzer, yanlarına hızla hareket ederler. Çok hızlıdırlar. Salon adamı ya da kadını olsalar da doğal yeteneklerini hiç kaybetmezler. Bakış açıları son derece gelişmiştir.
Timsah gözyaşları, bu tip yöneticilerin en iyi bildiği davranış biçimidir. Gündüz sizin işinize son verip akşam şarap eşliğinde diğer sektör temsilcileriyle sohbet edebilirler. Nadiren de olsa iş akdi feshedilen bir kadının ellerinin titrediğini, bu maaşa ne kadar ihtiyacı olduğunu, iki çocuğuyla birlikte on beş yılın ardından sektörden dışlanmanın zorluğunu konuşurlar. Ama bunlar üst düzey yöneticilerin masasında çok nadir konu edilir. Üst düzey yönetici olmak, biraz da timsah gözyaşlarını nasıl yöneteceğini bilmekten geçer.
Çok okumazlar ama çok konuşabilirler. Bir kitap cümlesiyle saatlerinizi alabilirler. Konuşmalarını dinlediğinizde adeta bir sahne gösterisi izlersiniz. Sonunda aklınızda hiçbir şey kalmayabilir ama kabul edelim, etkilerler.
“Bu noktada…”
“Dikkat etmeliyiz…”
“Daha fazla satış…”
Bu ifadeler neredeyse her toplantının değişmez başlıklarıdır.
Oysa “daha fazla satış” demek için toplantıya gerek yoktur. Merhaba dediğinizde bile cevap olarak “Daha fazla satış” alabilirsiniz.
Empati kurmaya çalışmayın; sonuç alamazsınız. Kendinizi ifade etmeye çalışmayın; çoğu zaman dinlenmezsiniz. Bu canlılar kimseyi dinlemezler. Ancak yönetim kuruluna aday olursanız fikirlerinize saygı duyar, sizi dinler, hatta size katılırlar. Aksi takdirde ne söylediğinizin bir önemi yoktur. Konuşmayın.
Şimdi tüm sektör çalışanları şaşkınlık içinde. Bankalara cezalar geliyor, bankalar ise uzlaşma yoluna gidiyor. Rekabet üzerine kurulu sektörümüzde, çalışanların hakları üzerinde pazarlık yapıldığı ortaya çıkıyor. Regülasyon da bunu yakalamış.
Peki sektör çalışanlarını satan yöneticiler kimler?
Madem bir suç var, bu suçu kimler işlemiş diye merak ediyor insan. Bizi kim sattı?
Aslında şaşırmamak gerek. En iyi yaptıkları iş satış olanlar, önce kendilerini, sonra da sizi satabilirler.
Satış işi teknik bilgi gerektirir. Satışı kapatmak önemlidir. Peki küçük cezalarla bu satışı yapanlar dosyayı gerçekten kapatabilecekler mi?
Satış baskısı yapanlar, şimdi de çalışanların haklarını satmış görünüyorlar. Şaşırdık mı?

Ertuğrul Sadıkoğlu
ertugrulsadikoglupm@gmail.com

Exit mobile version