Türkiye, yılın tam ortasına yalnızca ekonomik belirsizliklerle değil; küresel jeopolitik gerilimlerin, iç siyasette derinleşen hukuki tartışmaların ve giderek sertleşen kültürel kutuplaşmanın gölgesinde girdi.Kutuplaşmayı fıkralarda arayıp buluyoruz artık. Rahmi Koç’un bir davette anlattığı Kürt bir kadın demesi üzerinden başlayan tartışmalar da bunun örneklerinden biri oldu. Oysa bu toplum yıllarca Temel ile Fadime fıkralarını günlük hayatın, iş dünyasının ve sohbet kültürünün doğal bir parçası olarak kullandı.Kürt kadın ayrıştırdı da Laz kadın yıllarca birleştirdi ama bu ülkeyi.Laz kürtte güldü Türk’te Çerkezde Zaza’da.
Mizah ile hakaret, eleştiri ile linç, sanat ile siyaset arasındaki sınırlar giderek belirsizleşiyor. Biz mizahın sınırlarını yeniden tartışıyoruz.
Gelelim Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan Butlan günlüğüne …Günlük doz alımımız devam ediyor.Kurultay süreci ve “mutlak butlan” tartışmaları artık yalnızca bir partinin iç meselesi olmak üzere ve muhalefetin çok da gündeminde yer almıyor.Olan Cumhuriyet Halk Partisine gönül vermis vatandaşlara oldu.Siyaseti idealler için değil kendi koltukları için yapan CHP vekillerine döndü.Kılıçdaroğlu ekibini vur Özgür Özel Ekibine .Yılmaz Özdil doğru mu söyşüyordur inanamıyorum darken ne kadar doğru söylediğini Ali Mahir Başarır ŞuLE Aydin’a verdiği röportajda gayette güzel anlattı.Şule hanım ne kadar profosyonel sorular sordu milletin sesi olduysa Mahir Bey’de bir o kadar kötü bir savunma yaptı.Özrü kabahinden beterdi.Koltuklarını düşünerek siyaset yaptıklarını anlattı.Türkiye geleceğini değil sınıf başkanı Özgür Özel’in lisedeki kankası havasında dostluklarını izledik.CHP’ye gerçekten yazık oluyor.Yeni bir yapılanma olmalı ama bu ne Kılıçdaroğlu ne de Özgür Özel …
Parti Meclisi üyelerinin istifaları, olası yeni kurultay ve hukuki sürece ilişkin farklı değerlendirmeler yalnızca siyasi dengeleri değil, kurumsal meşruiyet algısını da etkiliyor.
Burada hukuki değerlendirmeyi yapacak olan elbette mahkemelerdir.
Ancak siyasetin de hukuk kadar önemli bir sorumluluğu vardır: Kurumsal güveni korumak.
Toplumun önemli bir kesimi artık siyasetçilerin birbirleriyle hesaplaşmalarını değil; enflasyonu, yatırımı, eğitim sistemini, gençlerin gelecek umudunu ve Türkiye’nin küresel rekabetteki yerini konuşmak istiyor.
Çünkü sürekli kendi içine kapanan siyaset, ülkenin geleceğini konuşacağımız zamanın ruhunu yani (Zeirgeist) tüketiyor.Tükeniyoruz umutlar ve güven tükeniyor…
Fakat benim aklıma başka bir Alman atasözü daha geliyor;
“Vertrauen kommt zu Fuß und geht zu Pferd.”
“Güven yürüyerek gelir, at sırtında gider.” Ve Türkiye’de ne olur ;
Siyasete güven biter…
Güven ekonomiyi bitirir…
Ekonomik kriz ülkeye yatırımı bitirir…
Yatırım yoksa gençliği bitirir…
Gençlik güvenmez ise …Aidiyet kaybolur …Hadi o zaman soralım mı?
Kim Avrupa’da Amerika’da Kanada’da da İsviçre’de yaşamak ister? Belki buradan muhalelefet birazcık muhalefet yapabilir …Yapabilir mi?
Haklısın yapamaz …
İhale alır…
Arazi alır …
İnşaat yapar…
İktidar da herzamanki gibi seçim sihirbazı olarak siyasi iletişimi muhteşem sürdürür…Entellektüel oku yazar bir yüzde 10’luk dilim de kendi çalıp oynar, bir yerinden tutup da muhalefeti acaba ayakta tutar mıyız diye yazar çizer…Acaba şu an kendi sesinizi duyuyor musunuz yankılanıyor değil mi?
Kalın Sağlıcakla …